• Hz. Muhammed Kimdir?

    Hz. Muhammed Kimdir?
    Fahrettin ELİTAŞ

    Hz. Muhammed Kimdir?

     

    Orta Çağda bir kişi düşünün. Bu kişi 14 asırdır fasılasız, hadsiz insanların ruhlarına, kalblerine ve nefislerine hak dairesinde hükmediyor. Fakat bu kişi Yunan'ın derin felsefi okullarında okumuyor, İran’ın edebiyat ve şiirlerine gözü ilişmiyor, Kürdistan'ın kültürel birikimini solumoyur, Türkistan'ın devletsel tecrüb'i gerçekliğine yabancı kalıyor, yaşadığı coğrafyaya dalalet ve zulüm bütün edevatları ile hakim ve toplum cehaletin bağrından dem alıyor.

    Bu kişi yedinci yüzyılın başlarında duruyor, cahiliye kalıntılarının alçak çukurlarında boğulmak üzere olan toplumlara daimi cennetin anahtarı, esası ve dünya zemininde sosyal adaletin medarı olan hakikatleri irşad ederek en yüksek ahlak zirvesine basamak basamak çıkarıyor.  Mekke oligarşisi altında ezilen,  ötekileştirilen, ekinleri ifsat ve hakları gasp edilen tüm halkların ve sınıfların iltica noktası oluyor, onları merhamet ve sevginin en mükemmel mertebesiyle kucaklıyor. Bu kişi öyle bir medeniyet inşa ediyor ki  varolan  sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve  düşünsel bütün unsurları hızlı bir şekilde müspet ve vas'at yöne dönüştürüyor. Böylece  toplumsal yaşamda çok sesliliğin, çok renkliliğin ve çoğulcu yaşamın kodlarını zihinlere işleyerek huzur ve hürriyet ortamının zeminini ihzar ediyor.  Bu eşsiz devrim  üzerine İngiltere’nin en mutaassıp papazlarından Rodwell'in dudaklarından şu cümleler kağıda dökülecektir:

     

    Kur’an, Arabistan’ın basit bedevilerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki, bunların âdeta meşhur olduklarını zannedersiniz. Hristiyanların telâkkisine göre Kur’an’ın nazil olmuş bir kitab olduğunu söyleyecek olsak bile, Kur’an, putperestliği imha, Allah’ın vahdaniyet akidesini tesis, cinlere, perilere, taşlara ibadeti ilga, çocukları diri diri gömmek gibi vahşi âdetleri izale, bütün hurafeleri i’tisal, taaddüd-ü zevcatı tahdit ile, bütün Arablar için ilâhî lütuf ve nimet olmuştur. Kur’an, bütün kâinatı yaratan, gizli ve aşikâr her şeyi bilen, kadir-i mutlak sıfatıyla Zat-ı kibriyayı takdis ve tebcil ettiğinden, her sitayişe şayandır. Kur’an’ın ifadesi veciz ve mücmel olmakla beraber, en derin hakikati, en kuvvetli ve mülhem hikmeti takrir eden elfaz ile söylemiştir. Kur’an, devamlı memleketler değilse de, muzaffer cumhuriyetler vücuda getirmeye hâdim olacak esasları muhtevi olduğunu isbat etmiştir. Kur’an’ın esaslarıyladır ki, fakr ve sefaletleri ancak cehaletleriyle kabil-i kıyas olan, susuz ve çıplak bir yarımadanın sekenesi, yeni bir dinin, hararetli ve samimi sâlikleri olmuşlar, devletler kurmuşlar, şehirler inşa etmişlerdir. Filhakika, Müslümanların heybetidir ki, Fustat, Bağdad, Kurtuba, Delhi bütün Hristiyan Avrupa’yı titreten bir azamet ve haşmet ihraz etmişlerdir. '' 1

     

    Bu manzara göz önünde bulundurulduğunda  adeta fetret asrının karanlıklarında bulunan birçok topluluk 23 yıl gibi çok kısa bir süreç içerisinde değişiyor, olgunlaşıyor ve evrensel bir dünya görüşünün baharına ilerliyor. Öyleki bu kişi inşa ettiği medeniyetin mensuplarını en medeni, malumatlı, siyasi ve sosyal hayatta en ileri olan  milletlere ve hükumetlere üstad, rehber ve diplomat eyliyor. Bu durum aynı şekilde istikbalde gelecek ahlak bilimcileri, sosyologlar ve siyasiler üzerinde bırakacağı derin etkilerlede müşahede edilecek. Öyleki İngiltere’nin en meşhur tarihçilerinden Edward Gibbon  bu inkılap hareketi için şöyle diyecektir:

     

    Ganj Nehri ile Bahr-i Muhit-i Atlasî (Atlas Okyanusu) arasındaki memleketler, Kur’an’ı esas kanun ve hukukî hayatın ruhu olarak tanımışlardır. Kur’an’ın nazarında, satvetli bir hükümdarla, zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’an, bu gibi esaslar üzerinde öyle bir hukuk vücuda getirmiştir ki, dünyada bir naziri yoktur. Müslümanlığın esasatı, teslisiyet ve Allah’ın tecessüdiyetini ve vahdet-i vücud akidesini reddetmektedir. Bu mutasavvıfane akideler üç kuvvetli uluhiyetin mevcudiyetini ve Mesih’in Allah’ın oğlu —haşa!— olduğunu öğretmektedir. Fakat bu akideler, ancak mutaassıp Hristiyanları tatmin edebilir. Halbuki, Kur’an, bu gibi karışıklıklardan, ibhamlardan âzâdedir. Kur’an, Allah’ın birliğine en kuvvetli delildir. Feylesofane bir dimağa malik olan bir muvahhid, İslâmiyetin görüş açısını kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık,  bugünkü düşünce gelişimimizin seviyesinden daha yüksek bir dindir. '' 2

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen