• TÜRKİYEDE YÛKSELEN TREND DEİZM 1

    TÜRKİYEDE YÛKSELEN TREND DEİZM 1
    Ayfer YALÇINKAYA

    TÜRKİYEDE YÛKSELEN TREND DEİZM 1

     

    Türkiye'nin gündeminde ciddi bir tartışma var!

    Bu tartışmada genç nesillerin özellikle de dindar ve muhafazakâr aile çocuklarının dine karşı mesafeli olmaya başladığı gözlemler, değerlendirmeler ve çok ilginç tanıklıklar soz konusu.

    Çokta uzak olmayan bir tarihte felsefe profesörü İhsan Fazıloğlu’nun, bizzat çeşitli zamanlarda yanına gelip ateist olduğunu dile getiren başörtülü bayanların durumuna yönelik ifade ettiği beyan, aslında çokta arka planda kalmamış, gözle görünen, ancak kabul görme noktasında sıkıntı yaşayan bir gerçeği de ayyuka çıkardı.

    Hocamız en son konferansında bu konuya değinirken, sadece sonuca temas etmedi olayın sebeplerine de yüzeysel olarak değinmeye çalıştı.

    “İslamiyeti temsil iddiasındaki kişiler ve yapıp ettikleri bundan sorumludur” derken kimleri ve neleri kastettiğini de ifadelerinden anlamak zor olmadı.

    Zira bu ifadede özellikle sosyal medya ve tv programları üzerinden alakasız bir takım konularda, çağın çok gerisinde kalmış söylemleri ve değerlendirmeleri ile fetvalar verip, gündemi meşgul etmekle kalmayıp, İslama bakış algıları da bertaraf eden, din adamlarına yönelik bir tespit, şikayet, yakınma ve eleştiri olarak hem kayda geçmiş, hem de yerini bulmuş oldu.

    Peki bu olaylar yani İslami kesimin ateizm ya da deizme kayma durumu ne derece doğru ve anlaşılır ona bakalım.

    Şu kadarını ifade edelim ki,

    Türkiye'de din boyutunda ciddi anlamda düşünsel bir kriz var!

    Dünya ölçeğinde değerlendirdiğimizde insanlar artık deizme, ateizme kayıyor.

    Bu yüzden Türkiye için yüzde 99 Müslüman bir ülkeyiz safsatasını da bir kenara bırakalım artık...!

    Çünkü bu mevzuda niceliğin hakimiyetini ve tahakkümünü niteliğe bıraktığı bir realite üzerinden düşünülmesi ve yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü asıl kriz, sayısal verilerle değil öğretilen inançla yaşam arasında..

    Zira inanç ve din bağlamında birçok konuda, henüz gerçek manada, kendini gerçekleştirememiş, tamamlayamamış ancak kendince sorgulayan bir nesille karşı karşıyayız.

    İster buna, bunun adına deizm deyin ister ateizm hiç bir fark yoktur.

    Buradaki asıl mesele değer ve nitelik kaybıdır. Ve bu kaybın sebepleridir.

    Henüz yeni yeni gündeme gelmiş ve zuhur etmiş bir olay olduğu için sanırım ileriki zamanlarda istatiksel verilerle ve sosyolojik değerlendirmeler ve araştırmalar neticesinde bu konu büyük bir ciddiyetle ele alınacaktır.

    Ancak KONDA’nın yaptığı bir araştırmaya göre son 10 yılda kendisini dindar- muhafazakar olarak adlandıran genç kesimin yüzde 28’den yüzde 15’ gerilediği yapılan tespitler arasında..

    Araştırma, gençlerin inanç seviyesi ve örtünme oranlarının ülke geneline göre daha düşük olduğunu da ortaya koyuyor.

    Peki dindarlık neden azalıyor?

    İnsanlar neden dini inançları daha fazla sorgular oldu?

    Türkiye de dinsizlik öteden beri sol kesime mal edilirken, neden sağ kesimin iktidarda olduğu bir dönemde bir yükseliş ve ivme kazanıyor?

    Tüm bunlar yani ateizm ( Tanrı tanımazlık ) ve deizm gibi felsefik akımların yükselişi küresel trendlerin ve güçlerin kontrollü bir yansıması mı yoksa Türkiye’deki gelişmelerin bir tezahürü mü ciddi anlamda düşünmek lazım.

    Türkiye’nin tarihsel sürecine baktığımızda süreç içerisinde “İslamcılık “ Türkiye’ye uygulanabilir ve yaşanılır bir din olma adına vaat ettiği hiçbir şeyi yerine getirmedi daha doğrusu getiremedi.

    İslami hareketi çekip çevirenler ona yön verenler ve onu yönetmeye çalışanlar yetersiz kaldı.

    Dini dönüşümün en hızlı ve kapsamlı adımlarının atıldığı 80’li yıllarda gerek siyasi gerek konjonktürel dini hareketlenmeler ve gruplar Müslüman toplumlar ve ülkeler açısından dini yeniden sahiplenme din etrafında örgütlenmelere sebebiyet verecek bir eğilim ve oluşum içine girmişti.

    Tabi tüm bunların o süreçte yaşanmasına neden olan ciddi konjonktürel sebepler ve gerekçeler vardı. Sovyet işgaline karşı Afgan Cihadı, İran devrimi batılı güçlerin

    “ İslamafobi “ adı altında yürüttüğü faaliyetler ve algılar Orta Doğu Müslüman halkların üzerindeki siyasi ve dini otoritenin gücünü kırmaya yönelik yapılan her türlü sömürü ve hakimiyet kurma diktası, dünyanın bir çok yerinde çeşitli sebeplerle Müslümanlara yapılan zulüm ve eziyetler, dine dönüşüm hareketliliğini kaçınılmaz hale getirdi. Tabi bu, dine dönüşün sadece toplumsal ve siyasi yônûyle ilgiliydi. Bu dönüşün ve dönüşümün bir de ferdi yanı bireysel tarafı vardı.

    Örneğin, global dünyada hakim olan modernitenin etkisiyle artık insanların manevi ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığı yani felsefik boyutuyla insanın bireysel anlam arayışına cevap vermek yahut bir diğer boyutuyla, modern dünyanın ürettiği yalnızlaşmış insan tipolojilerinin bir topluluk ve aidiyet içerisinde bulunma gereksiniminden kaynaklı bir zorunluluktan ileri geldiği düşüncesiydi.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen