• MODA RÜZGARI HİÇ KESİLMEZ!..”

    MODA RÜZGARI HİÇ KESİLMEZ!..”
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Eşyanın her türünde, en çok giyim kuşamda,

    Eskiye sünger çekti, vitrin güzeli “moda!..”

    Birden batılı olduk “birliğine girmeden,

    Bize sanki ”küs” bakar yüzünü çevirmeden!.

    MM

     

    Söyleşiyorum

     

    MODA RÜZGARI HİÇ KESİLMEZ!..”

     

    “Moda” söz konusu olduğunda toplumda sanki “mutabakat” sağlanmıştır, denecektir ki modayı daha ziyade gençler izliyor, giyim kuşamlarını günün modasına göre onlar dizayn ediyor, oysa böyle dediğimizde gençlere haksızlık etmiş olmaz mıyız, çünkü moda artık her yaştaki insanın uymak durumunda olduğu bir “yasa” gibi gereksinim duyduğu halde “modaya uygun olmalı” deniyor!..

    Gündelik hayatta olan her şeyde, mesela renkler, mesela zevkler, bu ikisi için üstelik “tartışılmaz” şartı da getirilmiş, buna rağmen bir artistin, bir futbolcunun, bir mankenin benimsediği renk ve zevk “moda” olabiliyor, Dünyanın her hangi bir yerinde bir berberin yaptığı saç tıraşı bütün dünyada moda olabildiği gibi bir “marka” bile moda kabul edilebiliyor, hele o marka bir çok çeşitli üründe okunabiliyorsa o marka giyildiğinde, eve eşya olarak girdiğinde modaya uyulmuş olmakla başkalarına karşı “övünç” vesilesi bile olabiliyor, aynı markaya benzer ürünü almayanlar ise sanki bir “aşağılık” kompleksine kapılabiliyor, bütün bunları şunun için söylemek sözün doğrusudur; biz kendi kendimizi giderek kaybediyoruz, bir yerde kendi kendimize olan güvenimizi de yitiriyoruz, zevksizliğimizi kabul ediyor, renkleri sanki tanımıyoruz, bizim yerimize birileri giyiniyor, bizim yerimize birileri evimizi dizayn ediyor, bizim yerimize birileri sofrada oturuyor, bizim yerimize birileri tabak kaşık tutuyor, özetlersek; bizim yerimize birileri karar veriyor, oysa hiç zahmet çekmeseler, bizi bize bıraksalar olmaz mı?

    Önce şu hususu belirtmekte yarar var, giyinirken her türlü çirkinlikten kaçınmak durumundayız, bunu yaparken imkanları zorlamak durumunda değiliz, önemli olan halkın arasına karışırken insanları rahatsız etmemek, giysilerimizin temiz olmasına dikkat etmemiz gerektiğine inanırız.

    Gerçek böyle olmakla “moda” inançlarımıza, örf ve geleneklerimize de hüküm edebiliyor, sözlerimiz daha ziyade “moda” meraklıları içindir, bir iki örnekle söyleşimizi noktalayalım:

    “Bey” diyor hanım kocasına ve devam ediyor: “Üç numaradakiler koltuklarını değiştirmişler, günün modasına uygun mobilyalar almışlar, ne dersin biz de değiştirsek mi?” Eğer koca moda meraklısı değilse “hayır” diyemez ama “evet” de diyemez, çünkü söz konusu modadır ve uygunluk ister..

    Ya da bir davetiye gelmiş aileye, bir dostun çocuğunun düğününe gidecekler, hanım: “ben gelmem” diyor, neden diye soran kocasına: “bu yılın modasına uygun düğün elbisem yok da ondan” diyor, oysa gardrobun kanadını açsa: “hangisini giysem acaba?” diyecek!..

    İzlemiyorum ama, kanallar arasında gezinirken gözüme çarpıyor “gardrop savaşları” acaba böylesi programlarla mı tetikleniyor hanımların moda tutkusu, sormadan edemiyorum?

    Tabii bu moda merakı sadece kadınlarda var demiyoruz, her yaştaki insanda görmek mümkün moda tutkunluğunu, sorulabilir bu moda düşkünlüğü, ya da modaya uyma hastalığı nereden geliyor?

    Moda severdir diye kimseleri kınamıyoruz, moda tutkunları da kendileri gibi giyinmeyenleri kınamasınlar, ayıplamasınlar derken istiyoruz ki, biz kendimize dönmeliyiz, bizim geçmişten gelen bir giyim kuşam kültürümüz var, bizim model olarak manevi dinamiklerimiz, hepsinden öte model olarak sevgili peygamberimiz ve onun bütün dünyaya örnek olacak bir aile hayatı var, bizim bu söyleşimiz de “moda”ya uygun değil, çünkü biz;

    “Örtünmek” için giyiniriz, elbise insanı yazın sığacından, kışın soğuğundan korumalıdır, soframızı bizden öncekilerden nasıl görmüşsek öyle kurarız, bizimle yıllanır evimizdeki mefruşatımız, misafirimiz geldiğinde baş köşeyi ikram ederken ona “umduğunu değil de bulduğunu” ikram ederiz.

    Selam ve dua ile.

     

    DEPREM – 3-

    Bu dünya, bu alem ve bu kainat,

    Cümlesi Allah’ın, biz ise kuluz.

    O’nundur cehennem, O’nundur cennet,

    Şimdi anladık ki bizler yoksuluz.

     

    Hayy ve baki olan yalnızca O’dur,

    Mülkümüz var dedik, Malik’e inat.

    Ceza da O’nundur, afta O’nundur,

    O’ndan gelen her şey canıma minnet.

     

    Gönlümü, elimi O’na açarsam,

    Rahmet kapısını O bana açar,

    O’nun gazabından O’na kaçarsam,

    O bana lütfeder, ikramlar saçar.

     

    Deprem sineleri delip de geçen,

    Ateşten bir mızrak, zehirli bir ok.

    İnsan tarlasında cesetler biçen,

    O’nu durduracak hiçbir kuvvet yok.

     

    Korkum ne ölümden, ne de depremden,

    O’nun mülkündeyim, O’ndan korkarım.

    Çok daha yakındır bana annemden,

    O’nu sever, O’na tapar, O’ndan korkarım!..

    MEVLÜT MERGEN

    Ağustos, 1999 Diyarbekir

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen