• ÖYLE BİR “İTTİFAK” Kİ!..

    ÖYLE BİR “İTTİFAK” Kİ!..
    Mevlüt MERGEN

    HÜLASA-İ KELAM

    Camideki “saf’a” bak, biraz düşün ibret al,

    Her rengin insanı var, söz gerçek olmaz masal.

    Orda herkes eşittir, “takva” ehli müstesna,

    Takva nurdan bir libas giydirilir insana!..

    MM

     

    ÖYLE BİR “İTTİFAK” Kİ!..

     

    Bir müezzin edasıyla gönüller sultanı “Mevlana Celaleddin-i Rumi” her tür insana çağrı yapar ve “gel” der, çünkü çağrı yapılan kapı umutsuzluk kapısı değildir, o kapıya günahkar olarak girilir ve tövbekar olarak çıkılır, o kapıya girenlerin rengine bakılmaz, nereden geldiği de sorulmaz, o kapının sahibinin huzurunda önce “saf” bağlanır, sonra eller, böylece ilahi bir “ittifak” oluşur..

    Mekke’de Beytullah ne güzel bir örnektir değil mi ilahi ittifakın oluşturulmasına, her ırktan, her milletten, her tür günahı işleyenler var orada, orada “dışlanmak” yok, “ötekileştirme” hiç yok, hem sonra kimsenin sorgulama hakkı da yok “sen bir zamanlar şu günahı işlemiş, şu insanlarla birlikte olmuşsun” diye veya sen “şu millettensin ya, senin burada oluşacak ittifakta yerin yok diye,,

    Günde beş kez dünyadaki bütün mescitlerde aynı “ittifak” oluşturulur, aynı tablo sergilenir fakat nedense bazıları bu gerçeği görmezden gelir yanlışa imza atarlar, kullanmak durumunda oldukları yetkilerinde bu yanlışı sergilerler, çünkü şartlanmışlardır.

    Şartlanmışlık kötüdür, o halden kurtulmak zordur, şartlanmış olmanın getirisidir “asimilasyon” yani baskı kurarak “sen sen değilsin, sen aslında bensin, benim gibi olmalısın” ve “kendini inkar et, beni inkar etme” demektir şartlanmış olmak, şartlanmış beyin sahiplerinin yaşadığı bir toplumda çok zordur “ittifak” oluşturmak, aynı mabede yönelmek, aynı safta durup yaratıcının huzurunda el bağlayarak “ilahi” ittifakı oluşturmak..

    Oysa “ebru” ne güzel bir “renk” cümbüşüdür değil mi, hem sonra o renkleri birbirinden ayırmak sanki imkansızdır, çinide ise kırılır, kumaşta ise kesilir yine de parçaların içinde iz bırakarak kendini gösterir..

    İslam, asırlardır bu “ebruyu” oluşturur, yaşatır yaşadığı her ülkede, kendisini red edenleri, istemeyenleri bile kendine çağırır günde beş kez minarelerden, çünkü bu yüce din “kurutuluş” dinidir, ebedi mutluluk dinidir, arındırır kirlenmiş gönülleri, ışıl ışıl eder karanlıkta kalmış ruhları, çünkü onu insanlığa “tebliğ” eden peygamber “ilahi” deyimle “sirac-ı münirdir” tıpkı güneş misalidir, hem kendisi ışıktır, hem de yansıdığı her yere ışıktır, aydınlıktır.

    Ne hikmetse bazı yaratıklar “yarasa” misali ışıktan kaçarlar, karanlık izbe köşelerde ararlar taşlıklarını dolduracak gıdayı, ama güvercin öylemidir ya, ışığı sevmekle kalmaz bulduğu yemi tek başına yemez de, hem cinsleriyle ittifak kurmak ister, görmez misiniz bu güzel kuşların paylaşımını, bir darı habbesinin yanında bile “rabbena, hep bana” demezler de birlikte konarlar o darı habbesinin olduğu yere, “şartlanmış” beyinlerden dışa akseden görüntü, kendinden başkasına “hayat hakkı” tanımaz, bu beyin sahipleri de maalesef dünyamızda ve ülkemizde öylesine çok ki..

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen