• BAYRAMI BİLİRDİK!..

    BAYRAMI BİLİRDİK!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Cennetin kokusu var şu bayram günlerinde,

    Gündüzünde heyecan sevinç her gecesinde.

    Bayram barış getirir, yok eder kin nefreti,

    İki cihanda hoşnut Peygamberin ümmeti!..

    MM

     

    BAYRAMI BİLİRDİK!..

     

    Ramazan bayramının bitiminden hemen sonra iple çekmeye başlardık iki ay on gün sonra gelecek olan Kurban bayramını, o zamanlar ne AVM’ler vardı ne çocuk parkları, ne de luna parklar, bu yüzden büyük özlem duyardık bayramlar gelsin diye, bayramlar gelsin de “takla dolapları” kurulsun, atlıkarıncalarda dönmeye başlasın tahtadan yapılmış atlar, “mola” sözünü hiç sevmezdik, çünkü bindiğimiz takla dolabında birkaç dakika idi mutluluğumuz, cebimizdeki para son kuruşuna kadar takla dolabına, atlıkarıncaya giderdi…

    Bayramı hiç kimse “tatil” olarak bilmezdi, en yakın komşudan en uzaktakine, yakın akrabadan cümlesine bayramlaşmaya gidilirdi, onlar da karşılık olarak gelirlerdi, çocuklar el öperdi, öpülen eller yelek cebine gider ufaklık para çıkarır, karşısındaki “ufaklığa” verirdi, bazıları “muziplik olsun diye elini cebine atmaz havaya bakardı da el öpen çocuk bi daha bi daha öperdi o eli, çünkü bayramdı, bayramda harçlık vermek beklenendi…

    Şehrin belli yerlerinde “halk oyunları” oynanırdı, tahta sandalyeler daire şeklinde dizilir, orta yerde deyim yerinde ise “sahne” oluşturulurdu da davul – zurna oturanları oyuna davet edercesine oyun havası çalardı, oyun bilmeyenler şimdiki gibi öylesine kalkmazdı, bilenler oynardı ki izleyenler keyif ala, oyunun en hararetli zamanında bir tepsi içinde bayram şekeri oturanlara uzatılır, şekeri alan tepsiye para bırakırdı…

    Eğer bayram kurban bayramı ise bazı evlerin avlularında kurbanlar kesilirdi, o kurbanların etinden komşular, akrabalar ve bir de yoksullar yerdi, kurban kesmeyen evlerde sanki kurban kesmiş gibi “et” çoğalırdı, Diyarbekir’li paylaşmayı severdi, kurbanını komşusuna, akrabasına paylaştığı gibi onların sevinç günlerinde yanlarında olur, hüzün günlerinde hiç ayrılmazdı..

    Diyarbekir’li bayramı bayram olarak yaşardı, “tatil” gözüyle bakmaz, evinin kapısına “tatildeyiz” levhasını asmazdı da gün boyu misafir ağırlardı, bayramın birinci günü bayram namazı, ardından kabir ziyaretleri, daha sonra eve gelinirdi kahvaltı sofrası kurulmazdı bayram sabahlarında, yemekler geceden hazırlanmıştı, sofranın baş köşesinde idi Diyarbekir’in sumaklı dolması, Karacadağ pirincinden yapılmış “sade yağlı” pilavı, yanında güveci bulunurdu, kaysı “eşbabiyan” kompostosu bayram sofralarının olmazsa olmazı idi bütün bu yemekler başka zaman slaydı sabahleyin yenmezdi ama vakit bayram sabahı olunca yenirdi, gelenek böyle gelmişti, artık ne zaman kadar devam eder diye düşünülmezdi..

    Acaba ev var mı idi ki çörek hamuru yoğurmamış olsun, fırıncının evi hariç her evde yoğrulurdu çörek hamuru, fırıncı ise pişirdiği çöreklerden para almazdı çünkü yıl boyu o evlerin ekmeklerini ücret alarak pişirirdi sadece bir tane çörek alırdı kendisine, bayramı bilirdik, çünkü diğer günlere benzemezdi bayram günleri, elbiselerimiz kunduralarımız da benzemezdi diğer günlerde giydiklerimize, hepsi yeni hepsi gıcır gıcırdı, bayram olmadan giymezdik, çünkü bayramlıklarımızdı onlar.

    Bayramları bilirdik, her evde banyo, hamam yoktu ama her mahallede hamamlar vardı, kadınlar gündüz giderdi bu hamamlara, erkekler öğleden sonra ve gece, bayramlarda yalnız “ruh” temizliğine değil, beden temizliğine, elbise temizliğine de büyük önem verirdik.

    Bayramı bilirdik, çünkü bayram barış demektir, kardeşlik demektir, ne kadar küskün varsa bayram günü ya namazdan çıkarken ya da ev ziyaretlerinde mutlaka barışırlardı, kin tutmaya yer yoktu Müslümanın yüreğinde, eğer birisi cehalet sergiler inat etseydi hemen şöyle denirdi: “ayıp ayıp, sana yakışmadı bu tutumun” o inadını sürdürmek için: “İyi ama o benden küçüktür o gelsin barışayım” şu sözler onun inat kanatlarını indirmeye yeterdi: “Sen bilmez misin dargınlıklarda ilk barışan ilk cennete girer”

    Bayramları “bayram” olarak bilirdik, sonradan “icat” oldu bayramları “tatil” bilmek, bu icadı ise ya İslam’ı hakkıyla bilmeyenler veya bu yüce dine bu “yanlışı” yerleştirmek isteyenler yapmıştı, İblis boş durmamış çirkini “güzel” olarak göstermeyi başarmıştı ki bugün bayram denince akla “tatil” geliyor, o akıl ise çevresindeki yetimleri, yoksulları görmeyi gözetmeyi düşündürmüyor, tatil harcamalarına yetişmeyen bütçe sahiplerini banka kapısına gönderiyor “kredi” kullandırıyor.

    Bayramlar orijinalliğini hiç yitirmedi, ancak onları yaşadığını zan edenler yitirdi orijinalliğini, “öz” gitti yerine “söz” geldi, o sözü de “akıllı” telefonlar ulaştırıyor birbirlerine: “tatildeyiz kusura bakma bayramınızı kutlamaya gelemedik” karşılığında ise “bizde tatildeyiz, al bizden de o kadar!..”

    Biz bayramları bilirdik de “tatil” olarak bilmezdik!..

    Selam ve dua ile.

     

    HAC GÜNLERİNDE MEDİNE

     

    Medine’ye vardım hazza gömüldüm,

    Sevindim, şad oldum, yürekten güldüm,

    Mübarek ravzayı ölmeden gördüm,

    Medine, Medine peygamber ili,

     

    Peygamber alemin nurdan kandili.

    Gecesi başkadır, gündüzü başka,

    Gönüller Ravzada kapılır aşka,

    Dualar, niyazlar sunulur Hak’ka,

     

    Medine, Medine peygamber ili,

    Çözülür aşıkın burada dili.

    Tubayı andırır hurma dalları,

    Buradan tat alır cümle bal arı,

     

    Medine cennetin has bahçeleri,

    Medine, Medine Peygamber ili,

    Var mıdır dünyada ondan güzeli?

    Peygamber dostları, cennet’ül baki,

     

    Af olunur nice yüz binler taki,

    Kevseri andırır çeşmeler sanki

    Medine, Medine Peygamber ili,

    Kalpten kalbe akar nurun kandili..

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 12.06.1999

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen