• YALANCILAR KAHVESİ!..

    YALANCILAR KAHVESİ!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Mezar bize şunu der: “sen sanki yaşamadın,

    Cesedin toprak oldu, bende yaşıyor adın”

    Kabristan da geçici, ondan ötesi ebet,

    Ebediyet yurdunu herkes görecek elbet!..

    MM

     

    YALANCILAR KAHVESİ!..

     

    Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Şems-i Tebrizi iki can dostu, Şems Mevlana’ya ilham kaynağı, sohbetleri doyumsuz, birbirlerinden hiç ayrılmazlar gibi bir görüntüleri var, bir gün Şems Mevlana’ya der ki: “ben bir seyahate çıkacağım” Mevlana nereye gideceğini sorar ve “Bursa’ya” cevabını alır, Mevlana der ki, ben senin sohbetini özler, Bursa’ya gelirsem seni Bursa’da nerede bulabilirim?”

    Şems: “beni yalancılar kahvesinde bulabilirsin” der ve ayrılırlar.

    Bir zaman sonra Mevlana bu can dostunun özlemini duymaya başlar ve Bursa’ya gitmeye karar verir, Şehirlerarası ulaşım bu günkü gibi kısa ve kolay değil, at veya deve sırtında günlerce, haftalarca yol gidilir, konu dost ziyareti olunca her türlü yol zahmet ve meşakkatine katlanılır, Mevlana’da katlanmış zahmet ve meşakkate, Bursa’ya varmış ve sormuş Bursa’lılara: “Yalancılar kahvesi nerede?” diye, kendisine “burada böyle bir kahve yok” denmiş, bunca yolu aşarak dostuna kavuşmak üzere geldiği Bursa’da kime sordu ise aynı soruyu: “Burada yalancılar kahvesi diye bir kahve yok” cevabını almış, dost olmayınca şehir Bursa olmuş neye yarar, üzüntüsü içinde Bursa’dan ayrılmaya karar verir ve gitmeden Bursa kabristanını bir ziyaret edeyim diye düşünmüş ve kabristana gitmiş, bir de ne görsün?

    Şems bir mezarın başında oturmuş Kur’an-ı Kerim okuyor, selamlaşmışlar, Mevlana hiç sitem etmemiş, dememiş Şems’e “bu kadar yol geldim, zahmetler çektim, kime sordu isem bilmedi senin söylediğin yalancılar kahvesini, söyler misin bu ne iş, bu ne sır?” Şems: “Görmez misin kitabeler ne söyler, padişahından kapı kuluna kadar bir sürü lakap ve unvan sahibinin ismi var lakin kendisi yok, burası yalancılar kahvesi değil de nedir?” Bu iki güzel insan böylece güzel bir nasihat ederler insanlara, çünkü büyüklerin her hareketinde, her sözünde yine büyüklük vardır.

    Yunus bir kabristanı gezerken: “ne söylerler ne bir haber verirler” der, bir insanın doğumundan vefatına kadar, ya da yüz yaşına kadar bütün ömrünün edebi bir lisanla mısralaştırıldığı “yaş” destanının sonunda “geldi geçti şimdi yalana benzer” denmiyor mu, Necip Fazıl merhum bunca eserinin yanında bir de “roman” yazdı ve adını da “aynadaki yalan” diye bıraktı, bütün bunları topladığımızda insan bu dünyadan göçerken mutlaka yalan olmayan gerçeğe ermek durumundadır, bilmesi gerekir ki “Baki” olan sadece Allah’tır, O’na yürekten inanan ve O’nunla dost olanlardır ki ebedi mutluluğa ererler.

    Yalanı gerçeğe çevirebilmenin yolu dünyadan geçiyor, akıl sahipleri bu dünyada gördüklerinden ibret alıyor ve buradaki hayatın sadece yemek, içmek ve diğer zevklerden ibaret olmadığını Mevlana’nın “ey oğul ne zamana kadar mutfakla tuvalet arasında gidip geleceksin” sözlerinden anlıyor, ebediyet yurduna gidildiğinde ebedi mutluluk evi ile ebedi mutsuzluk evini görüyor, kendisi fırsatı kaçırdığı için mutsuzluk evinin yolunu görünce “ah ne olurdu ben burada şu hayvanlar gibi toprak olsaydım dememek için gerçeğe yönelmek durumundadır, mezarlık “yalancılar kahvesidir” o kahvenin ötesi gerçeğin yaşandığı yerdir.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen