• ÜRETİRDİK TÜKETİRKEN!.. (*)

    ÜRETİRDİK TÜKETİRKEN!.. (*)
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Hazırı satmak varken üretim unutuldu,

    Alın teri dökmeden kazanç yolu tutuldu.

    Eskiden “usta” vardı, şimdi ise satıcı,

    Müşteriyi aldatan kendini aldatıcı!..

    MM

     

    ÜRETİRDİK TÜKETİRKEN!.. (*)

     

    “…İhracat için uygun olan yerli imalatlar arasında Diyarbekir’lilerin “maroken” derisi en önemlisidir. Mardin ve Siirt’in tabakhaneleri ürünlerinin kalitesi açısından Diyarbekir’inkilerle yarışamaz. Ki, bu ürünlerin bir kısmı ciltçilik gibi işlerde kullanılırdı..”

    “Sanatkarlar şehriydi” bu şehir aynı zamanda.. Hala kulaklarımdadır desem inanın çoğu Diyarbekir küçesindeki evlerden yükselen mekik sesleri..”İpek böcekçiliği” öylesine gelişmiş ki bu kentte, dış ülkelere bile ihraç edilirmiş Diyarbekir ipeği..

    “Sinek pazarında” “Han çepekte” ve daha bir çok küçedeki evlerde üretilen bu ipeğe hanımlar büyük rağbet gösterdikleri için en çok tutunan mesleklerden olmuş ipek böcekçiliği.. Yalnız ipek böcekçiliği mi vardır Diyarbekir’de? Hayır!.. Diyarbekir hem üreten, ürettiğinden tüketen bir şehirdir aynı zamanda..

    Her bir mesleğin de kendine özgü çarşısı vardır bu kentte..Mesela “kuyumcular” bu eski ustaların bazılarının dükkanları hala durur ve o dükkanların üst kısımları atölyedir..Bu atölyelerde sanat öylesine şaheserleri üretilmiş ki, ta Bağdat’tan gelmişler ve oradaki “Sultan Abdülkadir-i Geylani (k.s.) hazretlerinin türbesine konacak altın ve gümüş işlemeleri buradaki sanatkarlara yaptırmışlar. Ayrıca Konya’daki “Mevlana” türbesinin de gümüş işlemelerini Diyarbekir’li gümüş ustaları yapıyor. Kudüs şehrinin kapısına çakılacak 40.000 tane çivi burada yapılıp gönderilmiş..

    “Kunduracılar” çarşısına girdiğinizde bir köşede su içinde yumuşatılmaya bırakılmış “gön” ü görür, ellerde çekicin nasıl bir ahenkle kunduranın tabanına inip kalktığına şahit olurdunuz o zamanlar yaşamış olsaydınız.. “Sayacılar” ayrı, kunduracılar ayrı.. iki meslek birbirini tamamlayan mesleklerdir..Şimdilerde ne sayacı kaldı, ne kunduracı!.. Hep hazırdan satılıyor.. Başka kentler üretiyor, biz tüketiyoruz..Ya biz boşuna mı “feryat” ediyoruz. Bu gerçekleri hatırladıkça “fiskaya” başına gidip haykırmak geliyor içimizden “Neredesin yitik şehir Diyarbekir?” diye..

    “Aktarlar” Bunlar bir kısım baharat çeşidini burada yetiştirseler bile bir kısmını da Halep’ten getirtirlermiş..Eski aktarlardandı “Kör Yusuf” kendi gitti adını bıraktı. “Eczacılar” bile ilaçlarını kendileri yaparlarmış.. .

    “Demirciler” çarşısı hala durur, birkaç tane demirci bulunur bu çarşıda.. Oysa bu çarşı bir zamanların ziraatçısına, marangozuna, inşaatçısına gerekli malzemeleri üretirmiş.. Hatta rivayet edenler derler ki: “Musul kalesinin inşası için gerekli olan 40.000 adet çivi “ bu çarşıda üretilmiş..O çivilerin nasıl bir şey olduğunu merak edenler bir kanadı koparılıp çalınmış olan “Urfa” kapısının dizine kadar betona gömülmüş kalan tek kanadına bakabilirler.. “Mardin kapı” ve “saray kapı”da da var bu çivilerden..

    Diyarbakır’ın “Bezzazları” “manifaturacıları” “Gazzazları” “dabbağları” “yemenicileri” “anahtarcıları” ki, ismi hala dillerde dolaşan anahtarcı ustası “Mitiloğlu” dur..Diyarbekir evlerinin küçe kapılarında hep bu ustanın elinden çıkmış anahtarlar bulunurdu.. Bu ustaya ait bir “sandık anahtarı” ile bir “asma” anahtarını saklarım hatıra eşyalarımın arasında.. Ünü her yanı sarmış Diyarbekir’de üretilen kılıçların, hançerlerin, bıçakların, çilingirlerin.. “Kazancılarının” kazanlarını yapamazmış her memleketin ustaları.. Bakırı adeta konuştururlarmış..

    Kervanların biri gider,. biri gelirmiş Diyarbekir’e..Gelirken boş gelmez, giderken hiç boş gitmezlermiş.. Burada üretilen ipekleri, pamuklu kumaşları, sahtiyanları, Diyarbakır kırmızısını taşırlarmış başka diyarlara.. hatta Paris’e bile götürülürmüş buranın ipeklisi, pamuklusu… Neden “feryat” ettiğimiz sanırım daha rahat anlaşılıyordur..

    Bazı mesleklere sadece dokunduk Diyarbakır ürettiğinden tüketirdi derken.. Meraklıları seyyahların hatıralarında, eski salnamelerde ve daha birçok yerde bulabilirler bu kent hakkında bizim yazamadığımız özellik ve güzellikleri.

    Bakınız bu seyyahlardan Evliya Çelebi’nin anlattıklarına: “ Diyarbakır’da işlenen kılıç, gaddare, hançer, bıçak ve kuyumcu işleri, kırmızı bezi, gül-şeftali sahtiyanı, pabucu, mesti ve çizmesine paha biçilemez.,” Bu sözler öyle dünyayı görmeyen, bilmeyen, oturduğu yerde yazan birisine ait değildir.. Evliya Çelebi’ye aittir ve calib-i dikkattir..

    (*) Bibi’nin Diyarbekir feryadından.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen