• Rahmetin Engeli ve HASET (1)

    Rahmetin Engeli ve HASET (1)
    Engin ÖZTÜRK

    Rahmetin Engeli ve HASET (1)

     

    Kötü huylar nasıl değiştirilir?

    HASET, KANAAT ve RIZA ile değiştirilir.

    Hırs, tevekkül, samimiyet ve cömertlikle; kibirlilik, benliğin yerine tevazunun, fedakârlığın ve şefkatin geçmesiyle; nifak, riya ve fesat ise iman ve ihlâsla değiştirilir.

    Kalp temizliğinde ilk kapı budur.

    Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey Enes, kimseye kin besleme, buğzetme, Allah’a ve kullarına ihanet etme. Kimseyi aldatma. Kemalat bu yolda bulunur. Kemalat, arınmak, çirkin huyları atmakla elde edilir” Yine buyurdu ki: “İnsanlar birbirlerine haset etmediği müddetçe hayırdan ayrılmazlar. Haset ettikleri zaman kin, düşmanlık, hırs, hıyanet girer kalplerine. Bunlar girdi mi hayır göğe çıkar, rıza kaybolur”

    Kendi elinde bulunan nimete rıza göstermeyip, nimetin başkasının elinde bulunmamasını istemek hasettir.  O nimetin kendi eline geçmesini istemek hırstır. Kimseye vermemek cimriliktir. Haset olmadıkça ayrılıklar meydana gelmez. İnsanların arasına haset girerse, parmakların birbirinden ayrıldığı gibi insanlar da ayrılır. Bunların hepsi Allah’ın hiç durmadan indirdiği rahmeti, bereket ve yardımı kesmesine sebep olur. Buda başınıza gelebilecek en büyük felaket olur. Yeriniz konumunuz, koltuğunuz, büyüklüğünüz, zenginliğiniz, şöhretiniz, vasfınız vs. vs. tek para etmez. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir. Kötü huylarımız elbetteki vardır, ancak iyi huylarımız baskın geliyorsa doğru yol er veya geç bulunur. Tabiî ki yazının başında ifade ettiğimiz gibi kötü huyların nasıl değiştiği de açıktır. Bunun ilki olan HASET’i ele alacağız bu yazıda. Biliniz ki birçok kaynaktan da istifade ettim. Sözlerin birçoğu alıntı olsa da derleyip toplama ve merama oluşmak için uzun uğraş verdiğimi ifade edeyim.

    Evet….

    İyilikleri tüketen hastalık: Haset

    Bu zamanda yapılabilecek en zor şeylerden biridir haset. Başkasının mutluluğunu çekememe yüzünden, kişinin kendi ruh dünyasını perişan etmesinin tanımı, hasettir... Haset, bir kimsenin sahip olduğu sağlık, güzellik, çocuk, makam, mal, huzur, şöhret vb. her hangi bir nimetten ötürü insanın, yoğun bir kıskançlık duygusuna kapılarak kendini germesi, içi içini yemesidir.

    Haset, zehirli bir dua'dır. Kişi hasetle kendini de karşısındakini de zehirler. Hz. Yusuf'un kuyuya atılmasında asıl sebebin kardeşler arasındaki haset duygusu olması gerçekten düşündürücüdür. Bu hastalık kardeşi kardeşe öldürtebiliyor, derin kuyuya attırabiliyorsa, başka insanlara neler yaptırmaz? Haset hastalığına müptela olan insanlar için her şey hedeftir. Mutlu bir aileniz mi var? Haset eder. Onun cebinden çalmadan alın teriyle bir şey mi kazandınız? Çekemez. Hakkınızla çalışıp çabalayarak makam ya da paye sahibi mi oldunuz? Kıskanır. Haset öfkedir, güvensizliktir. Mutsuzluğu, yalnızlığı ve çaresizliği beraberinde getirir. Haset bazen gıpta ile karıştırılır. Allah Resulü “İki kimseye gıpta etmekte sakınca yoktur: Kendisine bahşedilen serveti Allah yolunda infak eden imkân sahibi ve Allah'ın lütfettiği ilmi yaşayıp başkalarına da öğreten kimse” buyurmuştur.

    Enes b Mâlik anlatıyor: Bir gün Resûl-i Ekrem ile beraber oturuyorduk. Buyurdular ki: “Şimdi, yanınıza cennetlik bir kişi gelecek”. Az sonra, sakalından abdest suyu damlayan Ensar’dan birisi çıkageldi. Ertesi gün, Allah Resulü yine aynı cümleyi söyledi. Yine aynı kişi çıkageldi. Üçüncü gün, Hz. Peygamber aynı sözü tekrar etti ve yine aynı kimse geldi. Resûl-i Ekrem kalkınca, Abdullah b. Amr b. Âs, o kişinin yanına giderek kendisini birkaç günlüğüne misafir etmesini istedi. Hadisenin devamını Abdullah b. Amr'dan dinleyelim: “Üç gece onun yanında misafir oldum. Geceleri kalkıp namaz kıldığını görmedim. Ancak, sabah namazına kadar her uyanışında yatağında sağa sola dönerken Allah'ı andığını ve tekbir getirdiğini işitiyordum. Bu zaman zarfında hayır ve iyilikten başka bir şey konuştuğunu duymadım. Üç günün sonunda onun yaptıklarını küçümser gibi oldum.

    Kendisine dedim ki: Resûl-i Ekrem üç kere: “Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecek” dedi. Üçünde de sen çıkageldin. Neler yaptığını görmek ve senin gibi davranabilmek için yanında kalmak istedim. Fakat çok fazla bir şey yaptığını da görmedim. Seni, Allah Rasulü'nün' söylediği dereceye ulaştıran nedir? O kişi cevaben “Benim durumum sadece gördüğünden ibarettir” dedi. Ancak şunu da ilâve etmeliyim ki, ben hiçbir Müslüman'a karşı kalbimde kin beslemem. Allah'ın ihsan ettiği herhangi bir iyilikten dolayı da hiç kimseye asla haset etmem”

    Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: “İşte seni o dereceye ulaştıran bizim kolay kolay başaramadığımız bu özelliğindir”

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Haset, tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi iyilikleri yer tüketir.

    Sadaka da aynen suyun ateşi söndürmesi gibi hataları söndürür." Şu sorulara vereceğimiz cevaplar haset karşısındaki yerimizi tayin edecektir:

    Arkadaşlarımızın başarı ve mutluluğunu kendi başarı ve mutluluğumuz bilip sevinebiliyor muyuz?

    Dostumuzun meşru ticaretinden büyük kazançlar elde etmesinden memnun oluyor muyuz? Komşumuzun ya da bir tanıdığımızın, çoluk çocuğuyla mesut bir aile hayatı sürdüğünü görünce “Ne güzel, Allah bunu herkese nasip etsin” diyebiliyor muyuz?

    İçimizden bir kimseye nasip olmuş bir saadetin herkes tarafından erişilmesini, paylaşılmasını arzu etmek bir ruh zenginliğinin işaretidir. Haset böyle ruhlara saldırmayı göze alamaz.

    HASETÇİDEN NASIL KORUNULUR

    Haset, zehirli bir dua'dır. Kişi hasetle kendini de karşısındakini de zehirler. Bu hastalık kardeşi kardeşe öldürtebilir...

    Bazı kaynaklarda, kendisine haset edilen kişinin hasetçiden gelebilecek zararlardan korunması için hangi tedbirlere başvurması gerektiğine ilişkin önerilere de yer verilmiştir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

    Hasetçinin şerrinden Allah'a sığınmak, takvaya yönelmek, Allah'ın emir ve yasaklarına uymak, hasetçiye karşı sabırlı olup onunla çatışmaktan, ona ezâ vermekten sakınmak, Allah'a tevekkül etmek, düşüncesinde hasetçiye yer vermemek, ihlâsla Allah'a yönelmek, hasetçinin kendisine musallat olmasını bir musibet kabul edip bu musibete sebep olabilecek günahlarından tövbe etmek, mümkün olduğu kadar ikram ve ihsanda bulunarak hasetçinin zararından korunmak, hasetçi ve muzır kimselerin kalplerindeki kötülük ateşini onlara iyilik ederek söndürmek, yalnız O'nun koruyuculuğuna sığınmak. Bunların yanında Allah'ın maddî ve mânevî lütuflarına mazhar olan kişinin israftan kaçınması, davranışlarını başkalarının kıskançlığına sebep olmayacak şekilde ayarlaması gerekmektedir.

     

    Bu hem dinî bir görev hem de insana karşı bir nezaket kuralıdır.

    Diğer hastalıklarda olduğu gibi haset hastalığında da erken teşhis çok önemlidir. İnsan kendi kusurlarıyla meşgul olma, her şeye ve herkese rahmet gözüyle bakma alışkanlığını kazanabilirse, bu tehlikeleri azaltmış sayılır. Dua, zikir ve ibadete bolca devam etmek suretiyle bunların yok edilmesine çalışmak gerekir.

    İnsan kendi kusurlarıyla meşgul olma, her şeye ve herkese rahmet gözüyle bakma alışkanlığını kazanabilirse, bu tehlikeleri azaltmış sayılır. Dua, zikir ve ibadete bolca devam etmek suretiyle bunların yok edilmesine çalışmak gerekir.

    Efendimiz, yatağına gireceği sırada mübarek ellerini birleştirir, İhlâs, Felak ve Nâs surelerini okur, avuçlarına üfledikten sonra vücudunu sıvazlardı. Bunu üçer kez tekrarlardı (Buharî, “Fezâilü'l-Kur'ân, 14).

    BİR HADİS

    “İnsanoğluna şeytan da melek de yaklaşır. Şeytanın yaklaşması, onu kötülüğe götürmek ve ona hakkı yalanlatmaktır. Meleğin yaklaşması ise onu hayra götürmek ve ona hakkı doğrulatmaktır. Kim (vicdanında) bunu (hayra yönelmeyi) bulursa bunun Allah'tan olduğunu bilsin ve Allah'a hamdetsin. Kim de içinde diğerini (şeytanın vesvesesini) bulursa taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah'a sığınsın (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, 2).

    BİR AYET

    Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir (el-Bakara 2/268).

    BİR DUA

    Peygamberimiz, “Allah'ım! Ben gerçekten nefsime çok zulmettim, günahları ancak Sen bağışlarsın, beni katından bir mağfiret ile bağışla, bana merhamet et, şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametli olansın” (Tirmizî, De'avât, 98). diye dua etmiştir...

    Bir sonraki yazıya kadar ‘KANAAT’kar olacağız…

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen