• HAC GÜNLERİ BU GÜNLER!..

    HAC GÜNLERİ BU GÜNLER!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Sınırları bellidir, ah Arafat dağının,

    Günahtan arınılan, gerçek cennet bağının.

    “Lebbeyk Allah’ım Lebbeyk” hacılar huzurunda,

    Bir daha nasip etsen can vereyim uğrunda!..

    MM

     

    HAC GÜNLERİ BU GÜNLER!..

     

    Yirmi yılı aştı bizim kutsal topraklara gidişimiz, daha sonra nasip olmadı, zaten yüce dinimiz “bir” defa Hac etmeyi farz kılmış, birden fazlası “nafile” önceleri birden fazla gidenleri kınardım, fakat ne zamanki o kutsal topraklara ayağımız bastı hiç istemedik geri gelmeyi, taşları bizim bazalt taşımızı andıran Kabe’mizin duvarlarına yüz sürüp ağlamayı, yalvarmayı, evi barkı unutup insan selinin içinde yüzmeyi hep istedim, o istek bir kor parçasıdır hala yakar kavurur yüreğimi...

    Müzdelife’de topladığımız taşları yıkayıp, Mina’da İblis’in kafasına kafasına atmayı her yıl hac günleri geldiğinde hep özledim, tıpkı bugün de göz yaşlarına boğulup özlediğim gibi, Arife günü gittiğimiz “Arafat!” dağından akşam ezanı okunduğunda ayrıldığımızda kendimizi “kuş” hafifliğinde, belki de “tüy” hafifliğinde hissettiğimizi hala unutamıyorum..

    Altın oluk, makam-ı İbrahim, Hicr, Kabe’nin avlusu ve cennetten yer yüzüne müslümanlar onu öpsün, öpemeyenler selamlasın için bırakılmış “Hacer’ü-Esved” bembeyazmış o mübarek taş günahkar insanlar dokuna dokuna rengini vermiş, ama ne kadar zordur ona ulaşmak, öpmek, en azından el sürmek, sevgili peygamberimiz bu zorluğu bildiği için kolaylaştırmış, hizasına gelindiğinde selamlamayı emrederek..

    Niyetlendikten tam on beş yıl sonra nasip oldu, uçağın merdivenine Diyarbakır hava alanında ayağımı atıncaya kadar da sanki inanmıyordum gideceğime, çünkü on beş yıl boyunca hac günleri geldiğinde hareketlenmiş, gidemeyince, hüzünlere ve gözyaşlarına boğularak bir sonraki hac günlerini beklemiştim, bankaya başvuru harcını yatırdıktan sonra “kura” çekim günü gelmişti, heyecanlı ve oruçlu idim o gün…

    Müftülüğün salonunda bütün adaylar gibi ben de oturmuş Noterin gelmesini kura çekilmesini beklemeye koyulmuştum..

    Noter geldi, isimler okunmaya başlandı, içimden “bundan sonra benim adım çıkacak” diye ümitleniyordum, fakat sanki benim adımı listeye almamışlardı, çünkü bir türlü okunmuyordu, nitekim kura çekimi bitti ve ben yıkıldım “vuslat yine başka bahara kaldı” diye geçirdim, fakat noter “yedekler” dedi ve tekrar kura çekimi başladı, elimdeki tespihle çetele tutmaya başladım, tam 44’üncü habbeye gelmiştim ki “Mevlüt Mergen” dendi.

    İsmim asil adaylar arasında çıkmamış, yedeklerde kırk dördüncü olarak belirlenmişti, o hüzünle eve geldim, orucumu açtım, şöyle düşünmeye başladım: “Rabbim çok günahkar olduğumu biliyorum, acaba çok günahkar olduğum için mi bana nasıp olmuyor hacca gitmek, orda tövbe etmek, günahlardan kurtulmak, ağladım, ağladım..

    Ertesi gün bazı dostlara uğradım, birden çok fazla hacca giden dostlardı bunlar, bana: “üzülme, gideceksin” dediler, meğer dedikleri doğru imiş, asil listede ismi çıkanlardan bazıları gidemeyince yedek listede bulunanlar gidebilirmiş ve ben o yedek listede kırk dördüncü sıradaki ben gidecektim o günlerde Diyanet iki taksitte alıyordu hac harcamalarını, meğerse o sene son verilmiş bu uygulamaya, yine üzülmeye başlamıştım, çünkü mevcut param kafi gelmeyebilirdi, yine o dostlar “eksiğin ne kadarsa söyle” dediler ama eksiğim çıkmadı, o zamanlar ticaretle uğraşıyordum..

    Uçağın merdivenine ilk adımı atar atmaz bu kez başka bir heyecan sardı yüreğimi, çünkü Cidde hava alanından sonra Medine’ye otobüsle gidecektik, sevgili peygamberimizin (s.a.v) ziyaretine gidecektik, uçak Cidde hava alanına yaklaşırken pilot: “sağ tarafta gördüğünüz ışıklı yer Medine’dir” diye anons edince uçağın içini dolduran hıçkırık seslerini, hatta heyecandan bayılanları nasıl anlatsam bilmiyorum…

    Bir ay kadar sürdü hac günlerimiz, şöyle söyledim “ben bu yaşa kadar geldim şu bir ayı yaşamış kabul ediyorum, çünkü hayat burada ve burası dünya değil canlarım dünya değil, bambaşka yerler burası” toprakların, mermerlerin üzerinde uyurken, döşek aklınıza bile gelmiyor, bazıları altına karton sererken ben öylece toprakların üzerine uzanıyordum…

    Sevgili peygamberimiz mescidinin bir yerini “burası cennet bahçesi” diye işaret buyurmuş, orda yer bulmak namaz kılmak ne mümkün, bulduğumda ise secdeye vardığımda insanlar üzerimden geçiyor, başıma basıyorlar, ben bunu umursamıyor ve secdede şöyle dua ediyordum: “Tekrarını nasıp eyle Allah’ım!..”

    Hac dönüşünde duygularımı ifade ederken şöyle yazmıştım:

     

    KUTSAL TOPRAKLAR

     

    Semasında nur, rahmet,

    Arzında bereket var.

    Yürekler kıpır kıpır,

    Dillerde hareket var.

     

    Dua dolu avuçlar,

    Bin bir türlü niyet var.

    Gözde ıslaktır uçlar,

    Günahlara diyet var.

     

    Salkım salkım hurmalar,

    Rezzak’tan ziyafet var.

    Sevinin tövbekârlar,

    Sınırsız mağfiret var.

     

    Yeşil kubbe altında,

    Âlemlere rahmet var.

    Peygamberi sevene,

    Hak katında kıymet var.

     

    Takva mescidi Kuba,

    Hem hakkında ayet var.

    Allah’ın kullarına,

    Mağfireti gayet var.

     

    Madde ve manasında,

    Gerçekten nezahet var.

    Peygamber konuğuna,

    Suudi’den hizmet var.

     

    Nur şehrinde mutluluk,

    Kur’anda hidayet var.

    Bedir’de şanlı tarih,

    Şehidlere cennet var.

     

    Hazret-i Hamza gibi,

    Canı veren cömert var.

    Cennette şehidlere,

    İkram ile izzet var.

     

    Unutulmayan Hendek,

    Her savaşta ibret var,

    Uhud’un şehidleri,

    Sahabeden davet var.

     

    Gece gündüz heyecan,

    Anlatılmaz haşyet var.

    Bir Allah.. Nebi Kur’an,

    Bir’i seven ümmet var!..

     

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 30.04.1998

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen