• AHMET YAVUZ: “H. SAİT ÖZŞANLI UNUTULMASIN”?

    AHMET YAVUZ: “H. SAİT ÖZŞANLI UNUTULMASIN”?
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Unutmak moda oldu, günümüz insanında,

    İyilikler kaybolmaz yüce Hak divanında.

    Kimi eser bırakır, kimi güzel bir isim,

    Kimini unutturmaz “barış” denilen resim!..

    MM

     

    AHMET YAVUZ: “H. SAİT ÖZŞANLI UNUTULMASIN”?

     

    Yaşadığı dönem içinde ününü bütün dünya duydu, öylesine duydu ki “Nobel” barış ödülüne aday dahi gösterildi, çünkü yalnız Diyarbakır ve çevresinde değil, bölgemizin tamamında ne kadar “küskün” aile varsa onları barıştırmaya koşuyor ve başarıya ulaşıyordu.

    Ailelerin küskünlüğü öyle basit, önemsiz olaylardan değil, “kan” akıtılmış, insanların bir kısmı hapishaneye, bir kısmı “öte” aleme gitmiş, aralarında “barış” umudu kalmamış, yeniden kan döküleceği ihtimali hep var olmuş iken merhum H. Sait Özşanlı devreye giriyor ve onları barıştırıyor, kucaklaştırıyor, Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimin altında bir “köprü” kurarak onları “barış” ve “kardeşlik” sahiline çıkarıyordu.

    Bu zatın vefat ettiği gün cenazesi etrafında oluşan tablo hala gözlerimizin önündedir, binler on binler ta uzaklardan dış ülkelerden gelerek onu sevgiyle, saygıyla öte aleme yolcu etmişti, kısaca şöyle diyebiliriz o bir cemiyet adamı idi, kendi kişisel işlerinin arkasında değil, toplumsal meseleler üzerinde çalışıyordu, bu çalışmaların en başında şüphe yok ki yukarıdan beri sözünü ettiğimiz “barış” adımları geliyordu.

    Mesleği kasaplıktı merhumun ancak ruhaniyetinden af dileriz böyle demekle çünkü o meslek olarak barış severliği seçmişti, H. Sait Özşanlı meslektaşları arasında da seviliyor ve “kasaplar derneği başkanlığını” da onun uhdesine yüklüyorlardı, Diyarbekir giderek büyüyen ve kabına sığmayan bir şehir olmaya başlamıştı, civar il ve ilçelerden göç ederek gelenler arasında vefat edenlerin taziye hizmetini görmelerine şehir evleri ve apartman daireleri el vermiyordu ve bu duruma bir çözüm getirilmeliydi.

    O çözümü merhum H. Sait Özşanlı örnek bir “taziye evi” kurarak gerçekleştirdi ve taziye evleri çığ misali büyümeye, çoğalmaya başladı, bugün şehrin bütün kesimlerinde, ilçelerinde, hatta köylerinde bile taziye evleri vardır, civar iller de bu örnekten hareketle “taziye” evleri kurmaya başladılar, lakin içlerinde merhumun kurduğu ilk taziye evi gibi “morgu” ile

    “ambülansı” ile, bayanlar bölümü mücehhez bir taziye evi henüz kurulmadı, o örnek taziye evi olma özelliğini hala koruyor..

    Merhumu biz unutmadık, unutulmasın için kalemimizin gücü nispetinde yazdıklarımızda kendisine yer verdik, biz merhumu unutmadığımız gibi daha başka unutmayanlarının da olduğunu 05.08.2019 günü ilimize “başsavcı” olarak atanmış olan Sayın Ahmet Yavuz’a: “hoş geldiniz, yeni göreviniz hayırlı olsun” ziyaretine gittiğimizde gördük.

    Bir ara söz Merhum H. Sait “Özşanlı’dan” açıldı, başsavcımız daha önceleri de bu şehirde bulunduğu için şöyle dedi: “Bu zatın adına bir film veya belgesel çekilebilir, ismi bir caddeye verilebilirdi, zira unutulmaması unutturulmaması gereken bir isim olarak değerlendirilebilirdi” dedi.

    Başsavcımızın bu şekildeki sözleriyle dile getirdiği istekler ve temennilere katılmamak ne mümkün, tekrar saygı ile anılmaya ve “rahmet”” dilemeye vesile olması için konu başlığımızdaki başsavcımızın “H. Sait Özşanlı unutulmasın?” şeklindeki sözlerine biz de “hayır unutulmasın” cevabını vermeye çalıştık, zira bu şehrin kültürüne hizmet eden, katkı sağlayan insanların unutulmasına gönlümüz elvermiyor, umarız bu konuda bir şeyler yapabilecek olanların da gönlü el vermez de bu güzel insanın adı bir şekilde yaşatılır.

    Selam ve dua ile.

     

    DEPREM – 2 –

    Mışıl mışıl idi uykular, tatlı,

    Rüyalar toz pembe, umutlar taze.

    Çok renkli binalar üst üste katlı,

    İtalyan koltuklar, billur avize.

     

    Şurası salondu, burası mutfak,

    En son model idi yatak odası,

    Seramik tuvalet, banyo çok sıcak,

    Henüz alınmıştı şu genç odası.

     

    Ödenmemiş çekler, senetler vardı,

    Nakitler dövizler, zümrüt takılar.

    Şurada nofrost bir dolap vardı,

    Karşıki binada yeni komşular.

     

    Abdullah beyler, Gülsün hanımlar,

    Mutluluk tablosu evlerindeydi.

    Elmalar kızarmış, dalda salkımlar,

    Narlar Faruk beyin bahçesindeydi.

     

    Henüz bitirmişti beş katlı evi,

    Caymazların oğlu şu Hacı Recep.

    Polis Oktay bitirmişti nöbeti,

    Yükünü almaya hazırdı şilep.

     

    Daha nice nice araba, villa,

    Han, hamam, apartman kıymetli yapı,

    Zemine talimat: “depren ve salla!..

    “Yıkılsın temelden binlerce yapı”

     

    Enkaza dönüştü şu mamur dünya,

    Hayaller, umutlar göçük altında.

    Bölündü uykular, bölündü rüya,

    Sevaplar, günahlar insan sırtında.

     

    Bir uyarı olsun ibret alana,

    Dönüşler başlasın en kısa yoldan.

    Gözyaşı ve hasret arta kalana,

    İzmit’ten, Bursa’dan ve İstanbul’dan.

     

    Küçük kıyamettir kopan aslında,

    Nefsi-nefsi diyor anayla - baba,

    Minnacık yavru göçük altında,

    Akla gelmez oldu altın ve para.

     

    Gönlümü aşkınla depret Allah’ım,

    Günah enkazının altındayım ben.

    Acı bana çünkü çoktur günahım,

    Esirgeme, lütfunu, affını benden!..

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 31.08.1999

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen