• ÜNİVERSİTELİLERİN ÇİLE GERÇEĞİ?

    ÜNİVERSİTELİLERİN ÇİLE GERÇEĞİ?
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    “Rutin” hale gelmesin, vaktinden önce seçim,

    Pahalılık önlensin, önce gerektir geçim.

    Birileri durmadan, erken seçim der durur,

    Gündemde kalsın diye seçim sözü savurur..

    MM

     

    ÜNİVERSİTELİLERİN ÇİLE GERÇEĞİ?

     

    Öyle bir anlayış çöreklendi ki zihinlerimize, yüreklerimize, “farz” gibi gördük “yüksek tahsil” yapmayı, olmazsa olmaz dedik her hangi bir üniversiteden “diploma” almayı, sanki ufuklarını kararttık gençlerin böyle yapmakla, onlar da “mademki böyledir” diye düşündü, ağırlık verdi derslerine, okuldan okula, sınavdan sınava girdi ve nihayet yüksek puan almak için gece gündüz ders çalıştı ve başardı, yaptığı tercihe göre bir fakülteye kaydını da yaptırdı.

    Bu aşamadan sonra nihayet duruldu ve “çilesi” noktalandı gibi oldu ama esas çile bir fakülteye kaydını yaptırdıktan sonra başladı, zira en az dört yıl boyunca kalacağı yer oldu çilesinin adı, resmi yurtlar talebin onda birini ancak karşılayacak sayıda, özel yurtlar ateş pahası, kala kala “ev” kiralamak kaldı, tek başına kirasına yetmeyince ailesinin kendisine gönderdiği/göndereceği para o zaman ne yapacak benim gencim, kendisinin durumunda olan bir veya birkaç arkadaş bulacak ki ev sorununu çözmüş olsun, bundan sonra çile biter mi?

    Biteceğini sanmıyorum, çünkü ev arkadaşlarıyla “uyum” sağlayamazsa, her biri ayrı telden çalarsa, kimi “hijyen” der titiz davranırken kimi de “adam sende dünyaya bulaşık yıkamaya mı geldik” dercesine bir tutum sergilerse, hele bir de ideolojik farklılık varsa bu ortamda derslere nasıl ağırlık verilecek sağlık nasıl korunacak?

    Yüksek öğrenim gören gençler için “yurt” meselesi gerçekten çözüm isteyen önemli bir meseledir, çok azda olsa bazı aileler görüyoruz çocuğunun okuyacağı şehre gidiyor bir ev kiralıyor ve böylece çözüyor oğlunun ya da kızının “ev” meselesini, bu mesele aileleri “gaile” olarak düşündürüyor, ama üniversite yönetimlerini düşündürmüyor, onlar kendilerini bu meselenin dışında görüyorlar, oysa her üniversite kabul edip kaydını yaptığı öğrenciler için “yurt” yapma zorunda olsa, bu mesele böyle “çile” sebebi olur muydu?

    Yeni evlenenlerden istenen “üç çocuk” zorunlu değil, ancak çiftlerin inisiyatifinde olan bir husus, faraza bu tavsiye tutuldu ve üç çocuk sahibi olundu, bu çocukların liseyi bitirmelerine kadar geçecek zaman ve aşamalar hep ailelerin yanında olacak, ondan sonrası mı?

    Ondan sonrasını yukarıdan beri anlatmaya çalışıyoruz, ondan sonra “çile” üstüne “çile” döneminin başlaması ve devam etmesidir, şu hususu da unutmayalım, her şeye rağmen gencimiz “çile” duvarını aştı ve mezun oldu, bir başka çilede bundan sonra başlayacak o gencimiz için çünkü “iş” arayacak, oysa daha küçükken ne kadar çok anlatıldı kendisine “bir iş sahibi olabilmek için üniversite diplomasının şart” olduğu, o bu şartı yerine getirdi fakat iş bulacağının zannı içindeyken “iş” aramaya başladı, diplomasını cebine koyduğu “branş” sanki fuzuli bir branştı, istenmiyordu o okuldan mezun olanlar, oysa kendisi de “bir öğretmen” kadar bilgi yüklemişti beynine, “dizine” vurmaya başladı on binlerce öğretmenin bir anda ataması yapılırken kendisine düşen onları ekranlardan seyretmek oluyordu.. Türkiye’nin acil çözüm isteyen bir “gerçeğini” dile getirmeye çalıştık, acaba yanlış mı yaptık, yoksa sürçü lisan mı eyledik, öyle ise af ola!..

    Selam ve dua ile.

     

    Aradan 20 yıl gibi bir zaman geçti, fakat unutulmadı Kocaeli’nde ve civar illerde yaşanan deprem, o günlerde kaleme aldığımız deprem şiirlerini sizlerle üç gün boyunca paylaşmak istedik:

     

    DEPREM – 1 –

    Gece sat üç gibi,

    Hava serin mi serin,

    Uyanmaksa güç gibi,

    Uykular tatlı derin.

     

    Yeryüzü beşik gibi,

    Bağı koptu yerlerin,

    Kim bilir durur belki,

    Hak emrini bekleyin.

     

    Denizde hareket var,

    Görmediği gözlerin.

    Binalar kat kat mezar,

    Feryat, figan ve enin.

     

    Fuhuş, isyan ve zulüm,

    Olmadık yer gösterin.

    Fay hattı sebep gülüm,

    Görmez gözü bizlerin.

     

    Kıyamete benziyor,

    Misalidir mahşerin.

    Ölüm ev ev geziyor,

    Vakit tamam can verin.

     

    Kimse sahiplenmesin,

    Sahibi var yerlerin.

    Görünsün, görünmesin,

    Yıldızların, göklerin.

     

    Deprem tek korkusudur,

    Gaflet yüklü bizlerin.

    Ölüm cana pusudur,

    İninde derinlerin.

     

    Aslında her bir deprem,

    Haberi ötelerin.

    Tövbedir gerçek önlem,

    Mesajı ayetlerin.

     

    Yerinde yeller eser,

    Şimdi güzel evlerin.

    Deprem kılıçtır keser,

    Hızlarını devlerin.

     

    Deprem kırar kibrini,

    Çağdaş kibirlilerin.

    Kökten yıkar evini,

    Zalim müdebbirlerin.

     

    Kimindir dersen cennet,

    “Allah bir” diyenlerin.

    İki dünyada zillet,

    Bilcümle kafirlerin.

     

    Masum canlar ölse de,

    Cilvesidir kaderin.

    Kefensiz gömülse de,

    Firdevsi haber verin.

     

    Şehitlik Müslümana,

    O’na muştular deyin.

    Dönüşür artılara,

    Depremle eksilerin.

     

    Şehidin makamı var,

    En üstünde göklerin.

    Şehitleri arzular,

    Ağuşu peygamberin!..

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 13.09.1999

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen