• MANEVİ DEĞERLER TESCİL EDİLİRMİ?..

    MANEVİ DEĞERLER TESCİL EDİLİRMİ?..
    Mevlüt MERGEN

    İNKAR

    Asırlardır bilinen bu gün sanki bilinmez,

    Gerçeği teslim için, doğrusuna gelinmez.

    Yenilenmek var iken kimi der eski kalsın,

    Bu şehir böyle gelmiş, olur mu böyle kalsın?..

    MM

     

     

    Geçen haftaki bir söyleşimizde “Ben Küçemi Özledim” kitabımızdan alıntı yaparken “Diyarbekir’de inanç turizmi patlaması olur mu?” sorusunu okurlarımızla paylaşmış ve parantez açarak “olmaz” demiştik, bu “olmazın” nedenini ise bir başka söyleşimizde açıklayacağımızı duyurmuştuk, bugün o olmazın açıklamasını yapmak istiyor ve diyoruz ki;

    Anadolu coğrafyası içinde inanç turizmi yönünden en büyük potansiyel zenginliğe sahiptir Diyarbekir, ancak bu zenginliğin değeri sanki bilinmez ve mirasyediler gibi bir algı oluşturulurken, mevcut bilgilerle yetinilerek tamamının tanıtılması veya kabul edilmesi sanki “es” geçilmek istenir, ya da biz böyle düşünmekteyiz.

    Böyle olduğu içindir ki, hemen herkes tarafından kabul edilen ve yeri geldiğinde sadece kamera önünde dillendirilen bu şehrin manevi zenginliği nedense istenen ve beklenen ilgiyi görememekte ve “inanç turizmi” yönünden gönlümüzün isteği dışında bir tablo sergilenmektedir, bunun birçok sebebi olsa da biz “içtenlikle sahiplenilmemek” diye düşünmekteyiz.

    Eğer bu şehrin manevi zenginliği gerçekten sahiplenilmiş olsa idi; bu sözün içini doldurarak belirtmek durumundayız, terör bahanesi ortadan kalktığına göre yurdun her köşesinden insanlar kafileler halinde gelir başta Eğil’deki mübarek peygamber kabirleri olmak üzere, Sahabelerin medfun bulunduğu mekan ve Ulu Camiyi binler değil on binler, yüz binler ziyaret ederdi, biz senelerdir bu şehirde “yerel medya” mensubu olarak “inanç turizmi” istenen seviyeye gelsin isteğinin içinde “karınca kadarınca” uğraş vermekteyiz..

    Bu mücadele çerçevesi içinde “belgeler” sunmak suretiyle “Ukayl b. Ebi Talib (r.a.)” hazretlerinin Diyarbekir’de olduğunu defalarca yazdık, Çarıklı köyündeki türbeye bizzat giderek ziyaret ettik ve önünde fotoğraf çekerek gazetede okurlarımızla paylaştık, yazdıklarımızla denebilir ki sadece Valimiz Hasan Basri Güzeloğlu ilgilendiler, ancak bu ilgilerini nedense dışa aksettirmediler.

    Daha önceki bir yazımızda : “Sayın Valimizin de “galasına” katıldığı Diyarbekir belgeselinin içinde eğer Ukayl b. Ebi Talib yoksa o belgesel nakıştır” demiştik, çünkü her fırsatta değerlendirilmesi gerekmez mi bu şehrin manevi zenginliği, bu yüce zatın bu şehirde bulunması ise zenginliğe zenginlik katacak bir “değerdir”, bu gerçek göz ardı edilmemeliydi, deriz ki, bundan sonra da göz ardı edilmemelidir.

    Şüphe yoktur ki, o “belgesel” büyük emekler verilerek ve iyi niyetle hazırlanmış bir belgeseldir, galasında bulunmadığımız ve CD’sini de izlemediğimiz için fazla görüş belirtmek durumunda değiliz, ancak belgeselin hazırlanmasında emeği geçenlere bir Diyarbekir’li olarak teşekkür etmek de boynumuzun borcudur der ve “dost acı söyler” sözünü hatırlatırız ki sözlerimizin “dostane olduğu biline.

    Kafamızı kurcalayan ve yüreğimizi burkan bazı soruları burada dile getirmek istiyor ve acaba diyoruz, birileri “Ukayl B. Ebi Talib Türbesi için “tescil” edilmemiş” şeklinde sözler mi söylediler, eğer söylemişlerse biz o sözleri söyleyenlere sormak isteriz:

    Bölgemizde her gün yüzlerce ziyaretçisi olan “Üveys’ül Karani (r.a.)” hazretlerinin türbesi “tescil” edilmiş midir, bu “tescil” işlemini gerçekleştirenler bu zatın Bitlis Baykan’daki mekanından başka ülkelerde de türbesinin olduğu ve ziyaret edildiği gerçeğini “yok” mu saymışlardır?

    Urfa kapı yakanında “Gülşeni tekkesi” içinde bulunan ve o türbede olmadığı halde “var” kabul edilen, ancak dünyanın en az yedi yerinde “var” olduğu söylenen “Sarı Saltuk” türbesi için “tescil” işlemi yapılmış mıdır? Yoksa bunlar için tescil gereksiz görülmüş de sadece “Ukayl b. Ebi Talib için mi “tescil” gerekir diye düşünülmektedir?

    1965-67 yılları arasında kesin tarihini hatırlamıyorum, Ankara’da vatani görevimi ifa ederken Hacı Bayram-ı Veli Camiinin yakınlarında yol çalışması yapılırken ortaya çıkan bir mezarın üzerinde “Gül baba” yazılı olan kitabeye itimat edilerek çevre düzenlemesi yapılmış o mezar öylece yol ortasında ziyarete açılmıştır ki “tescil” gerekir diyenler olmamıştır.

    Kaldı ki; Diyarbekir kadim bir şehir, İslam’ın önce ve sonrasında içinde insanların yaşadığı bir şehir, yani nesilden nesile devredilen bir şehir, böyle olduğu içindir ki 15 asra yakın bir zamandır bu şehirde yaşayanlar “Ukayl b. Ebi Talib (r.a) hazretlerini bilmiş, sevmiş, türbesini ziyaret etmiş, şifa bulsun diye hastalarını götürmüş, Hazreti-i Ali’ye “İmam Ali (r.a.) denildiği gibi kardeşi olan bu zatı da “İmam Akil” olarak tanımışlardır, asırların ve insanlığın “tanıklığı” tescil işlemine yetmiyor mu?

    Şöyle düşünülebilir, bazı kimseler “mevcutla yetinelim” bu şehrin manevi literatürüne geçmiş olanlar bize yeter, varsın “Ukayl b. Ebi Talib o güzelim türbesinde öylece kalsın, asırlardır kaldığı gibi, sözün burasında biz deriz ki, öyle kalmasın, eldeki belge ve bilgilere itimat edilsin, itiraz edecekler olursa biraz da onlar baksınlar “salname” ve diğer arşivlere

    Bu büyük sahabenin adını resmi kayıtlara itimat ederek “Medeniyetler Mirası Diyarbakır Mimarisi” ayrıca 1316/1898 Diyarbekir salnamesi ve Diyarbekir müftülüğünce 2011’de yayınlanan “manevi değerleriyle Diyarbakır” kitaplarında kayıt altına alan araştırmacıların emeğine yazık olmasın istiyoruz!..

    Biz bu konuyu devalı dile getirecek ve bir gün mutlaka sözümüzün yankı bulacağına inanmaktayız, çünkü bu şehir bizim olsa da “İmam Ukayl b. Ebi Talib bütün İslam aleminindir.

    Selam ve dua ile.

     

    SERENCAMLI ŞİİR

    Yapayalnız kaldım hasret çölünde,

    Mecnun değilim ki bir Leyla’m olsun.

    Yol bilmem, iz sürmem, bildiğim hicran,

    Reva mı gönüme böyle gam dolsun?.

     

    Gölgeler söyleyin şu duvarlara,

    Her oda döner mi böyle mezara,

    Uğrasa birisi bana kazara,

    Selamı duyduğum son kelam olsun.

     

    Yalnızlık ölmeden ölmenin adı,

    Dünyayı vefasız bilmenin adı,

    Acılar içinde gülmenin adı,

    Erdiğim her ufuk son akşam olsun.

     

    Meyvesiz, gölgesiz ağaç misali,

    Ayakta görünür tutmazken beli,

    Işıksız lambaya benzeyen hali,

    Şairi anlatan bir kelam olsun.

     

    Yalnızlık duygusu kalbe düşünce,

    Umutlar çözülür hep ince ince,

    Geçmişin özlemi ruhu delince,

    Hayatın devamı serencam olsun!..

     

     

    Diyarbekir, 04.07.2006

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen