• HIRİSTİYANLIK DÜNYASI “NOEL” YORTUSUNU KUTLARKEN!..

    HIRİSTİYANLIK DÜNYASI “NOEL” YORTUSUNU KUTLARKEN!..
    Mevlüt MERGEN

    YORTU

    Hıristiyanlık dünyası “noel’de yortu” kutlar,

    Bu günlerde iş, güç yok, yaşanacak sevinç var.

    Bu sevinç abartılır, içki kumar, ötesi,

    Her türlü “rezalet” var, senenin “son” gecesi!..

    MM

     

    HIRİSTİYANLIK DÜNYASI “NOEL” YORTUSUNU KUTLARKEN!..

     

    Sanki daha dün gibiydi geçen yıl bugünkü konu başlığına benzeyen başlığı taşıyan yazımı kaleme alırken kullanışım, “rüzgar gibi” deyimi aslında yetersiz çünkü sanki göz açıp kapar gibi geldi geçti koca bir sene üzerimizden, bunu fark etmediğimiz gibi bir yıl daha yaşlandığımızı da fark etmedik, nedense bu sebepten seviniyoruz yeni bir seneye kavuştuğumuz için, ancak böyle sevinirken kendilerine bir şekilde benzemeye çalıştığımız Hıristiyanlık dünyası, Sevgili peygamberimizi müjdelemek üzere dünyaya gelen Hazret-i İsa’nın (a.s.) doğumunu “milat” kabul edip “noel yortusunu” kutluyorlar…

    Konu başlığımızdaki cümleyi tamamlamak gerekirse şöyle diyebiliriz: “Hıristiyanlık dünyası noel yortusunu kutlarken biz, yani Müslümanlar ne yapıyoruz?” bizim için mi kuruluyor “hindi pazarları?” bizim için mi tertipleniyor “büyük ikramiyeler” bizim için mi süsleniyor “yollar, köprüler, caddeler?” çünkü bizim içimizden bazıları öyle kabul ediyor bu yapılanları ve başına 31 Aralık gecesi “şeyta külahı” takarken hiç düşünmüyor sevgili peygamberimizin (s.a.v.) “kime benzerseniz onlarla birlikte haşr olunursunuz şeklindeki mübarek sözlerini…

    O bazıları öylesine çok benzemeye çalışıyor ki 31 Aralık gecesi için, kimi lüks otellerde rezervasyon yaptırıyor, kimi şehirlerin meydanlarında toplanıp sabahlara kadar dans ederek eğleniyor, kimi kumarhanelerde sabahlayıp “kaybediyor” kazandığını sandığı anda bile kaybettiğinin farkına varamıyor, kimi de bu geceden yararlanmak için önceden “sahte içki” imal ediyor…

    O bazılarına şunu sormak gerekir, biz onların böylesi yortularında onlara benzemeye çalışırken, vur patlasın, çal oynasın dercesine eğlenirken onlar yani Hıristiyanlar niye bizim bayramlarımızda bize benzemeye çalışmıyorlar, çünkü herkesin dini kendisinedir.

    Geçen gün bazı dostlarla sohbet ederken şöyle dedim: “biz Müslim, gayri Müslim birlikte yaşardık, onların dinleri kendilerine bizim dinimiz bize idi, yalnız birliktelik bizlere bazı yanlışları yaptırıyordu, mesela bir ağacın dallarına, yapraklarına bez parçası bağlamak gibi, türbelerin pencerelerine mum yakmak gibi ve günümüze geldiğimizde o günlerde sadece Hıristiyanlarda görülen “seri sali” denilen “noel” yortusunun bugünlerde bazılarının abartılı bir şekilde kutlayışı gibi…

    Aslında kavuştuğumuz her günün sabahında birbirimize selam verirken yeri başlayan günün hayırlara vesile olmasını dilememiz gerekir, 1 Ocak sabahı da yeni bir gündür ve o dileği yapmak diğer günlere benzemek içindir Hıristiyanlara benzemek için değil…

    Bu köşeyi okuyanlar bilirler biz her yazımızın sonunda “selam ve dua ile” deriz, günümüzde yine bazılarının diline düşmüştür ayrılırken karşısındakine “kendine iyi bak” sözü, bu sözün içi boştur, oysa eskiler ne derdi birbirinden ayrılırken “Allah’a emanet olasın”

    Evet sevgili okurlarım, Allah’a emanet olasınız ki o emaneti en iyi koruyandır!..

     

    ÇERMİK TÜRKÜSÜ

    Bağlar arasında bir şirin belde,

    Saymakla bitmeyen hazinesi var.

    Meyvesi pek boldur, hele eylül’de,

    Jeotermal denen definesi var.

     

    Katıdır esnafı ucuz mal satmaz,

    Kazançla uyanır, zararla yatmaz,

    Çermik’li insana ölünce çatmaz,

    Alnında sinirin nişanesi var.

     

    Tamamen şifadır kaplıca suyu,

    Şöhreti dünyada bulmuştur şüyu,

    Temizliği sevmez tek kötü huyu,

    Yazayım okuyun daha nesi var.

     

    Oteli bolcadır, dıştan boyalı,

    İçinde bulunmaz mefruşat halı,

    Gezersen görürsün içi foyalı,

    Berberi, aş evi, çayhanesi var.

     

    Her mevsim buraya gelir yabancı,

    Onlar yolcu olur, Çermik’li hancı,

    İmarsız yapısı bitmeyen sancı,

    Çalışır görünen belediyesi var.

     

    Gecesi serince gündüzü sıcak,

    Yeşili semaya açmıştır kucak,

    Üzümü pek tatlı hem salkım saçak,

    Paşa armuduyla, hoş vişnesi var.

     

    Çermiğin gecesi cümbüşle dolar,

    Şarkıdan, türküden tutmaz uykular,

    Her sabah değişir havuzda sular,

    Küveti, kurnası, lif, kesesi var.

     

    Çok hastalık var ki şifası burada,

    Bilinmez dertlerin devası burada,

    Çermik sakızıyla kınası burada,

    Tülbentte, göz nuru işlemesi var.

     

    Köprüsü, camisi tarih kokuyor,

    Çarpık kentleşmeye meydan okuyor,

    Vakıf’ta genç kızlar halı dokuyor,

    Kilimi, savanı, seccadesi var.

     

    “Ramazan”, “Zülfikar”, “Paşa”sı boldur,

    Hizmetsiz kazanmak en rahat yoldur,

    Şairim Çermik’te bir hasta kuldur,

    Fakülte bağlısı hastanesi var.

     

    Çok değil nüfusu birkaç bin kadar,

    Asayiş berkemal çalışır radar,

    Ziya Gökalp olmuş Çermik’e medar,

    Şairi, bilgini allamesi var.

     

    Kalkınmaya hazır bekler kasaba,

    Zengini lütfedip gelse insafa,

    Kaynağı pek boldur gelmez hesaba,

    Fabrika bekleyen çok sebzesi var.

     

    Çermiğin sorunu saymakla bitmez,

    Ma’mur olan il’de kargalar ötmez,

    Çermik bakım ister bu kadar yetmez,

    Halkının “bana ne?” bahanesi var.

     

    Mergen söz uzadı, artık kısa kes,

    Kalemin yoruldu, almalı nefes,

    Güzel türkü okur Ramazan Şenses,

    Çermik bahçesinde bülbül sesi var!..

    Çermik, 12. 09. 1992

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen