• “ORTAYA” KARIŞIK!..

    “ORTAYA” KARIŞIK!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Haberin akışıdır konuları çoğaltan,

    Kiminde tebessüm var, kimi ise ağlatan.

    Hayat bu minval üzere Dicle misali akar,

    Yetişene aşk olsun her an bir konu çıkar!..

    MM

     

    “ORTAYA” KARIŞIK!..

     

    YİNE İMAR YASASI – Sürekli yenilenir şehirlerle ilgili “imar yasası” çünkü ülke nüfusu çoğalıyor, insanlar iskan olacakları mekanlar arıyor, yani talep var yeni binaların yapılmasına, aile yapımız değişti, eskinin “ataerkil” düzeninde birden çok fazla aile fertleri bir evde birlikte yaşayabiliyorken şimdi daha nikah masasında “evet” denmeden hazırlanıyor iki kişilik yuvalar, böyle olunca şehir merkezinden fazla uzaklaşmadan yapılacak evlerin deyim yerinde ise “kibrit kutusu” misali “üst üste” daireler şeklinde yani çok katlı binaların yapılması çare olarak düşünüldü, serbest piyasa misali katları çoğaltmak “serbest” olunca sayılamayacak kadar çok katlı binalar yükseltilmeye başlandı, bu gidişe “dur” denilmeyince ve alıcısı da bulununca bir anda büyük şehirlerde “Amerikanvari” gökdelenlerle, siteler oluşmaya, başladı, şimdi hazırlanmakta olan yeni yasa teklifine göre bundan böyle “dur” denilecek ve belediyelerin tespit edeceği kadar “yatay” şekilde yükseltilecek binalar..

    Çok maddeler var bu yeni imar yasası teklifinde, bilhassa “kaçak” yapılar üzerinde çok duruluyor, izin verilmeyeceği söyleniyor “kaçak” yapılara, Diyarbekir’de bir zamanlar bir avlu içinde birden çok fazla tek odalı “mazğan” denilen evler vardı, daha sonra “gecekondulaşma” akımı başladı.

    Diyarbekir’in ilk gecekondu mahallesi Ofis’te kütüphanenin bulunduğu bölgedir, bunu şimdi kime sorsanız bilmez, derme çatma şeylerle yapılmış, insanlar içlerinde iskan oluyordu.

    Bir ara “kenar” mahalle diye anılan gecekondulu yerlere şimdi “varoş” deniyor, belediyeler bu yerlere su, elektrik, kanalizasyon ve yol gibi hizmetler verdiler, seçim zamanlarında ise “tapu” bile verildi, çünkü buralarda oturanların sandığa gittiklerinde kullanacakları “oy” kazanılmalıydı.

    Bir zamanların “ben-u sen” bahçeleri şimdi büyük bir yerleşim alanına dönüştü, bir ilçe merkezi kadar insan yaşıyor burada, nasıl derler “bakarsan bağ olur, bakmazsan gecekondu olur” öyle de oldu, şimdi yeni bir yasa ile bu durumlara meydan verilmeyeceği söyleniyor, bilmiyorum mahalli idareler seçim zamanı geldiğinde “kaçak” yapılar yine çoğalacak mı, sanırım yine “kaçak yapılaşma” görülecek, ancak seçimlerden sonra ihtimaldir yıkılır, yeni yasa taslağına göre belediyeler yıkmazsa “çevre ve şehircilik müdürlükleri” yıkar bedelini de belediyeden tahsil eder, belediye “ödemem” derse yasal istihkakından kesilir.

    KEDİ EVLERİ – Yanlış anlaşılmasın sözünü ettiğimiz yeni imar yasası ile ilgisi yok bu “kedi” evlerinin, haberini televizyonda dinlerken duygulandım, belediyeler yeri geldiğinde böylesi güzelliklere imza atabiliyorlar diye düşündüm İzmir’de bir ilçe belediyesi kullanılmayan otomobil lastiklerine gördüğümüz kadarıyla şekil vererek “kedi evine” dönüştürüp ilçenin hemen her yerine dağıttı, lastiğin yan dudaklarından bir tarafına “kapı” açıldı, altına ve üstüne kapak geçirilerek kediler için güzel bir ev oluşturuldu, “can dostumuz” kedileri hep görürüz sokakta park etmiş arabaların ya altına veya kaportasının iç kısmına girmiş “hırıltılar” çıkararak uyuduklarını.

    İstanbul Üsküdar’da bir caminin “kedili cami” olarak bilindiğini işitmiş ve merak etmiştim o camiyi, gidip gördüm irili ufaklı bir sürü kedi, caminin hemen her tarafında, bazılarının üzerinde “hırka” kabilinden giysiler bile vardı, o zaman Sahabe-i Kiram’dan “Ebu Hureyre (r.a) hazretlerini hatırladım, sahabenin ileri gelenlerinden olan bu zata: “Seni hazret-i peygamber (s.a.v.) çağırıyor” dediklerinde gitmek için kalkacağı zaman gördü ki bir kedi cübbesinin bir kenarına ilişmiş uyuyor, gitmesi gerektiğini biliyor fakat bu kediyi uyandırmak da istemiyor, bir şekilde cübbesinin o kısmını kesti ve öylece gitti huzura, bu durum Hazret-i peygambere iletilince: “gel bakalım kedi babası” manasına gelen “Ebu Hureyre” dedi, bu isimle İslam dünyasında bilindi Hazret-i Peygamberden en çok Hadis-i Şerif rivayet eden Ebu Hureyre (r.a.) hazretleridir…

    Rahmetli babamın “beleko” adını verdiği bir kedisi vardı, onu “özel” bir şekilde beslerdi, sesi kalınlaşmış, çok yaşlanmıştı beleko, bir gün kayboldu ve babam onu aramaya koyuldu, akşam üstü gördük ki babamın kucağında beleko tekrar evine geldi, avlulu evlerde kendi beslemek çok kolaydı, evimizin bir ferdi gibiydi.

    Hatırlarım bir kadının kedi yüzünden kocasından dayak yemesi sebebiyle söylediği bir “mani” bile vardı, tam hatırlamasam da şöyle idi: “o rafa koydum indirdi, bu rafa koydum indirdi, beni herife dövdürdü, ev yıkanın kedisi, kül dökenin kedisi” Kedisiz ev olabilir ama kedisiz dünya olmaz, çünkü onlar bizim yakın dostlarımızdır.

    HİLELİ GIDA – Gerek ilgili bakanlık ve gerekse diğer kuruluşların yaptıkları denetlemelerde bazı zamanlar ortaya çıkarılır “hileli olan ürünler” geçen hafta yine yüzlerce üründe “hile” tespiti yapıldı, cezalar kesildi ve yine yüreğimize acabalar doluştu, artık neyin hileli olduğu neyin olmadığı bilinmez bir hale geldi.

    Hileli gıda ile ilgili haberler televizyon ekranlarına yansıyınca, kulak kesildik, heyecanla dinledik birisi şöyle diyordu: “etin rengine bakacaksınız” ulaşabilse idim o kişiye şöyle derdim. “Allah’tan kork, herkes senin gibi uzman mıdır ki rengine bakınca bu et hilelidir, ya da değildir bilsin” geçim darlığı içinde olunca insan önce “ucuzunu” arıyor etin ve diğer ürünlerin, misal olarak söyleyelim kişi ne bilsin etiketin üzerinde “d eti” denilince deve eti mi, dana mı, yoksa domuz eti mi olduğunu, hangi firmanın dana çiftliği, ya da domuz çiftliği var ne bilsin insanlar.

    Bilinmezlik söz konusu olunca “kuşku” her dönerci için, her lokanta için söz konusu oluyor, hatta her marka içinde söz konusudur “kuşku ve acaba?” daha önceleri konuya değinirken her hangi bir lokantaya girdiğimizde öncelikle “etleriniz helal mi?” diye sorduğumu anlatmıştım, “helal” cevabını alsam bile yine de tedbiri elden bırakmaz “et olmayan yemeklerinizden ne var?” diye sorarım, buna mecburum çünkü şüpheli olan bir şeyi yemek istemem, bir seferinde garson: “kiremitte mantar var” demişti de “tamam bana kiremitte mantar” getir demiştim.

    Hileli yani haram olan bir gıdayı lokantalar servis ediyor, marketlerde reyonlarda yer buluyor, herkes alıp yiyor diye o gıda helal olmaz, tıpkı herkes rakı içiyor diye rakının helal olmayacağı gibi, ekranlarda bazı zamanlar “şu gıdayı yiyiniz, ya da yemeyiniz” türünden açıklamalar yapılıyor, bunları dinlediğimiz içindir ki diyebiliriz gerek kırmızı et ve gerekse beyaz et özellikle tavuk marketlerden evimize girmiyor, çünkü “yemesek ölmeyiz” diyoruz ve “haram veya şüpheli şeyleri yersek “duamız kabul olmaz” diye inanıyoruz çünkü biz Müslümanız ve haramlardan, şüpheli şeylerden de ırak durmamız gerektiğine inanıyoruz.

    Yapılan açıklamalara göre en çok hile et ürünlerinde, sucuk vs. bir de zeytinyağında yapılıyormuş, zeytinyağına pamuk yağı gibi bazı yağlar karıştırılıyormuş, şunu anlıyoruz bu kadar hileli gıdanın rahatlıkla halka ulaştırılmasında denetimler yetersiz, cezalar yetersiz, biraz da “anlayış” yetersiz, çünkü insan sağlığı hiçe sayılıyor hileli ürünlerle, insanlar hem sağlık yönünden hem de dini yönden deyim yerinde bir çeşit saldırıya uğruyorlar, cezaların arttırılacağı söyleniyor, bize göre bu tedbir yetersizdir, çünkü bizim bir ata sözümüz vardır: “Kazın geldiği yerden tavuk esirgenmez” yani hile yoluna başvuran firmalar vuracakları vurgunu vuruyorlar, o haram paranın bir kısmı cezaya gitse onları etkiler mi “öderiz cezayı yaparız yapacağımızı” diyerek hileli ürünü üretmeye devam ediyorlar, bunlara uygulanacak en geçerli ceza “boykottur” hangi marketler hileli ürün satıyorsa tespiti yapılıp o marketin ister “zincir” olsun, ister her hangi bir market olsun vatandaş boykot yaparak kapılarına kilit vurmalıdır, en azından biz böyle düşünüyoruz.

    Okurlarımız belki merak ederler, mutfağımıza kırmızı ve beyaz et (tavuk) girmiyor sözümüzü, giriyor canlarım giriyor, yarım asra yakındır kasabımız hiç değişmedi, hacı Şeyhan Yakşi, oğlu hacı Zülküf Yakşi yani Hürriyet kasabı, tabii burası Diyarbekir daha başka kasaplar da vardır itimat edilen, güvenilen, ancak tanımadığımız, bilmediğimiz için mazur görülmek isteriz. Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen