• “BEŞ AYAKLI” MİNARESİ DE VARDI DİYARBEKİRİN!..

    “BEŞ AYAKLI” MİNARESİ DE VARDI DİYARBEKİRİN!..
    Mevlüt MERGEN

    MİNARE

    Hak’ka davet yapılır onun şerefesinden,

    “Allah bir”, peygamber “hak” dökülür sözlerinden.

    Usta eller yaparken sanatı sergilenir,

    Asırlar geçse dahi insanlar ilgilenir!..

    MM

     

    “BEŞ AYAKLI” MİNARESİ DE VARDI DİYARBEKİRİN!..

     

    Ünlü seyyah ve tarihçi “Evliya Çelebi’nin” hatıralarını anlatan kitaplarının bir cildinde tamamen Diyarbekir’den söz edilir, çünkü birden fazla gelmiştir bu şehre ve her gelişinde bu şehirde gördüklerini anlatırken gelecek kuşaklara da ışık tutmuştur…

    Sözünü ettiğimiz eserinde beş ayak üzerine oturtulmuş bir minareden söz eder ve der ki bu esere “Timurlenk” Diyarbekir’i feth edemeyince büyük zarar vermiştir, ancak bu eserin harika bir yapısı olduğunu ve beşinci ayağının da bir “demirci” dükkanının içinde olduğu için ilk bakışta görülemediğini söyler.

    Diyarbekir’in Müslümanlar tarafından fethini müteakip duyulan mabet ihtiyacı çerçevesinde, Ulu Cami, Sultan Sa’saa Camiinin yanı sıra bu eserin yanına da bir cami yapılır ve adına da “muallak cami” denir, çünkü minare olarak kullanacakları eser “beş ayaklı” olduğu için bu isimle anılmaya başlanır, ne zamana kadar bu eser ayakta idi sorulursa 1881 yılına kadar diyelim ve o tarihte “yol genişletme” bahanesi kullanılarak tıpkı 1926 yılına ayakta duran ve Müslümanlara ibadetlerinde ve daha başka ihtiyaçlarında “imarethanesi” ile “herkese” hizmet veren “Sultan Sa’saa” cami ve külliyesinin yıktırıldığı gibi..

    Biz bazı bilinmeyenleri dile getirdiğimizde bazıları bu bilgilere nereden ulaştığımızı merak ederken kendilerine “Diyarbekir salnamelerini” ve “başbakanlık arşivindeki belgeleri” salık veriyoruz ve şunu görüyoruz o bazı insanlar bu bilgilere ulaştıklarında ise “yazık, hem de çok yazık, ne kadar doğru bir sözdür Diyarbekir’in sahibi yok sözü”, diyorlar…

    Diyarbekir geçmişte sahiplenildiği içindir ki bunca yıkıma, tahribata uğramasına rağmen bu gün geldiği noktada yine de eşi olmayan bir şehir olarak varlığını sürdürmüştür, “sahipsizlik” yani yıkım, yani tahribat bir asra yakın bir zaman öncesinde başlamış ve o gün bu gündür sürüp gitmiştir.

    Biz sürüp gitmesin istediğimiz içindir ki iki asır önce Diyarbekir’li merhum Sait Paşa tarafından yaptırılan ve halen Hazret-i Süleyman Camiinin iç girişinde bulunan kabrinde yatan o günlerin Diyarbekir Valisi “Mahmud Beni Muhtar” tarafından “kitabesi” yazdırılan Mardin kapı kabristanındaki tarihi “namazgahın” yıktırılışını gördüğümüzde göz yaşlarımızı tutamamış ve feryat etmişizdir.

    O eserin tıpkısının bir başkayere yapılışını göreceğimiz gün kadar sürecek göz yaşlarımız, feryatlarımız, çünkü biz bu şehre bazıları gibi oturduğumuz “koltuk” için değil özellikle “manevi yapısı” sebebiyle sevdalanmışız.

    Neyse ki “dört ayaklı minare” vaziyeti kurtarıyor ve beş ayaklısı sadece “merak” ediliyor, dikkat edildiğinde görülür ki sur içindeki bazı camilerin minareleri “dikdörtgendir” çünkü gerek Ulu Cami, gerek Hazret-i Süleyman camii ve gerekse dört ve beş ayaklı minareler” örnek” alınmıştır, yıktırılmış, yok edilmiş olsalar da bazı tarihi eserleri hatırlatmak bu şehrin tarihi ve kültürel zenginliğinin görünenin ötesinde olduğunu herkesin bilmesi gerekir diye düşünüyoruz bu konudaki gayretimizin boş olmadığına inanıyoruz.

    Bilsin istiyoruz, beş ayakla minarenin fotoğrafını değerli dost “İrfan Yıldız” bize göndereceğini söyledi, bizde okurlarımızla paylaşacağımızı söyleyelim.

    Selam ve dua ile.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen