• DEĞİŞEN ÇARŞI KÜLTÜRÜMÜZ!..

    DEĞİŞEN ÇARŞI KÜLTÜRÜMÜZ!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Ne ki bize lazımsa çarşı pazarda vardır,

    Bu kültür böyle gelmiş, gidiyor asırlardır.

    Çarşının kapalısı, bedestenler şimdi yok,

    Mahallede pazar var, AVM’de satış çok!..

    MM

     

    DEĞİŞEN ÇARŞI KÜLTÜRÜMÜZ!..

     

    “Gündem” denildiğinde akla gelen aktüalitedir, ya biz günlük olayları tam izlemiyoruz, ya da kendimizi gündemin dışında görüyoruz, ancak şu var ki, bizim gündemimiz bize özeldir, yani Diyarbekir’dir, bu şehrin geçmişidir, çünkü geçmiş giderek koyulaşan gece karanlığına benzer, içinde yürüyebilmek için aydınlatmak gerekir.

    Yeni jenerasyonun en sevdiğidir “AVM’ler” bize göre “moda” bir akımdır bu alış veriş merkezleri, tıpkı içindeki mağazalarda satılan ve modası geçince giyilmeyen elbise gibidir, ne kadar cazip görünse de tarihi çarşıların, hanların, bedestenlerin gölgesinde kalır bu cazibeleri, nitekim Diyarbekir’de görüyoruz “eski yar şöyle dursun/can kurban yengi yare” misali yeni açılan bir AVM diğerlerini sanki işlemez hale getiriyor.

    Ticaret insanlığın başlamasıyla var olmuş, günümüze kadar gelmiş bir kazanç yoludur, ilk zamanlarda insanlar daha ziyade “çarşı” veya “pazar” yerlerinde kendilerine gerekli olanı almış veya kendi ürettikleri, ya da başka yerlerden getirdikleri ürünleri satmışlardır, konuyu saptırmadan çok eskilerden ziyade biz Diyarbekir’in biraz geçmişine gitmek istiyoruz, bunun için de meramımızı sözün başlarında ifade ettik.

    Bu şehirde gözümüzü açtığımızda “çarşılar” gördük, isimlerini sayacak olursak uzunca bir liste oluşur, ancak şu kadarını söyleyelim ki şimdiki tarihi kuyumcular çarşısı İstanbul “kapalı çarşısı” gibi bir çarşıdır, çevresinde başka çarşılar vardır ki hala durur bazıları, kuyumcular bu çarşıya girmezden önce burası “kasaphane” idi, arka tarafında şimdi kürsücüler çarşısı olan yerde “cigerhane” vardı..

    “Sakatatçılar çarşısı” ise Anzele’de idi, çünkü orada su boldu, şehrin içinde bir de “buğday pazarı” vardı, burası tarihi bir bedestendir aslında, şu anda içinde mobilyacılar, ikinci el ev eşyaları alıp satan esnaf var, Ulu caminin minare tarafında ise “oturakçılar çarşısı” vardı, bu çarşı hala durur ama dükkanlarda bir ikisi hariç o günlerin ticareti yapılmaz, demirciler, tenekeciler, bakırcılar, sobacılar her birinin kendi çarşısı vardı..

    Çarşı Şewiti ise büyük yangından önce burası “meydan” olarak bilinirdi, burada büyük bir kıraathane vardı, “tavla” denince akla hemen zarla oynanan oyun gelmesin, nasıl bir şey olduğunu ise balıkçıların tezgahlarında görmek mümkün, işte bu tavlaların içinde “nerm-o germ xarmi miran” yani “sıcak ve yumuşak ihtiyar harcı” denilerek kaynatılmış “pancar” satılırmış, daha sonra barakalar kuruldu ve içlerinde şimdi gördüğünüz nişan, kına malzemeleri, açık tütün ve konfeksiyon gibi ürünler satılmaya başlandı,

    Daha sonraları bu şehirde iki katlı modern bir “kapalı çarşı” açıldı çarşı karakolunun yakınında idi bu kapalı çarşı, dört yolda yine bir ilk olarak “iş hanı” açıldı, şehir büyüdükçe, kalabalıklaştıkça alışveriş yerleri isim ve şekil değiştirerek bugünlere gelindi, nedense “pasaj” kültürü bu şehirde yer tutmadı, giriş katları hariç insanlar üst katlarına çıkmayınca buradaki esnaf iş yapamaz oldu, hala da durum aynıdır.

    Pazar günleri olduğunda “kurşunlu caminin” avlusunda eski çağları anımsatan “pazar” kurulurdu, burada yeni-eski her türlü ev eşyası alınır satılırdı, eski okunmuş kitaplar, bu pazardaki satıcıların bir bölümü kadınlardı, bunlar eski ev eşyalarını getirip satarlardı, güzel olurdu bu pazar yeri, çalıntısını, yitiğini arayan da gelir burada bulurdu, çalınan bisikletler de burada aranırdı.

    Sur içindeki bazı sokaklarda ve varoşlarda mahalle bakkalları dursa da “AVM” levhası altında yüzlerce, alış veriş merkezi oluştu, bu AVM’ler daha sonra “AVM park” olarak isim değiştirdi ve yeni jenerasyonun sevdiği, ayağını çekmediği alış veriş, eğlence, oyun alanları, sinemalar ve yeni moda “yemek kültürü” özellikle gençlerin ilgi odağı oldu.

    Günümüzde hemen her semtte belirlenmiş günlerde kurularak halkın beğenisini kazanan açık pazar yerleriyle başlayan çarşı kültürü zamanın akışı içinde değişimlere uğrasa da insanların ihtiyaçlarını temin etmek hususundaki istekleri hiç değişmedi, bir zamanların “sepetli” hamalları gitti, pazar arabaları ile insanlar kendileri taşımaya başladılar, bazı marketler evlere kadar götürür oldular müşterilerinin eşyalarını, insanlar her devirdeki yeniliklere alış verişini kesmeden adapte oldu.

    Ancak her devirde insanlar ilk gördüklerini hep anar ve arar oldular, tıpkı bizim bundan 50-60 yıl önceki Diyarbekir’deki çarşı Pazar kültürünü andığımız ve aradığımız gibi, geçmişten bir misal vererek sohbetimizi noktalayalım; “sur içi” zamanlarıdır misalini vereceğimiz geçmiş, esnaf sabah namazını Ulu Cami veya evinin yakınındaki camide kılar, gelir dükkanının kepengini “bismillah” diyerek kaldırır ve günlük kısmetini elinde bulacağı müşterilerini beklerdi, akşam ezanı okununca da kepengini Allah’a şükrederek kapatır, evinin yolunun tutardı!..

    Bir soru sorarak noktalayalım bu sohbeti; sahi şimdi sebzeciler kendilerinden alış veriş yapan müşterilerine “yeşillik” dediğimiz ürünleri parasız veriyorlar mı?

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen