• ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUKLAR

    ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUKLAR
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Muhtaç imiş komşular birbirinin külüne,

    Yardıma koşarlarmış işlerin en müşkülüne.

    İcat oldu apartman komşuluklar bozuldu,

    Ölüp giden komşular mezarında üzüldü!..

    MM

     

    ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUKLAR

     

    Bizler, yani "yakın tarihin tanıkları" olan bizler, yaşadıklarımızı, yaşarken gördüklerimizi, görürken öğrendiklerimizi bir şekilde açıklamamız gerekir ki, yakın geçmiş karanlıkta kalmasın..

    Yıllardır bu yakın tarih tanıklığımızı yerine getirmeye çalışıyoruz, bazen bize soruluyor cevaplıyoruz, bazen sorulmadan kendimiz anlatıyoruz, bugün yine yakın tarihe gidecek bazı komşularımızı hatırlayacak, eski "komşuluk" lardan örnekler vermeye çalışacağız.

    Sevgili peygamberimiz mübarek sözlerinden birinde: "Bana komşu hakkından o kadar çok söz edildi ki komşu komşuya mirasçı olacak sandım" der, bu mübarek sözleriyle komşuya ve onun hakkına riayet edilmesi gerektiğini bildirir..

    Diyarbekir'li komşu hakkına çok ama pek çok riayet eder, onun sevinciyle sevinir, hüznüyle hüzünlenirdi, sur içindeki daracık küçelerin geniş avlulu evleri birbirine bağlı oluşundan olacak hepsi "bir ev halkı" gibi yaşarlardı.

    Nitekim dikkatlice dinlenirse bir türküde şöyle der: "murat gilin damından hoplayamadım" çünkü murat gilin damıyla damları bitişiktir, eğer yaralı bir halde kendi evlerine girecek olsa, olayın şekli değişecek diye düşündüğü için önce Murat gilin damından avlularına hoplayayım, orada yaramı sardırayım, daha sonra kendi evime gideyim diye düşünülmüştür..

    Yaşanan bir olaydan alınmıştır bu türkünün sözleri, şimdi bizim anlatacaklarımız da yaşanmıştır bu şehirde komşu ve komşulukları anlatan sözlerimiz..

    ***

    O dar küçelerden birinde sıkıntılı günler yaşanmaktadır, evin genç oğlu evlenecektir, ancak elde avuçta bir şey yoktur, nasıl etsek de bir yerden "bin" 1000 lira borç bulsak bu çocuğu baş-göz etsek? O günler kredi kartlarının olmadığı, bankaların insanlara “ihtiyaç” kredisi vermediği günlerdir ve yine o günler yüce dinimizi teşvik ettiği “karz-ı hasen” borçlanmalarının olduğu günlerdir.

    Uzaklardaki çok yakınları olan birinden istenir o para, ama olumsuz cevap gelir "param yok" diye, hani derler ya: "Evlenene ev alana Allah yardım eder" diye, Diyarbekir'li komşuluğu çok önemsediği için "dar" zamanda yardıma koşmasını sever, o evin iki üç ev ötesinden bir genç hanım gelir evlenecek gencin evinin kapısını çalar, evin hanımıdır kapıyı açan:

    - Buyur kızım der, bir şey mi lazım?

    - Hayır teyze, biz duyduk ki siz düğün yapacaksınız, bin liraya ihtiyacınız varmış kocam dedi ki bu para şimdi bize lazım değil, götür ver işlerini görsünler bize de sonra ödesinler!..

    İşte Diyarbekir'de komşu ve komşuluktan bir örnek!

    ***

    Şimdilerde "kutlu doğum" deniyor, sevgili peygamberimizin dünyaya teşrif ettikleri ay geldiğinde, o zamanlar "mevlid ayı" denilir ve hemen her evde mevlid okutulurdu, tabii akla müslümanların evi gelir değil mi, "Beyzar" hanım “gayrimüslimdir” ama komşuluğu önemsemektedir, kapı kapı çalar sokağındaki evleri yani komşularını "mevlid"i dinlemeye davet eder kendisine:

    - Beyzar hanım sen Müslüman değilsin mevlid okutmak niye? diye sorulduğunda:

    - Ben Müslüman değilim ama Müslüman komşularım var!..

    ***

    Yine mevlid ayında yaşanan bir komşuluk olayı, ailece "görme özürlü"dürler, geçimlerini zar zor karşılamaktadırlar, bir bulgur çekme makinaları vardır, bir de yaz aylarında evin erkeği şehir evlerinde "kuyu paklayıcı" mesleğini yapar, o zamanlar her evde kuyu vardır ve kuyular durgun su olduğu için haliyle kirlenir, içinde çeşitli bakteriler ve böcekler oluşur ki temizlenme bu yüzden yapılır.

    Bulgur çekerek geçimlerini sağlayan o ailenin evinde Ramazan ayına girildiğinde komşulara bir iftar yemeği verilir, sofralarında ise "nefis bir bulgur pilavı ve yanında pekmez şerbeti vardır" bu sözlerin sahibi hala o pilavın ve o şerbetin tadını unutmayanlardan olduğunu söylerken Diyarbekir'de komşu ve komşuluklar böyle idi diye de hatırlatır..

    Sözün başında bazı komşularımızı hatırlayacağımızı ifade etmiştik, o günlerin güzel insanlarını ismen sıralamaya çalışsak bize ayrılan yerin sınırını aşarız diye düşündüğümüz için bir tanesini ismen, diğerlerini kalben hayırla yad edelim, "Radyocu Eşref" diyelim, merhum şark bülbülümüz Celal Güzelses'in eserlerine karşı gösterdiği titizlikle tanınan bu güzel insanın dükkanı bizim evimizin bulunduğu sokakta ve evimizin hemen karşısında idi, o zamanlar radyo bütün evlere girmiş, haliyle arızalanabiliyorlardı, böylece radyo tamirciliği diğer meslekler gibi halk tarafından aranan bir meslek olmuştu.

    Radyocu Eşref Atay'ın dükkanına müşterilerinden ayrı olarak bir ziyaretçisi daha vardı ki onu da hayırla yad edelim, şark bülbülümüzün büyük oğlu Haluk Güzelses..

    Haluk bey geldiğinde biz, Eşref Atay'ın sesini dinlerdik, çünkü Güzelses'in oğluna babasının eserlerini kendisi okuyarak dinletirdi.

    TRT Haber kanalı Diyarbekir’le ilgili bir program çekimi yapacaktı, şahsımı aradılar ve sabah 08’de Mardin kapısında başlayan çekimleri öğle ezanı okununcaya kadar sürdü, hem yürüyor hem de anlatıyordum ki bir ara komşuluklardan söz ettim ve o eski komşuları bugün aradığımızı söyledim, çünkü bugün aynı apartmanda oturanlar birbirini tanımıyor, bayram da kapısını çalmıyor, hatırını sormuyor, zaman aynı zaman ama değişen insan ve onların benimsedikleri kültürdür değişen..

    Selam ve dua ile

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen