• ÇALMA KAPIMI ÇALARLAR KAPINI

    ÇALMA KAPIMI ÇALARLAR KAPINI
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Ne edersen bulursun iyilik etmeye bak,

    Haksızlık zincirini iblisin boynuna tak.

    Sanma yanına kalır işlediğin kötülük,

    Tez elden tövbe et, çekilmez günahtır yük!..

    MM

     

    ÇALMA KAPIMI ÇALARLAR KAPINI

     

    “Alemlere rahmet olarak” gönderilen sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) bir gün şöyle dedi: “Annelerinize sövmeyiniz” yanında bulunan sahabeler sordular: Ya Resulullah biz nasıl söveriz annelerimize?” şöyle cevap verdi onlara: “Siz karşınızdakine söverseniz o da size söver böylece kendi annenize sövmüş olursunuz” Sevgili peygamberimizin bu nasihatinden esinlenerek biz de konu başlığımıza “çalma kapımı, çalarlar kapını” diye isim koyduk.

    Şöyle bir olayı dinlemişliğimiz var, esnaftan biri evinin masrafını yaptıktan sonra bir hamala vererek evlerine götürmesini söyler hamal evi çok iyi bilmektedir, çünkü her zaman kendisi getirir o masrafı evin hanımına görmeden teslim eder, o gün hamalda bir gariplik olur, şöyle ki, paketleri uzatırken yüzünü görmediği evin hanımının bileğini hafifçe sıkar, inançlı bir hanım olan o kadın gün boyu ağlar ve uğradığı bu çirkinliğin sebebinin düşünür.

    Akşam evin beyi eve geldiğinde hanımı kocasına gözyaşları içinde şunu sorar: “Allah için söyle sen bugün günah olarak ne yaptın? Mesleği kuyumcu olan adam şaşkındır, “bir şey yapmadım” der ama “şimdi hatırladım, ben bugün bir hanımın koluna bilezik takarken o kadının bileğini hafifçe sıktım” kadın: “Ettiğini buldun, yıllardır bize masraf getiren hamal bugün hiç yapmadığı bir şey yaptı benim bileğimi hafifçe sıktı” Kuyumcu bir kapı çaldı, gün bitmeden aynı şekilde kendi kapısı çalındı.

    Kişi kazdığı kuyuya kendisi düştü, Atalarımız: “hayır iste komşuna hayır gelsin başına” sözleriyle formüle etmişler başkaları hakkında kötülük düşünenlerin kendilerinin kötülüğe uğrayacaklarını, hiç kimsenin yaptığı yanına kalmıyor, bir şekilde karşılığını görüyor ama ceza olarak, ama aynı şekilde muamele görerek, nitekim başkalarına iftira edenler bilmezler ki kendileri de bir gün iftiraya uğrayacaklar, onun için dinimiz “tecessüsü” yasaklamıştır, yani başkalarının ayıplarını kusurlarını araştırmamak, insanların özel hayatını “deşifre” etmemek…

    Hatta insanın kendi kendisini bile “deşifre” etmemesi gerekir, çünkü işlediği günahı başkalarına söylediğinde kendisine “şahit” tutmuş olur, oysa söylemese ve o günah Allah ile kul arasında kalsa ihtimaldir tövbe etmesiyle af olabilir, ama şahit tuttuğu için o günahın cezasından kurtulamaz, küçük yavrular bazen büyüklere yol gösterirler, şöyle ki; çocuk evin nadide vazosunu kırmıştır, bilir ki akşam babası geldiğinde kendisine ceza verecek, en azından kızacak, kurtuluş çaresi olarak babasının “bu vazoyu kim kırdı” sorusuna diğer kardeşini göstererek “ben kırmadım o kırdı” der ama baba bilir ki vazoyu o kırmıştır, fakat çocuğun kendisinden korkması hoşuna gitmiştir, bıyık altından güler ve sesini çıkarmaz.

    Atalarımız “ibadette gizli, kabahatte gizli” demişler ya, bazıları bu sözü bilmez ve övünerek işledikleri günahları bütün boyutlarıyla herkese anlatırlar ve kendilerine şahit tutarlar, o günahlara tövbe etmedikleri sürece o günah yakalarına yapışır ve öte alemde cezalarını bulurlar, bir daha günaha dönmemek üzere yapılan tövbeler kabul görür, onun için biz her zaman diyoruz “bu dünya fırsat yeridir ve hemen U dönüşü yapılmalıdır ki başkalarının kapısı çalınmasın ki kendi kapısını da başkaları çalmasın…

    Cuma gününüz hayırlara vesile olsun.

    Selam ve dua ile

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen