• BEKLENEN KAR YAĞDI!..

    BEKLENEN KAR YAĞDI!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Bu yıl kar yağmayınca mikroplar “özgür” kaldı,

    Öksürüp aksıranlar gripten nasip aldı.

    Çoğu tabip “mevsimsel” tanıma “ışık” yaktı,

    Gribe yakalananlar “kafayı” kar’a taktı!..

    MM

     

    BEKLENEN KAR YAĞDI!..

     

    Bilgisayarın önünde yazarken sırtım pencereye ve hatta sanki dünyaya dönüktür, dışarıda olup biteni ancak sesler gelince öğrenebiliyorum, geçen akşam da öyle oldu, bir takım sesler kulağıma gelince kızıma: “dışarıda kavga mı var?” diye sordum, bana: “yok baba, kavga yok” deyince: “Öyle ise bu sesler neyin nesi?” Cevabı şöyle oldu kızımın: “Baba çocuklar kar topu oynuyor!..”

    Bütün Diyarbekir halkı gibi bende özlem duyuyordum beyaz örtüye, en son 2015 kışında kar yağmıştı, pencereden bakınca her tarafı kapladığını gördüm o beyaz örtünün, sağlığım elverse idi bende dışarı çıkar çocuklarla kar topu oynardım, çünkü o çocuklar gibi sevinmiştim.

    Hazineleri sınırsız olan Rabbimiz “küresel ısınmacılara” rağmen dünyamızı karla doldurmuştu, bazen “kar demek efkar demektir” derim, çünkü yakıtı olmayanlar, azık sıkıntısı çekenler gelir aklıma, ellerini ovuşturup üşüyenleri düşünürken içimden: “Rabbim cümlesine yardım et” diye dua ederim.

    Seksene merdiven dayayan ömrümün akışı içinde bu şehirde çok kışlar yaşadım, kiminde karın çok yağdığını, kiminde o beyaz örtüye özlem çektiğimizi hatırladım kar topu oynayan çocukların sevinç çığlıkları kulaklarımda dans ederken, şunu anladım, dünyamızı ve mevsimleri yaratan Allah her mevsime ayrı bir özellik ve bir de güzellik yüklemiş, kışın özelliği ise kar yağışıdır, soğuk oluşudur, çünkü “kış kışlığını” yapmalıdır, şimdi yaptığı gibi.

    Bazıları soğuk geçen kış günlerinde Sibirya’yı “adres” olarak gösterirler, yaz sıcaklarını ise “çöl” adresine bağlarlar, tıpkı depremi “fay” hattına bağladıkları gibi, sadece dünyamızın değil, bütün kainatın tasarrufu elinde olan Allah’ı hatırlamak gerektiğini nedense “akıl” edemezler.

    Yüce dinimiz İslam’ın bizlere yaşattığı bazı özelliklerimiz ve güzelliklerimiz var mesela: “dua etmek” gibi, ay ve güneş tutulması gibi, yaz günlerinin sıcak ve kurak geçmesi halinde “yağmur” duası yapmak gibi, sanki meteorolojinin “hava tahmin raporları” bizlere bu özelliklerimizi unutturmuş gibi, kırsal kesimde bazen köylülerin yağmur duasına, hatta kar duasına çıktıklarını görüyoruz ancak şehirlerde “yağmur veya kar duası” gerekmiyor gibi bir tutum sergiliyoruz.

    Acaba diyorum, Diyarbekir’de asırlarca devam ettirilen yağmur yağmadığında, ay ve güneş tutulduğunda duaya çıkma geleneğinin yaşandığı, bir zamanların “Şeyh Muhammed Gülşeni” düzlüğünde iki buçuk asır önceki Diyarbekir Valisi Mahmud Paşa (Beni Muhtar)ın 1859’da yaptırdığı ve kitabesini Süleyman Nazif’in babası Said Paşanın yazdığı güzelim tarihi “namazgah” bu yüzden mi yıktırıldı?

    Yinelemek durumundayım, bilime karşı olmadığım gibi inanırım, ancak afetlerden, felaketlerden Allah’a sınmak varken basit sebeplere sığınılmasına karşıyım, yoksa küresel sınma, Sibirya soğukları, çöl sıcakları fay hattı sadece sebeplerdir, bunlar dünya kurulduğundan bugüne vardır ve olacaktır, o zaman insan önce Allah’a sığınmalı daha sonra tedbir olarak ne yapabilecekse yapmalıdır.

    Kar yağınca el ve ayaklar üşür, ısınmak ister üşüyenler, hatıralarıma dönecek olursam, kış günlerinde ısınmak için “pekmez” olmazsa olmazı idi evlerimizin, bünyem çok zayıftı merhume annem olanca şefkatiyle beni soğuktan korumak için her gün bir fincan pekmez içirirdi, bir gün kendisine: “anacığım, bu böyle olmaz, sen bana üsküre ile pekmez ver içeyim” dedim ve bir üsküre pekmezi içtim, o günden sonra midemin pekmeze küsmesini önleyemedim ve uzun süre pekmez içemedim.

    Annelik şefkati hep vardır ve olacaktır, günümüzde bazı anneleri elinde bir tabak yemekle evinin dışında oynayan çocuğunun peşinden gittiğini görüyor ve kendi anacığımı hatırlıyorum, o günden bugüne a’dan z’ye kadar yaşam kültürümüz değişti, haliyle gıda kültürümüzde değişmiş, bilmiyorum bu gün çocuklarına üşümesin diye pekmez içiren anneler var mıdır?

    Yine dün anneler çocuklarının çorabını, hırkasını kendi elleriyle “hakiki yünden” örerek onları soğuktan korumaya çalışırken bugün hazır ‘triko” ile ki bunlar naylon ağırlıklıdır o trikolar, çocuklarını üşümekten koruduklarını mı sanıyorlar.

    Kar sadece üşümek demek eğil, yer altı zenginliğidir, içme suyudur tek kelime ile ifade edecek olursak “rızkımızdır” ayrıca heyecandır, sevinçtir, tıpkı çocukların o sevinci duyarak kar topu oynamalarına sebep olduğu gibi.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen