• GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (1)

    GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (1)
    Ferhat AYGÜN

    GIDA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR (1)

     

    Yalnızca insan sağlığı değil toprak, su, hava ve tüm canlıları gözeten bir gıda sistemi nasıl yaratılmalı? İşte burada gıdanın toprak altındaki kökleriyle toprak üstünde bize sağladığı hayata tutunma enerjimizi sağlayan kısmı, hepimizi ilgilendiriyor. Dolayısıyla gıdaya karşı sorumluluğumuz, ihtiyaçlar listesinde en başta geliyor. Gıda özgürlüğü tohumla başlar. Tohumumuza ve toprağımıza sahip çıkmak ve ona karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız…

    Covid-19 doğanın insan merkezli modernist tüketim toplumuna öfkeli bir kusma sinyali oldu. Bu sinyallerden en önemlisi gıda güvencesi hakkında idi. Yerel olarak kendine yeterlilik konusuna tekrar dönmeliyiz. Gerek küresel iklim değişiminin, gerekse küresel sağlık krizinin sonucu olarak bir gıda kriziyle karşılaşma gerçeği gün gibi açık ve net hal aldı. Dolayısıyla en önemli gereksinimlerimizden olması gereken gıdamıza nasıl sahip çıkacağız? Elbette gıda demişken su hakkını da göz ardı edemeyiz. Ancak bu yazıda gıdaya odaklanacağız.

    Besin değeri olmayan şeylerle beslenenleri de dikkate alarak, gizli açlık için Birleşmiş Milletler 2002 yılında herkesin sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaşım hakkını ilan etti. Korona virüsünün hayvandan geçen bir hastalık (zoonatic) olması nedeniyle başta virüsün ortaya çıktığı Çin’de yabani hayvan ticaretini yasaklandı. Ancak bu durum doğayla uyum içinde yaşayan yerli toplulukları doğrudan etkiledi. Çünkü onların bazıları bu yabani hayvan denilen yaratıkları avlayıp satarak günlük geçimlerini sağlıyordu. Örneğin, İnüitler ve Amerikan yerlileri (Kızılderililer) için balık (özellikle somon) kültürlerinin önemli bir parçasıdır. Somon ulusu (Salmon Nation) diye çok önemsedikleri ritüelleri güçlü, sürdürülebilir şekilde avlanmayı bilen, güçlü bir topluluk dahi var. Oysa asıl mesele endüstriyel hayvancılığı masaya yatırmak olmalı. Çünkü endüstriyel hayvancılığın küresel iklim değişimine katkısının % 50’den dahi fazla olduğu tahmin ediliyor.

    Koronovirüs vasıtasıyla küresel pandeminin nedeni hakkında çeşitli tartışmalar hala sürmekte. The conservation haber portalı ‘Covid-19 mu yoksa biyoçeşitliliğe kötü davranmak mı pandemiyi yarattı?’ adlı bir yazı yayınladı. Yeni patojenler hakkında doğa tahribatının 1980-2000 arasındaki 20 yıllık sürede daha da hızlanarak 100 milyon hektardan fazla tropikal orman ve % 85 sulak alan tahrip olduğu belirtildi. Buna son 2 yılı da eklersek tablonun gerçeğini siz hayal edin lütfen. Covid-19’un müsebbibi aynı zamanda endüstriyel tarım ve et endüstrisidir. Tüm bunların toplamının küresel iklim değişiminde payının % 50’yi geçtiğini belirten araştırmacılar mevcut. Kapitalizmin kendini çevreciymiş gibi yeşile boyadığı, merkeziyetçi, monokültüre dayanan yönetimlerle biyo-yakıt endüstrisinde yeşil akaryakıt elde etmek için Asya ve Afrika’daki ekilebilir tarım arazilerini gasp etmesi de biyoçeşitliliği öldüren bir başka önemli etken.

    Biyoçeşitliliğin yok olmasının, küresel sağlık krizine yol açtı gerçeğini kabul ederek; yerelde Türkiye ölçeğinde neler yapılabileceğine biraz kafa yoralım. Yalnızca insan sağlığı değil toprak, su, hava ve tüm canlıları gözeten bir gıda sistemi nasıl yaratılmalı? İşte burada gıdanın toprak altındaki kökleriyle toprak üstünde bize sağladığı hayata tutunma enerjimizi sağlayan kısmı hepimizi ilgilendiriyor. Dolayısıyla gıdaya karşı sorumluluğumuz ihtiyaç listesinde en başta geliyor. Gıda özgürlüğü tohumla başlar. Tohumumuza ve toprağımıza sahip çıkmak ve ona karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız.

    Tohum da önemlidir

    Covid-19 sürecinde gelecek yıllarda karşılaşabileceğimiz gıda krizi nedeniyle elbette bir şeyler yapmaya çalışanlar da var. Örneğin, bazı belediyeler kent meclislerinde aldıkları kararla ekilebilir kent kamusal alanlarını özellikle hububatla donattılar. Tunceli, İzmir bir de Eskişehir‘deki çalışmalar bir yana Antalya, Osmaniye ve Ankara Yenişehir belediyelerinin bu süreçte kamusal alanlara olabildiğince hububat ektiğini duymuştum. Sıradan halk ise balkonunda ya da köyle bağını kesmemişse orada neler yapabileceğine odaklandı. Bereket ki Anadolu’da azalsa da hala bir tohum hassasiyeti korunuyor. Ancak bu sağlık krizi döneminde geçmişte yapılan tohum takas ya da fide şenlikleri mümkün olamadı. Tohum takas gruplarının hiyerarşik olmayan şeffaf bir yapılanmayla şekillenmiş olmaması nedeniyle bazı insanlar istedikleri halde ekecek tohum ya da fide bulamadılar. Oysa tohum sürekli ekilerek yenilenerek canlılığını sürdürür. İnsanlardan bir kısmı bu gruplar tarafından beklenen hassasiyeti ve sorumluluğu göremediğini belirtti. Elbette bunlar yeni yapılanmalar ve daha gidilecek çok uzun bir yol var.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen