• SÜT YOĞURT MUHABBETİ!..

    SÜT YOĞURT MUHABBETİ!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Serbest piyasa demek “keyfi” demek hiç değil,

    Allah korkusu yoksa korkmayan olur sefil.

    Sanki gizli bir el var, cebimizden çıkmayan,

    Soydukça soyar halkı, eylemine bıkmayan.

    MM

     

    SÜT YOĞURT MUHABBETİ!..

     

    “Devlet tavuk yumurta satar mı?” denilerek “özelleştirme” fırtınası estirilmeye başlandı, ve sanki özelleştirilmeyen hiç bir şey kalmadı, doğrudur devlet tavuk yumurta satmasın ama, denetimini de tam yapsın, fırsatçılara gün doğmasın, birileri bir şekilde “malı” götürmesin, kısacası vatandaşa eza çektirilmesin, insanlar bedeli ile istedikleri zaman istedikleri ürüne ulaşmakta zorluk çekmesin…

    Yaz aylarında Diyarbekir çok sıcak olduğu için “yoğurt” tüketimi çok olur, bazen ele geçmez, ancak şu anda kış olmasa da soğuklar başladı, yoğurt tüketimi haliyle azaldı, buna rağmen “yoğurt yok” ya da “kalmadı” denilebiliyor, bir iki esnafa sebebini sorduğumda şöyle dediler: “köylü sütünü işlemeden satıyor” dendiğinde: “peki kim alıyor köylüden sütünü? Diye sorunca: “bazı belli firmalar alıyor, kendileri işliyor ve marketlerinde pazarlıyor” bir nevi “yol kesicilik” yaşanıyor, köylü ilk etapta haklıdır, çünkü müşterisi hazır, parasını tıkır tıkır alıyor, niye o kadar zahmet çeksin ki?

    Alan razı satan razı olunca yoğurt, peynir gibi süt ürünlerine ihtiyaç duyanlar haliyle razı değil, razı değil çünkü alışa geldiği ağız tadını bulamıyor marketlerden aldığı ürünlere yüksek fiyat ödüyor ve eski günlerin özlemini çekiyor, nasıl eski günlerin özlemini çekmesin ki ilkbahar mevsimine girildiğinde, Mardin kapısında ve melek Ahmet caddesindeki yoğurtçular sabah namazında dükkanlarını açarlar, köylünün getirdiği taze peynirleri, sütü, yoğurdu halka ulaştırırlardı.

    Diyarbekir’li bütün kış boyu kendisine yetecek kadar alırdı taze peyniri, kendisi evinde bir kısmını eritir, bir kısmını salamura şeklinde tenekelere, küplere basar “zerzemin” denilen kilerde saklardı bir nevi “soğuk hava” deposu gibi idi zerzeminler, kış geldiğinde çıkarılır ve sofralardaki yerini alırdı, yoğurt nazik bir gıda olduğu için bekletilemezdi, hemen tüketilirdi, buz dolabı da yoktu o günlerde, ama her evde “lebeni” kazanı vardı yoğurt, döğme (yarma) ve kenger bu üçlü o kazanda birleştiklerinde tadı doyumsuz olan “lebeni” aşı sofraların olmazsa olmazı olurdu, evde yemek pişmese idi lebeni doyururdu insanların karnını,

     

    Sur içindeki evler müteahhitler vasıtasıyla şekil değiştirmeye başlayınca, yani o güzelim tarihi evlerin yerine beş-altı- hatta yedi katlı ucube binalar yükselince iç kalede bir tane olan “soğuk hava deposu” çığ gibi çoğalmaya başladı, o günlerde bütün bakkallar “açık yoğurt” da satarlardı, sekiz on kiloluk bakraçlardaki yoğurt öyle bir iki günde tüketilemezdi, ihtiyaç anında en yakındaki bakkaldan kilo ile alınırdı, “market yoğurdu” adı da bilinmeyen tadı da bilinmeyendi.

    Diyarbekir’in anlatılması kitaplar dolduracak kadar güzel ve o ölçüde güzel olan kültür zenginliğinin içinde idi peynir, yoğurt, tere yağı gibi ürünlerle olan ülfeti, şimdi o ülfet “külfet” oldu, çünkü ne bulunuyor, bulunsa da eski tadı yok, üstelik pahalı…

    Söz tekrar “devlet tavuk yumurta satar mı sorusuna geldi, bize göre satmalıdır, çünkü fırsatçıların önünü ancak devlet keser, milyonlarca işsizin iş aradığı bu zamanda her ilde, en azından her bölgede birer devlet üretme çiftliği kurulamaz mı, mandıralar oluşturulamaz mı daha çok kooperatifleşme sağlanamaz mı, “serbest piyasa” deyip fırsatçıların serbestçe köylünün ürününü elinden kapmasına izin verilmemelidir, vatandaş birinci elden alamasa da kooperatiflerin mağazalarından ihtiyacını gidermelidir.

    En azından biz böyle düşünüyoruz!..

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen