• ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN

    ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN
    Ercan EZGİN

    ADALET YERİNİ BULSUN,

    İSTERSE KIYAMET KOPSUN

     

    Başkan Erdoğan’ın açıkladığı üzere ekonomi, hukuk ve demokrasi alanında yepyeni bir seferberlik başlatılıyor. Bu alanlardaki eksiklik ve aksaklıklar hızla giderilecek. Özellikle ekonomi, demokrasi ve hukuk alanında atılacak adımlar, yapılacak reformlar Türkiye’yi 2023 hedeflerine daha sağlam taşıyacaktır. Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül de göreve geldiği günden beri adalet ve demokrasi alanında yaşanan sıkıntıları ve var olan eksiklikleri bir bir gidermek için gerçekten büyük bir gayret içinde. Özellikle geçtiğimiz günlerde “Yargı, konjonktüre, kişiye, zamana, “bu ne der”, “şu nasıl bakar” diye karar vermez. Yargı dosyaya ve vicdana göre karar verir. “ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN” vurgusu gerçekten çok önemliydi, bağımsız ve tarafsız yargının adeta teminatı, koruması ve güvencesi olan cümlelerdi.

    Son dönemde, yargının verdiği kimi kararlar veya tahliyeler üzerinden yargıyı tümden yıpratacak, töhmet altında bırakacak, hâkim ve savcılara toplumsal baskı yaratacak, eleştiri sınırlarını da aşan kimi haksız ve hakkaniyetsiz yaklaşımlara bir hukukçu olarak üzülerek şahitlik etmekteyiz. Hele hele Anayasa Mahkemesi, bazen verdiği kararlar nedeniyle yerden yere vuruluyor bazen de hoşumuza giden kimi kararlarda baş tacı ediliyor. Oysa, demokrasiye kalkan 411 eli adeta kıran, baş örtüsüne yasaklama getiren, askeri vesayetten brifingler alan geçmiş Anayasa Mahkemesi yapısı, emin olun bugünkünü mumla aratıyordu. Bakınız, 15 Temmuz ihanet girişimiyle tüm kurumlarda olduğu gibi yargıda da büyük bir tahribat yaşandı ve büyük bir temizlik operasyonu yapıldı. Dört binden fazla yargı mensubu FETÖ iddiasıyla görevlerinden atıldı. Yani yargıç ve savcıların neredeyse dörtte biri mesleklerinden tasfiye edildiler.                                                            

    Ayağa kalkmaya, toparlanmaya, onur ve saygınlığını tekrardan yükseltmeye çalışan bir adalet sistemine destek olmak lazım. İşimize gelmeyen her kararda sosyal ve toplumsal baskı kurmamak lazım. Özellikle kamuoyunda bilinen, ideolojik ve düşüncel bazda kendimize karşıt gördüğümüz kimi şahısların davalarında verilen her BERAAT veya TAHLİYE kararında, kararı veren hâkimleri eleştiri sınırlarını aşacak şekilde itham eder, hedefe koyar, suçlarsak, ayağa kalkmaya, değişim ve dönüşüm yaşayama, adil ve tarafsız olmaya çalışan adalet sistemine büyük zarar vermiş oluruz.                                                                   

    Bakınız, her suçun müeyyidesi ceza yasalarımızda tanımlanmıştır. Özellikle süreli cezalar ön görülen suçlarda kimse ölene veya çürüyene kadar cezaevinde tutulmaz. Yargıyı mutlak surette siyasi, sosyal, toplumsal baskılardan ve tartışmalardan uzak tutmak lazım. Yargıçlar, kararlarını toplumun duygularına veya beklentilerine göre vermez. Kanun ve kitaplara göre verir. Hayati tehlike doğurmayacak bir tokattan veya tekmeden dolayı tutuklama kararı veren hâkimlere şahitlik ettik. Niçin? İnternete düşen görüntülerden sonra açığa çıkan sosyal ve toplumsal baskılardan dolayı.                                                            

    TV’lerde, sosyal medyada herkes hâkim herkes savcı. Yürütülen soruşturmalar ve kovuşturmalar, tahliye ve tutuklamalar esastan tartışılıyor, yargı makamı gibi hüküm veriliyor, yargılama yapmadan, cezaların kesinleşmesi beklenmeden insanlar suçlu ilan ediliyor. Yargı kararlarının denetim ve düzeltim makamı kamuoyu veya sosyal medya değil, yargısal üst makamlardır. Tarafsız ve bağımsız yargı herkese lazım. Bugünün muhakkak ki bir yarını da vardır. İşimize gelmese de hoşumuza gitmese de gönül dünyamızı okşamasa da yargıya kurumsal olarak saygı duymak zorundayız.

    “Tutuklama, mutlak surette insanların suçlu olduğu anlamına gelmez.” Tutuklama, sadece soruşturmaların selameti için kanunda ön görülen bazı şart ve durumlarda başvurulan geçici ve istisnai bir koruma tedbiridir. Her suç işleyenin tutuklanmasını beklersek milyonlarca tutuklu ve binlerce cezaevi tablosu kıyamet gibi karşımıza çıkar. “Tahliye de masumiyet ve beraat anlamına gelmez.” Şahıs tutuklanır, belli bir süreç geçer, deliller toplanır, yargılama belli bir safahata gelir. Belli bir süre sonra çok ağır cezalar gerektirmeyen kimi suçlarda tahliye olur. Aldığı ceza üst mahkemelerce onanırsa, kalan cezası infaz olunur. Sonuç olarak, emin olun yargıyı daha fazla yargıya bırakırsak, yargıyı yargısal üst makamlara denetletirsek bu hem yargımız için hem de şahsi adalet güvencemiz için çok daha hayırlı sonuçlar doğacaktır. Kıymetli Adalet Bakanımız Sayın Abdulhamit GÜL’ün dediği gibi “İsterse kıyamet kopsun, bırakalım lütfen hak ve adalet yerini bulsun.”

     

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen