• ŞEMSİLER EFSANESİ!..

    ŞEMSİLER EFSANESİ!..
    Mevlüt MERGEN

     

    SÖZÜN ÖZÜ

    Anılır dilden dile şehrin efsaneleri,

    Yoklarız asırları çok uzak seneleri.

    Buğulu ayna gibi, tarih denilen zaman,

    Merak konusu olur içersinde yaşanan!..

    MM

     

    ŞEMSİLER EFSANESİ!..

     

    Aynayı bilirsiniz bir yüzü apaydınlıktır aynanın, diğer yüzü kapkaradır… Arka yüzüne çekilen O ‘sır’ olmasa ayna da ayna olmaz.. Kötü olmasa iyi bilinebilir mi? Çirkini görmesek güzeli tanıyabilir miyiz? İşte Diyarbekir’i mutasavvıflarıyla, alimleriyle, şairleriyle, edipleriyle, fikir ve sanat adamlarıyla dünyaya bir ayna gibi tanıtan ön yüzü böyledir de arka yüzüne baktığımızda bazı karanlık fikirleri, düşünceleri ve onları hayata geçirenleri görmezlikten gelemiyoruz..

    Bazıları ‘Şemsiler’ derken onların ‘Hıristiyanlık öncesi’ inançlarını sürdürdüklerini söylemekte bazıları da ‘kendilerine has’ inançlarıyla birlikte Hıristiyanlık inançlarını sürdürdüklerini ifade etmektedirler. ..Hıristiyanlığın bazı yönlerini reddeden “şemsiler” bu hareketlerinden ötürü de ‘sapık’ olarak ilan edilirler..

    Şemsiler efsanesi hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.. ‘Var oldukları’ dönemlerde Mardin ve Diyarbakır paşalarıyla III. Mustafa ve Diyarbakır’da yetmiş bir gün kalan IV. Murat tarafından baskı altında tutuldukları rivayet edilir.. Bunlara baskı yapanların gerekçeleri ise şöyledir: “Benim ülkemde nasıl olur da hiçbir dine inanmayan ve kitabı bulunmayan bir topluluk olur.. Ya bunları öldürün, yada sürün”

    Öldürülmelerine gerekçe ise şöyledir; Diyarbekir’de bir genç bu şemsilerden birinin kızına aşık olur, kızın da kendisini sevdiğini bildiği için ve hali vakti de yerinde olduğundan evlenmek üzere bu kızı istetir ve fakat red cevabı alır.. Bir çokdefa istetmelere rağmen asla olur cevabı almaz ve o zamanlarda Diyarbekir’de bulunan padişaha (bu VI. Murat olabilir) baş vurur..

    Padişah ilgilenir bu gencin anlattıklarıyla ve kızını vermeyen şemsilerden olan adamı çağırtarak: ‘Sen kızını bu gence neden vermiyorsun, görüyorum ki bu genç evlenmek için her türlü varlığa sahip, kızını seviyor ve kızında bu genci seviyor, sen bir baba olarak kızının saadetini neden istemiyorsun?” Kızın babasının verdiği cevap oldukça dehşet vericidir ve oldukça çarpık ve sapık bir fikrin ürünüdür.

    Der ki: ‘Padişahım siz bir ağaç yetiştirseniz, o ağaç meyve verdiğinde o meyveyi ilk siz mi yersiniz, yoksa başkalarına mı yedirir siniz?’ Padişah hiddetlenir, gazaba gelir ve ‘senin gibi düşünen başkaları da var mıdır?’ diye sorar.Adam ‘Evet bir taifeyiz ve burada yaşarız’ ve bu mülakat Diyarbekir’deki şemsilerin sonu olur..

    Mardin kapısında Gazi köşküne giden yolun sağ tarafı ‘Şemsiler’ diye anılır ki, onlar bir zamanlar burada yaşamışlar.. Tapınakları burada imiş..Bu ‘sapık’ taife hakkında bazı bilgileri sunalım ki, meraklıları öğrenmiş olsunlar.. “Cenazelerini gömerken yanına baston, altın, iğne, iplik, ekmekle şarap koyar ve ölünün kulağına şöyle söylerlermiş: ‘Doğruca cennetin kapısına git, önce ekmekle şarabı ver ki sana kapıyı açsınlar. Eğer bununla yetinmezlerse altını da ver, yine açmazlarsa bastonunla zorla girersin..”

    Günümüz ateistleri de acaba böyle midirler? ‘Satanistler de mi böyle düşünüyor?’ Bilemiyorum.. Ancak Şemsiler hakkında anlatacaklarımız bitmedi. “Şemsiler günahlarının kıllara (tüylere) bağlı olduklarına inanırlarmış. Hatta kendi aralarında biri ölüm halindeyken, onun sakalını, saçlarını ve diğer kıllarını yolarlarmış. Bu barbar davranıştan dolayı ölüm noktasında ve ölümden sonra söylediklerine göre öte dünyaya daha çabuk gitmesini zorlaştırmak için onu sıvı maddeli (kimyasal koruyucu) kuyunun içine atarlar.

    Cennet kapısının girişinde ödemesi için bir altın lirayı avucunun içine koyarlarmış..Yetkili (Yakubi) bir din adamı, onu toprağa gömmek için gelir, fakat onlar tabuta koymadan ve çivilemeden önce cesedin yanına yaklaşılmasına izin vermezlermiş” Dikkat edildiyse hep ‘Miş; mış’ diye bağladık anlatılanları, geç (miş) te kaldığını sandığımız bu tür sapık fikirleri taşıyanlar belki hala dünyamızda yaşıyor olabilirler...Oysa yüce dinimiz İslam bu tür karanlık kafaları aydınlatmak için insanlığa gönderilmiş ilahi bir ışıktan başka nedir ki? Ama şurası da bir gerçektir ki, kumalara gömülmüş kafalar hiçbir zaman ışığı göremezler..

    İslam güneşinin aydınlattığı nurlu yolu görmeyenler ise maalesef günümüzde hala çoktur, sadece hayvanlar için geçmişteki ataları söz konusu olmaz, ancak insanın Hazret-i Adem’e (a.s) kadar uzanan bir ata zinciri vardır ve bu zincir ebediyete doğru uzar gider, ancak kimi hak yolu İslam’ı tercih eder, kimi de geçmişteki şemsiler ve günümüzdeki İslam’ın dışında kalanlar gibi “sapık” yolları tercih ederek cehenneme doğru giderler.

    Selam ve dua ile.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen