• BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!.. (1)

    BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!.. (1)
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Hikaye deyip geçme, hisse kapmasını bil,

    Kimi hayal mahsulü, kimi yaşanmaz değil.

    Hayal bazen gerçeğin habercisi sayılır,

    Tatlı dilli anlatsa dinleyenler bayılır!..

    MM

     

    BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!..

     

    Çocukluk günlerimizin uzun kış gecelerinde rahmetli “Hayriye Ülker” teyzemizden çok hikaye dinlemişliğimizden olsa gerek önce “Manzum Diyarbekir Hikayeleri” dedik kitaplarımızdan birine, daha sonra daha çok “hikaye” yazmak arzusuna kapıldık, “on gözlüdür gamzedeler köprüsü” uzun soluklu bir hikaye “roman” olarak hayat buldu, bundan önce ise “deneme” kabilinden yazdığımız bazı hikayelerimiz oldu, okuyacağınız bu hikaye işte o deneme hikayelerden biridir, sözü fazla uzatmadan okurlarımızı hikayemizle baş başa bırakalım:

    “Bunca yıllık evliydiler, bir türlü çocukları olmuyordu Ahmet ve Gülşen çiftinin, oysa öylesine özlemiyle doluydular ki bir çocuğun, içlerinde bu arzu günden güne büyürken, bir taraftan da "demek ki yüce yaratıcı böyle istemiş, eğer o dileseydi bizim de herkes gibi bir bebeğimiz olur, onu kucağımıza alır, sever okşardık, büyüdüğünde ise en iyi şekilde yetiştirirdik" diye düşünüyorlardı.

    Teknoloji tıp alanında da gelişmiş, yeni yöntemler çıkmış, onlar gibi çocuğu olmayan aileler bu yöntemlerden yararlanıyorlardı, bazıları “tüp” bebek sahibi olabiliyorlardı, ama Ahmet ve Gülşen çifti bu yola başvurmak istemiyorlardı: "Verecekse Allah kendi lütfundan kereminden versin" diyorlardı.

    Şunu da inkar etmiyorlardı, "tüp bebek gibi yöntemlerle dünyaya gelen bebekler de muhakkak Allah'ın lütfundan, kereminden idi, ama onlar biraz ayrı düşünüyorlardı da bu yeni yöntemlere başvurmak fikri kafalarında oluşmuyordu.

    Bir bahar gecesiydi, Gülşen hanım içinden: "Allah lütuf ve kerem sahibidir, elbette ki bizim bu isteğimizi de verir" dedi ve iki rekat istihare namazına durdu, çünkü içindeki bu arzu ile ömür boyu yaşayamazdı, olacaksa olsun, olmayacaksa umudu son bulsun diye niyetlendi.

    Gülşen Hanım bu duygular içinde girdiği yatağında bir rüya görüyordu, kendisi ve eşi Diyarbekir'e çok uzak olmayan ve Siirt ile Bitlis arasındaki üçgende bulunan bir ziyaretteydiler, ziyaret asırlardan beri orada idi, kendileri gibi çokları da vardı o türbeye gelenler arasında, ziyaretlerini yapmış, fatihalarını okuyup dualarını iletmişlerdi Allah'a: "Allah'ım şu anda huzurunda bulunduğumuz bu yüce zat hürmetine sana malum olan isteğimizin kabulünü niyaz diyorum"

    Gülşen hanım bu rüyanın ardından gözlerini açınca yatağında olduğunu ve bir rüya gördüğünü anladı, melul ve mahzun olmadı, aksine bir sevinç doldu içine, "inşaallah hayırdır bu rüya" diyerek kocasına anlattı, kocası Ahmet bey:

    - Hanım neden gerçek olmasın bu rüya, var mısın yarın tatil günüdür arabamızla gidip bu zatı yerinde ziyaret edelim?

    - Elbette varım, bende senden bunu isteyecektim, sen kendiliğinden söylemiş oldun.

    Ertesi sabah erkenden yola çıktılar ve Sevgili peygamberimizi ziyaret için anasından izin isteyen ve fakat kendisine anası tarafından:

    - “Git fazla eğlenme, ya evine git, ya da mescidine, birinde bulamadınsa ikinciyi deneme, çünkü benim senden başka bana bakacak kimsem yok” diyen Yemen'in Karen köyünde yaşayan "Üveys" anacığının bu sözleri üzerine çok zor yol şartlarını aşarak geldiği sevgili peygamberimizin evinin kapısını çaldığında kendisine: "efendimiz (s.a.v) şu anda mescittedir denilince anasının sözlerini hatırlayıp ziyaret etmeden geri dönen, Sahabe-i Kiram'dan olma fırsatını böylece kaçırıp tabiinden olan "Üveysü'l Karani" hazretlerinin medfun bulunduğu ziyaretgaha geldiler... devamı yarın.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen