• Bismillah her hayr'ın başıdır. . . .

    Bismillah her hayr'ın başıdır. . . .
    Engin ÖZTÜRK


    Uzun süredir köşe yazmak istiyordum ancak inanın başımı kaşıyacak zamanım olmadığı için bir türlü yazamıyordum. Geçen gece sosyal medyada küçük bir not paylaştım ve inanılmaz bir geri dönüş alınca aşağıdaki yazıyı yazma gereksimi doğdu. Gece yarısı karşılaştığım ve hissettiklerimi yazdığım bu yazıyı sosyal medyada paylaştım ancak siz değerli gazete okurlarımız içinde paylaşmak istedim. Elhasıl…..

    Evet, meselede derin. Bir arkadaş (facebok arkadaşı) kafayı yemiş, ya da Allah ona yardım etsin çok daha kötü durumda ki öyle gibi. "Kafayı yemekten daha kötü bir durum mu var?" sorgunuzu duyar gibiyim. Var abi var, anlatayım.

    Yatmadan önce biraz facebookta neler var bakayım dedim. Gezdim; binlerce facebook arkadaşlarından kimi yediğini, kimi içtiğini, kimi de gittiği, gördüğü yerleri paylaşmış.

    Birçok kişi siyaset yapıyor. Onu-bunu eleştiriyor, çekiştiriyor. Bazıları da yalakalık (bunlar zaten eksik olmazlar ) neyse…

    Birçok paylaşımlarda ülkenin içinde bulunduğu durum karşısında insanların gösterdiği reaksiyon. Hemen hemen tüm tepkilerde; ülke, demokrasi, insanlık, eğitim, sağlık, ekonomi vs. gelecek için ciddi manada bir karamsarlık içerisinde olduklarını anlamak zor olmuyor.

    Bende dedim ki, bir iki güzel şey yazayım da insanların kırılan umutlarını, yüreklerindeki karamsarlığını belki biraz onarırım, yazıktır günahtır.

    E tabi en güzel söz denildiğinde benim aklıma; insanların en hayırlısı, en şereflisi iki cihan güneşi Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed den ( sav ) başkası gelmiyor. Ha yok değil ama en güzel O'nun sözleridir. Çünkü Rabbinden izinsiz o mübarek dili tek kelime etmemiştir ve en güzel sözler Rabbim katında olduğuna göre mesele yok.

    Gecenin sözü En Sevgiliden başlığıyla bir iki paylaşım yaptım. Sonra sanki görevim varmışta ve ben bunu yerine getirmişim de bu gönül rahatlığı ile birlikte uyuyayım dedim.

    Tam o sırada bu yazının yazılmasına sebep olan bu şahıs devreye girdi. Son derece medeni olduğunu iddia eden, tahsili olduğunu ifade eden bu zatı şahane bana dedi ki;

     “Neden bu saatlerde ve hep Hz. Muhammed ( sav ) sözlerini paylaşıyorsunuz? Sanki dünyada başka zaman dilimi veya başka güzel söz mü yok? O kadar iyi edebiyatçılar, filozoflar, düşünür ve hümanist yazarlar var”

    Ve gaz vererek, sözlerine şöyle devam ediyor: "Hem siz çok iyi bir gazetecisiniz. Gazeteciler ileri görüşlü ve dünya ile daha entegredirler. Asla bir iki söz ve düşünceye mahkum olmazlar, onlar için bir kalıptan söz etmemiz mümkün değildir. En özgür düşünceli insanlar siz gazetecilerden yazarlardan çıkıyor"

    Finali hayal kırıklığı içeren şu sözle tamamlıyor;

    "Engin bey sizi de öyle biliyordum"

    Buyurun buradan yakın, güler misin, ağlar mısın? Peşinen söyleyeyim ve içinizi rahatlatayım onu perişan ettim. Bu sözleri söylediğine pişman ettirdim.

    İyi ki ben senin bildiğin gibi çıkmadım Rabbime sonsuz şükürler olsun. İyi ki ben, senin benimle ilgili hayallerinin yıkılmasına sebep oldum. Ve inşallah eğer bu düşüncen, inançsızlığın sürdüğü müddetçe senin bildiğin gibi hiç olmayayım.

    Ben, son nefesine kadar 'Ümmetim, Ümmetim' diyen âlemlere şefkat peygamberime kurban olayım. Anam-babam, eşim, çocuklarımda O’na feda olsun. Dünyaya medeniyet getiren Önder'in sözünü paylaşmak medeniyetsizlikse asla medeni olmak istemiyorum bana lazım değil.

    Birde gazeteciler şöyle medeni, böyle akıllı diyerek sözde mesleğim üzerinden beni yüceltiyor ancak aşağıladığının farkında değil veya o kadar bilgili medeniyse bilinçli yapıyor. Ama yok yok kör cahillik dediğimiz şey bu galiba.

    Yani gazetecilerin dini, imanı inancı yok mu, olamaz mı? Eğer öyle bir algı varsa hemen kırılsın çünkü çok şükür inancım var ve inançlı binlerce meslektaşım da var biliyorum.

    Şimdi soruyorum; madem medeniyiz, madem sorgulayıcıyız. İlk sorgulamamız gereken şey nedir? Ben bu dünyada neyim, nerden geldim ve nereye gideceğim sorusu değil mi?

    Hadi cevaplayın bakalım. Siz kimsiniz? Bu dünyada işiniz ne? Sizi yaratan sizden ne istiyor?

    "İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halik-ı kâinatı tanıyıp ona iman edip, ibadet etmektir..."

    Yaratılışın veya insanın bu dünyaya gönderilmesinin özetle amacı budur. Yani öncelikle Allah’ı tanımak.. tanımaktan kasıt cenabı Allah’ı bütün esmalarıyla tanıyabilmek, elimizden geldiğince ve ona iman edip ibadet etmektir. Alemi ervahta biz Allaha söz verdik ve dünyaya öyle geldik..

    Ha öyle geldik ama nasıl gideceğimiz bizim elimizde. Ben o akılsıza da öyle söyledim. Zalim izzetinde, mazlum zilletinde bu dünyadan göçüp gidiyor; demek ki bir mahkemeyi kübraya bırakılıyor.

    Peki, Rabbini ve Rabbin elçi seçtiğini tanımamak bir zülüm olmaz mı? Eğer zülüm ise Cenabı ALLAH’IN adalet ismi de tecelli edecektir.

    Yani, medeniyeti yaratanı görmeden medeniyetten, düşüncenin sahibini tanımadan düşünceden, kainatın her bir sayfasının müthiş sanatçısını görmeden sanattan söz etmenin anlamsızlığı iki kere iki dört eder derecesinde bir hakikattır ve bu hakikate gözlerini kapayan ancak kendine karanlık yapar, ancak kendine zulmetmiş olur...

    Gecenin bu saatinde ne yazdım ne kadar yazdım bilmiyorum. Bir kez daha deklare ediyorum; Ben Hz. Muhammed'i ( sav ) çok seviyorum ve benim canımdan daha azizdir. O'nun sözlerini (hadis) yaşantısını (sünnet) fırsat bulduğum her ortamda paylaşırım işte o kadar. Çekemeyen varsa çeksin gitsin sayfamdan.

     “Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku. Hani o babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti. "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi. İbrahim dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?" "Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?" "Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler. İbrahim şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?" "Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur." "O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir." "O, bana yediren ve içirendir." "Hastalandığımda da O bana şifa verir." "O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır." "O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur” (ŞUARA 69–82 )

    Sizin atalarınız, sevdikleriniz ve taptıklarınız size, bizimki bize...

     

    Not: Bundan sonra zaman zaman gazetemizde yazmaya çalışacağım. Suallerinizi, istek, talep ve yazmamızı istediğiniz meseleleri bize mesaj olarak yazabilirsiniz. Sizin düşünceleriniz bizin için değerlidir: e-mailler:  enginozturk21@hotmail.com – enginozturk021@gmail.com -              21ozgurhabergazetesi@gmail.com ve (412) 2291020 telefonlarımızdan bize ulaşabilirsiniz.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen