• “KUTSAL EMANETLER VE!..”

    “KUTSAL EMANETLER VE!..”
    Mevlüt MERGEN

     

    SÖZÜN ÖZÜ

    Perdesi kapanmadı siyaset sahnesinin,

    Senaryosu yazılır oyunun yenisinin.

    Aktörlerin bir kısmı değişmez kalabilir,

    Sürpriz aktörler çıkıp sürpriz rol alabilir!..
    MM

     

    “KUTSAL EMANETLER VE!..”

     

    Diyarbekir “sur içi” bir bütün olarak ele alındığında “kutsal emanet” bir şehirdir, yani haremdir, tıpkı diğer harem şehirler gibi, bu böyle olmakla bu şehri oluşturan tarihi yapıların, özellikle ibadethanelerin içindeki eşyalar da “kutsal emanettir” tıpkı sahabeler camiindeki “İslam sancağı” gibi, tıpkı Cami-i kebirdeki sevgili peygamberimize ait “rıhle-i şerif” gibi ve daha bunlara benzer birçok kutsal eşya gibi…

    Geçen hafta gazetenizde bir haber vardı “Sahabeler Camiindeki İslam Sancağı” Gaziantep’e gönderilmiş” gönderilme sebebini de Vakıflar bölge Müdürü bir açıklama yaparak izah etmiş, sebep sur içinde yaşanan terör olayları esnasında sancağın zarar görmesini önlemek olarak açıklanmış, iyi düşünülmüş bir karar, geri getirmek için ise “Vakıflara ait bir müze” açılması ön görülmüş ancak o müze açılır mı, açılması için bir çalışma var mı yok mu sözünü ettiğmiz açıklamada yer almamış, inşallah sözü edilen müze bir an önce açılır da Diyarbekir’in simgesi olan o kutsal emanet “Sancağı şerif” tekrar ilimize getirilir, merak edilen ise şudur: “İç kalede çok güvenlikli bir müzemiz var, sancağı şerif bu müzeye getirilemez mi?

    Ulu Cami “kılıçla” fethedilen bir şehir olduğu için İslami geleneklere göre Cuma günleri hatip minbere çıkarken eline kılıç alarak çıkar, bu gelenek son senelere kadar Ulu camide devam ettirildi, ama sonradan o kılıcın yerinde yeller esti, kimler aldı götürdü bilinmez, üzerinde durulmadı ve araştırılması konu bile edilmedi, bu şehrin sahipsizliğine bir örnek..

    Yine iç kalede görev yapan bir jandarma yüzbaşısının yazdığı ve içinde camide medfun bulunan sahabelerin isimlerinin bulunduğu “kitabe” özelliğindeki levhada yok oldu, eğer şimdi bir yerlerde ise bulunup yerine asılması gerekir, eğer bu gerçekleştirilirse Diyarbekir’in, kutsal emanetlerinin sahiplenildiğine bir örnek teşkil eder.

    Sözün başında Diyarbekir şehir olarak bir bütün halinde kutsal emanettir dedik, nitekim, bundan iki asır önce Diyarbekir’de Valilik yapmış kabri Sahabeler Camiinin iç medhalinde bulunan Mahmut Paşa’nın yaptırdığı ve kitabesini Süleyman Nazif’in babası Sait Paşa’nın bazalt taş üzerine kitabesini yazdırdığı o güzelim tarihi eser namazgah “nadan” eller tarafından yıkılmadı mı, yıktırılmadı mı? Bu örnek de bu şehrin sahipsizliğini gösteriyor.

    Aslında Sancağı Şerif misali bütün kutsal emanetlerin koruma altına alınması gerekir, bizim dilimizde tüy bitti, defalarca yazdık dedik ki “Ulu Camideki “Rıhle-i Şerif” için iç kalede güvenlikli bir yerde özel bir yer tahsis edilsin ve Ramazan ayı boyunca Diyarbekir’liler sevgili peygamberimize (s.a.v) olan sevgi ve saygılarını onun mübarek “sakalı şerifini” ziyaret ederek göstersin ve o mübarek kutsal emanet cami, cami gezdirilip insanların ayağına götürülmesin biz yazdık biz okuduk, biz dedik biz dinledik, misal olarak İstanbul’daki Eyüp Sultan hazretlerinin camiindeki uygulamayı gösterdik, böyle olmuş olsa “istismarın” önüne geçilmiş olur.

    Merakımızı muciptir acaba o kutsal emanet Ulu Camideki bilinen yerinde midir? Bazı nadan eller onu alıp götürmüş olmasın için nasıl bir koruma altındadır, eskiden tuhaftır derdik, şimdi “ilginçtir” deniyor, camilerdeki eşyalar bir envanter olarak belirlenip görevlilere zimmetleniyor mu, yoksa kim nerede ne var bilmiyor mu?

    Eskiden sur içindeki camilerde “mütevelli heyeti” bulunurdu, bu insanlar sorumlu oldukları binaya ve onun içindeki tüm eşyalara da sahip çıkarlardı, nitekim Ulu Cami 1950 yıllarında tamamen halısız iken “Yeşilbaşlardan “Hacı ağa” merhum camiyi baştan sona gayet kıymetli halılar alarak tefriş etmişti, halıyı caminin avlusuna serer parasını cemaatten toplayarak öylece kalkardı oturduğu yerden…

    Toparlarsak fethin sembolü olan “kutsal kılıç” gitti, sözünü ettiğimiz o mübarek bir levha şimdi nerede kimse bilmiyor, tarihi namazgah yerle bir edildi, sancağı şerif Gaziantep’te Diyarbekir’lileri bekliyor ki getirilsin ve yerine konulsun ve diğer bütün kutsal emanetler için bir müze açılsın da “korunabilsinler!..

    Sanmıyorum bu şehir kadar tarihi, kültürü, kutsal emanetleri talan olmuş bir başka şehir var mıdır, aklıma gelmişken sorayım “aslan-kaplan” çeşmesi yerinde duruyor da kaplan niye yerinde yok, yine sorayım tarihi “Hatun kastal” yerinde duruyor da niçin çeşmelerinden su akmıyor? Yine sorayım suyun şehrinde niye su sıkıntısı çekiliyor?

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen