• DEĞİŞİK KONULAR İÇ İÇE!..

    DEĞİŞİK KONULAR İÇ İÇE!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Dört başlıkta topladık, bugünkü duyguları,

    Sanki öğüttür akar, gönlümüzün suları.

    Kendimize veririz ilk önce nasihatı,

    Kendimizde ararız, yanlışı kabahatı!..

    MM

     

    DEĞİŞİK KONULAR İÇ İÇE!..

     

     “Beşinci mevsim” dediğimiz üç ayların içindeyiz, bu ayların her günü ayrı bir “anlam” taşıyan günlerdir, böyle olduğu için dünya gailesinden uzak dini bir atmosferde yaşanıldığı için konularımızı seçerken bu hususu göz önünde tutuyoruz, biz duygularımızı okurlarımızla paylaşmayı kendimize “huy” edinmişiz, huylu huyundan vazgeçmeyeceğine göre:

    Ü Z G Ü N Ü Z

    Koronavirüs dünyada kol geziyor, yanında korku ve panik de kol eziyor, bu virüs “öldürücü” bir virüs, acaba yaşayan her insanın mı ölümüne sebep olacak mı bu virüs, yoksa kanser ve daha başka hastalıklar gibi, sadece bazı insanların mı ölümüne sebep oluyor ve olacak bu virüs, bütün bir dünya halkı bu virüs sebebiyle ölmeyeceğine göre nedir bu korku, bu telaş, bu panik, marketlere hücum ne için, ne için olduğunu acizane söylemek gerekirse “manevi” duygularımız dumura uğradığı için, virüsün esas adını “ölüm” olarak belirtelim, o zaman sorarız ölümden bugüne kadarkim kaçabilmiş ki bugün kaçmak mümkün olsun..

    Doktorlar en umutsuz hastalarınabile “moral şart” dert derler, moral ise manevi bir duygudur, yani din duygusudur, din “tedbirli” olmayı reddetmez, üstelik “şart” koşar, ancak din hayatın her aşamasında insanlara “Allah’a sığınmayı” O’na inanmayı, yaşayışın O’nun emirlerine göre olmasını ister ki, üç günlük bu dünya hayatının mutlaka bir gün biteceğine, akabinde ebedi bir hayatın başlayacağına inanılmasını ister ki öte alemde “ölüm” pardon “virüs” korkusu yok…

    Toplum olarak bu günlerde televizyon ekranlarına çıkanların ağızlarına bakar olduk, o ağızlar ise bize moral yerine korku ve panik aşıladığı için üzgünüz..

    T Ü K E T İ C İ

    Dünyanın kanunu böyle kurulmuş, bir yerde “üretim” varsa “tüketim” de var demektir, tüketmek ve tükenmek yaratılmış olmanın gereğidir, canlılar hayatlarını devam ettirmek için yiyerek, içerek sürekli tüketirler, aslında tüketirken kendilerinin de tükenişe gittiğini bilmesine bilirler de bilmezlikten gelirler.

    Ne zamanki yanındakilere “ben bittim artık” derler o zaman fark ederler dünyada üretilenleri yedikçe tükendiklerini, oysa yaratan kendilerine öyle bir yurt, öyle bir ev hazırlamış ki orada istedikleri kadar tüketseler “tükenme” yoktur

    Orada üretmek için dünyadaki gibi yorulmak da yok, sadece “arzu” ederler ve anında arzularına kavuşurlar, gel gör ki o yurdu, o evi elde etmek için gönüllerinde doyurucu bir şeyler iman ve sevgi üretmeleri gerekirken gönül toprağındaki “günah” taşlarını ayıklamayı akıl etmezler..

    Bizi bekler kapıda, ölüm denen tükeniş,

    Mezar denen yeri sen sanma ki gayet geniş!..

    K A Ç I Ş

    Tabii olan olmayan her türlü “felaket” insanların başına ezelden beri gelmiş ve gelecektir, geldiğinde ise insan tek kurtuluş yolu olan “kaçışı” kullanmıştır.

    Özellikle tabii felaketler çok olmuştur, kıyamete dek yine olacaktır, felaketler anında çok görülmüştür ki herkes kendi canını kurtarmanın derdine düşmüştür, bu durum yarınki öte alemde yine aynen olacaktır, yani kaçış kurtuluşu getirmeyecektir.

    Ancak kişi isterse hem dünya hayatında hem de öte alemde kurtulabilecektir, yeter ki “günah” denilen felaketten “kaçışı” gerçekleştirsin, düşmesin kucağına öz nefsinin ve şeytanın!..

    Öte alemdeki dumansız ateşte yanmak istemeyen yangından kaçar gibi bu dünyada günahtan kaçsın!..,

    isterse tabii!..

    Kaçamazsın ölümden, her türlü felaketten,

    Günahtan kaçsan eğer, kurtulursun her dertten!

    B İ R A D I M

    Allah Resulü (s.a.v.) buyurur ki: “kişi işlediği güzelliklerle cennete bir adım kadar yaklaşır, ancak gün gelir öyle “çirkin” bir adım atar ki cehennemi boylar, yine kişi işlediği günahlarla cehenneme bir adım kadar yaklaşır, ancak gün gelir öyle “güzellik dolu” bir adım atar ki cennetliklerden olur”

    Alemlere rahmet olan sevgili peygamberimizin mübarek sözü “tıpatıp” olmasa da bu mealdedir, insanlara cenneti muştulayıcı ve ateşten korkutucu olan o şanı yüce peygamberin her sözü bizlere ebedi mutluluk yolu için bir rehberdir.

    Gerçekten insan o bir adımı Allah yoluna atsa, diğer adımları da onu izlese varacağı yer o yolun “bir adım” ötesinde cennettir, o bir adımı günah yolunda atsa o adımı izleyen adımların varacağı yer elbette ki ateş yurdudur, dünya hayatı ise “pozitif bir adım” atılsın diyedir…

    Günah yolunda atılan adımların “U” dönüşü yapılacağı yerdir dünya, kişi o dönüşü ölümüne “ramak” akla atar ve devam ettirirse şüphe yok ateş yurduna gitmekten bir adım dahi kalsa umulur ki kurtulur!..

    İsterse tabii!..

    İ S T İ R A H A T GA H

    Gazetelerde hep okuduklarımız arasındadır “vefat” ilanları, bu ilanlarda şöyle bir cümle okunur “ebedi istirahatgahına tevdi edilmek üzere” kabristanın adı zikredilir, şöyle demek istenir mana olarak: “dünya hayatını yaşadı, çalıştı yoruldu ve şimdi ebediyen istirahat etmek üzere mezara kondu” oysa ne kadar yanlıştır bu söz, bir kere kabirde hiç kimseye istirahat yoktur, çünkü sorgu sual oradadır, bilirse ne ala soruların cevabını, bilmezse eğer vay haline o mevtanın!..

    Hazret-i Ömer’i (r.a.) vefatından on iki yıl sonra rüyada gördüler ve sordular, ne haldesin? diye, şöyle cevap verdi: “hesaptan henüz kurtuldum!..” O mübarek halife ki “ilahi adalete” inanmış ve elinden geldiğince tatbik etmiş,, hayatta iken cennetle müjdelenmiş on kişiden biridir, varın ötesini siz düşünün!..

    İsterseniz tabii!..

    İster isen kabirde “rahatlığı” bulasın,

    Allah’a kulluk için canını çok yorasın!.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen