• BİR GÜN - BİR HATIRA - BİR NİYET!..

    BİR GÜN - BİR HATIRA - BİR NİYET!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Günlerin en kutsalı Cuma günüdür canım,

    İçim dışım tertemiz, tazelenir imanım.

    Görüntüye aldanma namaz dünya dışıdır,

    Müminlerin cennete sel gibi akışıdır!..

    MM

     

    BİR GÜN - BİR HATIRA - BİR NİYET!..

     

    Her hangi bir gün değil Cuma günü, o gün Müslümanlara “özel” bir gündür, Cuma gün olarak Perşembe ikindiden sonra başlar ve Cuma günü ikindi vaktinde sona erer, özelliği sayılamayacak kadar çoktur en başta Cuma namazı gelir, müminler için “bayram” olarak kabul edilir, o gün vefat eden Müslüman kabirde azap görmez, sorgu sual yoktur onun için, böyle olduğu içindir ki vefat eden müminin cenazesi Cuma vakti bitmede defnedilir..

    Günü anlattık, hatıramıza gelince; yetmiş yedi yaşındayız, hatıralarımız bu ömrün içinde geçen günlerle bağlantılıdır, yakın zamanlara kadar hafta ortasında yani Salı, Çarşamba gibi günlerde vefat edenler “cuma gününe teslim edilirdi” çünkü Cuma gününün faziletlerinden az bir kısmını yukarıda anlattık, bu inançla bazı cenazeler Cumaya teslim edilirdi, şöyle ki cenazenin defin işlemi bittikten, el ayak çekildikten sonra bir veya iki hoca efendi kabrin başından kalkmaz, okumaya ve dua etmeye başlardı, bu durum Cuma akşamına kadar devam ederdi..

    Cenaze sahipleri tarafından hoca efendiler için bazı tedbirler alınırdı, şöyle ki; bir çadır kurulurdu, çadırın içi lüküs lambasıyla aydınlatılırdı, sabah kahvaltıları ve diğer öğün yemekleri getirilirdi, Perşembe günü ikindi vaktinin girmesiyle hoca efendilerin Kur’an okuma ve dua işleri biterdi, çünkü cenaze cumaya teslim edilmiş olurdu, bu uygulamayı görmüşlüğümüz olduğu için hatıralarımızın arasındadır, hoca efendilerin gönlü bir şekilde “hoş” edilirdi, ne miktar para verilirdi onu bilmiyorum, ancak böyle bir uygulama vardı, her cenaze için böyle

    Niyet konusuna gelince; Cuma gününün bu özelliklerini öğrendiğim günden beri kalbimde şöyle bir istek ve niyet yaşar:“Rabbim son günüm son anımda kelime-i şehadeti ve Cuma günü vefat etmeyi bana nasip et” diye dua ederim, Perşembe ikindiden sonra “acaba bu gün mü?” diye meraklanır ve ölüm meleğini beklerim, hala o dua ve niyet ile yaşıyorum, talep bizden nasip etmek bizi yaratan Cenab-I Allah’tandır…

    Bir kitapta okumuştum; Cenaze defin edildikten, deyim yerinde ise el ayak çekildikten sonra bir veya iki kişinin mezarın başında bir süre oturup beklemesi gerekir diye, o süre ise bir hayvanın kesilip derisinin yüzüleceği zaman olarak belirtilmiş, çünkü mezarın başında birilerinin olduğunu anlayan mevta yalnız olmadığını anlar ve sorgu suale gelen meleklere cevaplarını öylece verir…

    Tabi kabir halini biz bilmiyoruz, ama mutlaka öleceğimiz biliyoruz, öldükten sonra hesap – kitap - mizanı da biliyor ve inanıyoruz, yaşarken kendimizi bunlara hazırlamamız en doğrusu, en güzelidir, dünyaya gelişimizin sadece yemek, içmek ve zevk sefa sürmek için olmadığını, bizi yaratanın bize bazı görevler verdiğini, bunların başında O’nu bir bilip tanımak O’na ortak koşmamak ve “farz” olan ibadetlere ciddiyetle sarılmamız gerektiğini bilmek ve inanmak durumundayız.

    İnancımızı ise yaşarken sözle değil, gereklerini yerine getirerek sergilememiz gerekir, kişi inandım demekle kurtulamaz, ne acıdır ki günümüzdeki “inanç” daha ziyade “siyaset” kokuyor, particilik kokuyor, insanlar öte dünya kurtuluşunu siyasi inançlarıyla bağlantılı görüyorlar, oysa siyaseti, siyasetçiyi inkar etmekle insan dinden çıkmaz ama mukaddesatın bir tanesini inkar etmek insanı dininden edebilir.

    Konuyu başka yönlere çekmeden niyetimizin ve duamızın üzerinde olduğumuzu ve yaşayacağımız her Cuma akşamında ölüm meleğinin geleceğini ümit ederek beklediğimizi de belirterek hayırlı cumalar dileyelim.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen