• GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (2)

    GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (2)
    Ferhat AYGÜN

    GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (2)

     

    Tohum Kütüphaneleri

    Elbette yediğimiz bir şeyin bizi tadıyla ve kokusuyla kendine bağlaması sonra da o çağrışımla bizi başka yerlere götürmesi muhteşem bir şey. Fiziki olarak beslendiğimizi hissetmenin ötesinde ruhsal olarak da şifa bulduğumuzu hissederiz. Çocukluğumuzda yediğimiz bir yaban çileğinin tadı ya da taze Aydın incirinin kokusu bunlardan biri olabilir. Beslenmenin ötesinde eko-sistemsel bütünlüğü duyumsayıp sorumluluk almaya bir davettir bu aslında.

    Gıdayı kontrol edenin coğrafyayı kontrol edebileceğine göre, tohumu kontrol eden tüm insanlığı kontrol altında tutabilir. Tohumumuz bildiğimiz gibi tehdit altında. Evladiyelik yerel tohumların yerine Monsanto, Cargil, Sygenta gibi tekeller, dayattıkları kısır tohumların yanında verdikleri böcek ve haşere öldürücülerle de toprağımızı ölü hale getiriyor. Öyleyse her mahalleye bir tohum kütüphanesi oluşturmayı artık geciktirmemeliyiz. Bakınız tohum bankası demiyorum. Çünkü o ekonomik terimler tam da karşısında durmamız gereken tekellerin dili. Bize kitap sayfaları gibi sıcak ve komşuluk dayanışması kokusu veren tohum kütüphaneleri lazım. Yerel biyoçeşitliliği geri getirmeye dayanan evladiyelik (tohumların kuşaktan kuşağa geçtiği) tohum özgürlüğünden söz ediyorum.

    Öyleyse gıdanın bir ihtiyaç olması tohumun ihtiyaç  olmasından başlar. Bu durumda oluşturacağımız tohum kütüphanelerimizin hiyerarşik yapılanmalarla birkaç kişinin tahakkümünde olmaması gerekir. Korona döneminde, gıdanın bir ihtiyaç olması gerektiği hakkında dünyada bir uyanışın olması sevindirici bir durumdur. Bunu mahalle ölçeğinde oluşturacağımız tohum kütüphaneleriyle daha da kalıcı kılabiliriz. Bu durum doğrudan (katılımcı demokrasi) demokrasiye inanmaktan ve gereklerini yerine getirmekten geçecek. Bu da içimizdeki ve dışımızdaki tahakküm ilişkilerini yeniden tekrar gözden geçirmeyi sağlayacaktır.

    Ne Yapılabilir?

    Bu yıl balkonumuzda/bahçemizde yetiştirdiğimiz, pazardan alıp tadını ve besin değerini beğendiğimiz meyve ve sebzenin tohumlarını saklayarak bir şeyler yapmaya başlayabiliriz. Belediyelerden okullar, spor kulüpleri vb kamusal alanların bir köşesini bu amaçla bize ayırmasını talep edebiliriz. Tohum hikâyeleri paylaşacağımız sanat faaliyetleriyle şimdiden oralarda şenlikli bir köşe yaratabiliriz.

    Avrupa da Neler Oluyor?

    Avrupa Covid 19 sürecinde Mart 2020 itibariyle geçen senenin Aralık ayından beri masasında duran Yeşil Yeni Düzen (Eurepean Green New Deal) anlaşmasını yürürlüğe koymaya karar verdi. 2050’ye kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefliyor. Elbette bu yeşil dönüşümün pratiğe nasıl geçirileceği radikal görüşlerce eleştiriliyor. Örneğin, kentlerin dönüşümündeki Just Transition adaletli bir geçiş mi? Yoksa yalnızca Avrupa’yı yeşile boyamaya mı yarayacak? Yeşil denilen merkeziyetçi teknolojiyle karbonsuz bir Avrupa yaratmanın mümkün olmadığı bir gerçektir. Ekonomik olarak büyümemeye (Degrowth) radikal yaklaşanlar, yalnızca refahın dağıtılıp doğanın kendini onarmasına dikkat çekenler, çiftlikten çatala (Farm to Fork) olarak gıdaya da yer verilen bölüme önemli eleştiriler ve alternatifler sunmakta. Bunlardan biri de tohum özgürlüğü. Öyleyse gıda demokrasisine dikkat çeken La Via Capessina ve Agroekoloji hareketinde olduğu gibi, çiftçiden çiftçiye öğretim şiarıyla biz de bildiklerimizi ve elimizde olan tohumları yaratacağımız tohum kütüphanelerinde paylaşarak Vandan Shiva’nın yıllardır dikkat çektiği tohum özgürlüğü hareketinin kalıcı bir parçası olabiliriz. Küresel düşün yerel hareket et şiarıyla biz de mahalle düzeyinde hiyerarşisiz tohum kütüphaneleri oluşturarak geleceğimizin genetik çeşitliliğine sahip çıkıp hastalıklara karşı dirençli ekosistemlerin onarılması ve parçası olmaya katkıda bulunmalıyız.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen