• Surkentli: ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’ diyen bir rezillik var ve maalesef onlar tercih ediliyor…

    Surkentli: ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’ diyen bir rezillik var ve maalesef onlar tercih ediliyor…
    Surkentli: ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’ diyen bir  rezillik var ve maalesef onlar tercih ediliyor…
    21.05.2018 Pazartesi

    DİYARBAKIR - Özgür Haber’in ‘Pazartesi Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu, yıllardır İstanbul’da ikamet eden Diyarbakırlı ses sanatçısı Mehmet Surkentli oldu. İstanbul’da evinin kapılarını Özgür Haber’e açan ve “O günlerde sergilenen hürmet ve anlayışa hayranım” diyerek eski günlere olan özlemini aktaran Surkentli, “Şimdi baktığınızda ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’ diyen bir rezillik var ve maalesef onlar tercih ediliyor. Sormak isterim, ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’ rezilliği ile büyüyen bir jenerasyon büyüğünü bilir mi?” diyerek şimdiki gençliği ağır eleştiriyor.

     

    “BEN DİYARBAKIR DOĞUMLUYUM, PAKETÇİ AİLESİNDEN”

    Özgür Haber: Eyvan gecelerinin usta ismi, Diyarbakır'ı yıllardır İstanbul başta olmak üzere ülkemizin bir çok ilinde tanıtan 15 Temmuz'da sokaklarda darbeye karşı durmak için, canını hiçe sayan Mehmet Surkentli kimdir?

    Mehmet Surkentli: Ben Diyarbakır doğumlu, Mehmet Surkentli, Paketçi ailesinden. Yıllardır müzik ile uğraşıyorum. Müziğe ilk adımımı, Diyarbakır'dan İstanbul'a ses yarışmasına gelerek ve katılarak attım. Ses yarışmasında birinci oldum. Birinciliği aldıktan sonra hayatım değişti. Artık kendimi tamamen müziğe verdim. Gecem, gündüzüm, yediğim, içtiğim tamamen notaların tınısı haline geldi, diyebilirim. 1979 yılında TRT' de ilk defa Diyarbakır Eyvan Gecesi programı yaptım. Yani, bizim kültürümüzde baş köşe olan meşkimizi sergiledik ve yayınlandı. Allah'a çok şükür 1979'dan beri ilk defa bir programda yaptığım gibi, şu ana kadar elimden geldiğinin en iyisini yapıyorum. TRT'e müzikte klibim yayınlamakla beraber, Flaş Tv'de, Star Tv'de ve birçok televizyon programında kentimi en iyi şekilde temsil ettim. Örf, adet, gelenek, görenek ve bizim asilce güzel kültürümüzün vitrini oldum, temsilciliğini yaptım. İstanbul'da, dedesinin dedesi Diyarbakırlı ama göç etmiş iki kuşak sonraki torunlara bile, sırf şehrimin kokusu bile geliyor diye sesimle ve fedakârlığımla görevimi yerine getirdim. Karşılığında vefa gördün mü derseniz? Hayır! Hiçbir karşılık vermeden Diyarbakır için canımı veririm, elimden geleni yaparım. Nerede bir etkinlik var, oradayım. Diyarbakırlı büyüklerim bunu çok iyi bilir ama destek görmedim.

    “DAİMA BİR YARA VARDI İÇİMDE”

    Özgür Haber: Maalesef parmak sayısını geçmeyecek oranda yerlisi Diyarbakır'da kalmış. Siz de İstanbul'da Diyarbakır'ın vitrinisiniz. Dolayısı ile kadim şehirde yaşadığınız o güzel dönemlerden soru sormak istiyorum. O zamanı bu güne getirir misiniz? Ne güzellikler yaşadınız?

    Mehmet Surkentli: Diyarbakır'da yaşadığım dönemde çok sevdiğim Rahmetli Kenan Temiz, şu an hayatta olan; Allah uzun ömürler versin, İbrahim Macit ağabeylerimin müzik coşkusu ile geçirdiğim günler oldu. Mutlu günler diyebileceğim, günler. Örnek anlatacağım dönemde bir dostluk, arkadaşlık samimiyet vardı. Biz birbirimizi içtenlikle seviyorduk, kimse kimsenin gıybetini etmiyordu, sadakat vardı. Gurbete çıktığımdan beri kendimi asla rahat hissetmedim, daima bir yara vardı içimde. Mecburi memleketimden uzak kalışımı da sayarsak, hiç mutlu olmadığımı dile getirebilirim. Basına konu olduğum ve yaptığım tüm röportajlarda aşağı Diyarbakır, yukarı Diyarbakır'ı konuşuyorum. Aldığım tüm ödülleri Diyarbakır adına aldığımı sürekli deklare ediyorum. Mehmet Surkentli olarak hiçbir zaman şahsıma münhasır çalışma yapmadım; varım, yoğum Diyarbakır'dır. Diyarbakır'ı tanıtma hususunda yaptığım bütün klipler, televizyon programlarının tamamının masrafını cebimden karşılıyorum. Kentim için bütçemden giden gideri de çoluk çocuğumun nafakasından karşılıyorum. Hem de öyle bir hal ki; mesela oğlum MS hastasıdır, torunum epilepsidir. Bu vaziyetime bakmaksızın katiyen kimseden beklenti içerisinde olmadım. Memleketim için her zaman şunu söylüyorum: Gelin Diyarbakır için el ele verelim, şehrimizi tanıtalım, kalkınsın ki, bir daha hiç kimse başka yere göç etmek zorunda kalmasın. Kadim şehrimizi hep yanlış biliyorlar, hep ön yargılı davranıyorlar; bu konuda kendime hep şu soruyu soruyorum: Diyarbakır için en iyi neyi yapabilirim? Ve ben de diyorum ki, herkes kendine de aynı soruyu sormalıdır. Özellikle Karadeniz bölgesine ait televizyon kanallarının davetine icabet ediyorum ve stüdyoda konuşur konuşmaz ilk cümlelerim şu oluyor: Biz Diyarbakırlılar Allah rızası için ülkemizi çok seviyoruz, ayrım yapmıyoruz, herkese kucak açıyoruz, bizimle ilgili duyduklarınız yersizdir. Çat kapı gelin, görün, milli bütünlüğe hizmet ettiğimize şahit olun, misafirperverliğimize kanaat getirin. Peygamberler şehrinde dünyaya gelmişler olarak garibanın, yolcunun, hastanın, öğrencinin bizden duyduğu ve bizzat yaşadığı şudur: Başımızın gözümüzün üstünde yeriniz vardır. İsteklerine de şöyle cevap veriyoruz: Başım gözüm üstüne! Gücüm yettiğince anlatıyorum ve programdan sonra teşekkür ediyorlar. “Biz Diyarbakır'ı böyle bilmiyorduk, iyi ki anlattınız” diyorlar. “Anlattığınız Diyarbakır böyle ise Diyarbakır'a can kurban”  cümlesi bir çok programdan sonra yüzüme karşı ve sonradan kulağıma geliyor. Asil şehrimizin böyle olduğunu söylüyorum ve bizim de canımız doğduğumuz topraklara feda olsun, diye belirtiyorum.

    “ELEŞTİRİLERE MARUZ KALDIM AMA HEPSİNE CEVAP VERDİM”

    Özgür Haber: Diyarbakır'ın en güzel günlerinden dem vurdunuz şimdi ise yeni jenerasyona baktığınızda farklı bir güdü beliriyor sanki. Kültürü, yemekleri, müziği unutulmaya yüz tutmuş; sizce amaç ne olabilir?

    Mehmet Surkentli: Mesela ben, Flaş Tv'de bile bazı eleştirilere maruz kaldım ama hepsine cevap verdim Allaha şükür! Bana dediler ki, Diyarbakır çiğköfteye sahip çıkıyor; çiğköfte sizin mi sanki? En basitinden sual bu. Elazığ, Şanlı Urfa, Gazi Antep ve Adıyaman'a buradan sesleniyorum, dedim. Evet o illerde de çiğköfte yapılıyor ama, Diyarbakır'da yapılan çiğköftenin verdiği lezzeti bir başka yerden alamazsınız. Örneğin; patates püresi ile çiğköfte yapanlar kendilerine mal ediyorlar. Olacak gibi değil. Keza yemeklerimiz farklıdır. Her yörenin kendine göre damak tadı vardır saygı duyuyorum ancak, bizim yemek kültürü ve tadını başka yerde bulamazsınız. Çünkü hemşehrilerimizin yemekteki maharetleri, cömertlikleri yemeğin en iyisinin pişmesine vesile oluyor. Hanımefendilerin güler yüzlü, bir de on parmakta on marifet yaptıkları yemekte kusur olur mu; Allah aşkına?

    “EYVAN GECELERİNİ VE MEŞKİ ÖZLÜYORUM”

    Özgür Haber: Diyarbakır'ın kültürü olarak özdeşleşen Eyvan Geceleri, hemen hemen hiç yapılmamaktadır. Ne dersiniz?

    Mehmet Surkentli: Eyvan Geceleri'nin icra edildiği program ve meşki özlüyorum. Diyarbakır'da gece düzenleyen ve düzenleyecek birçok değerli büyüğüm ve kardeşim vardır. Düzenledikleri gece için sıra geceleri deyip, programa o ismi verenler oluyor. Bunları gördükçe çok üzülüyorum. Şunu sormak istiyorum: Niye sıra geceleri? Diyarbakır'da Eyvan Geceleri vardı. Tarihi evlerimizin yapısı ile bütünleşmiş bir isim. Akşam herkes eve geldikten sonra, dört cepheli evin ortasında avlu ve avlunun ortasında küçük bir süs havuzu olan evde meşk yapılırdı. Hanımefendiler eline cümbüşü alıp çalmaya ve sesi güzel olanlar da gelen herkesin de dahil ederek türkü söylerlerdi. Şehriye günlerinde, özel günlerde düzenlenen bu eğlence eyvanda olduğu için bu ismi almış Şimdi düşünün Diyarbakır'ın özünde bu şekilde gelen ve adını alan gece şimdi yenilerce başka bir isim altında yapılıyor. Bana programlarda da eyvan gecelerinin anlamını ve nasıl yapıldığın soruyorlar ve sürekli anlatıyorum. Gittiğim her programda çiğköfte yapıyorum, kadayıfımızı götürüyorum ve eyvan geceleri gibi unutulmaya yüz tutmuş lahmacunu götürüp anlatıyorum. Mesela lahmacunun koyun etinden boşluk kısmından yapıldığını söylüyorum. Bu şekilde yapılan lahmacunu götürdüğümde yiyenler şöyle söylüyor:  “Biz böyle lezzetli bir lahmacun yemedik!''  Çiğköfte ile ilgili de aynı şeyleri söylüyorlar ve hayretlerini gizlemiyorlar:'' Bu nasıl bir şey; o kadar lezzetli ki...'' Ben amacımı konuşmamın bir yerinde de belirttim, şimdi de söylüyorum. Sayın Valimiz, Belediye Başkanımız ve erklerimize sesleniyorum: Diyarbakır'ı tanıtmak bir kaç kurumun tek başına yapacağı bir program kapasitesinde değil. Geçmişinin her konuda örnek olduğu ve çok az kişinin artık çaba gösterdiği ve bu hale gelen kültürü birbirimize destek olarak yeniden varsıllaştırabiliriz. Türk, Ermenİ, Süryani, Keldani, ve kürtün bir arada kardeşçe yaşamasının formülünü bulmak için eski değerleri değer kabul etmek ve destekle olacak bir şeydir. Gücünü devletten alan kurumlar salt kendileri bu işe soyunurlarsa giden paradan gayrı bir getiriye sahip olamazlar. Bir de, bizden güçten de düşünce elde hiçbir şey kalmayacaktır. Türkiye'de milli kanalımızda Eyvan Geceleri'ni ilk düzenleyen biri olarak şunu söylüyorum: Çok geç olabilir. Hendeklerle yok olan binaların, yansıyan tarihi anlatabilecekleri duvar da kalmayınca geride kalan değerler kimsenin aklına gelmez ise ve destek verilmez ise,  dinlenecek türkü de bulamazlar. Bir de şunu da unutmadan ekleyeyim: Diyarbakır'da düzenlenen geceye Urfa'dan aldıkları isimle Sıra Geceleri diyorlar, yetmezmiş gibi o yörenin kıyafetlerini giyerek yerel kanallara çıkıyorlar veya programlara katılıyorlar, müzik icra ediyorlar. Çok üzülüyorum.

    “BAŞINI SALLAYAN, NE YAPTIĞINI BİLMEYEN, KENDİ BENLİĞİNDEN UZAKLAŞAN BİR JENERASYONDAN NE FAYDA GELİR Kİ?”

    Özgür Haber: Bir parantez açmak isterim bu konuda Mesela son dönemlerde yozlaşmış bir kültürü benimseyen bir gençlikten bahsediyorlar. Sonra gidip programlarına Diyarbakır kültürünün ''k'' sini bilmeyenleri büyük bir meblağ ile davet ediyorlar. Diyarbakır Eyvan Geceleri bir felsefe bir kültürdü. Bu kültürün revaçta olduğu zamanlar yozlaşan bir gençlikten bahsedemeyiz. Sizce neden o kültür şimdiki insanlara aşılanmıyor, ya da umursanmıyor?

    Mehmet Surkentli: Süleyman Bey bu dedikleriniz su götürmez gerçekleridir. Bu olaylara İstanbul'da da tanık oluyorum. İşin acı tarafı memleketime gittiğim zaman da bunları gördüm. Gerek Kürtçe ve gerekse Türkçe müzik yaptığını zanneden gençler rock tarzında söylemeye özeniyor ve söylüyorlar. Başını sallayan, ne yaptığını bilmeyen, kendi benliğinden uzaklaşan bir jenerasyondan ne fayda gelir ki? O gençlere bakıyorsunuz, atasını, geldiği yeri unutmuş, anne ve babasına bile saygısı yok. Öyle bir hale gelmişiz ki, ne folklorumuz kalmış, ne benliğimiz. Çok tuhaf ki, ben Doğubeyzıt’a, Ankara’ya, Antalya'ya gittiğimde Diyarbakır'da gördüğüm ilgiden daha fazlasını görüyorum. Eski güzelliklerden feyz alanlar başka şehirden iken, bizim özümüz olan kültürden asla almıyoruz. Etiler'de program yaptım, sosyetesi, eliti, ileri geleni coşkuyla adapte olurken, halay çekerken biz ise uzaklaşmak için elimizden geleni yapıyoruz. Kaybolan bir kültür ise zararla bu kadar değil. Kentimizin özü gidiyor; gelecek kuşaklara aktarmak da imkansızdır. Reina'nın bitişiğindeki bir yerde yaptım. İmkansız ama, hayranlıkla dinlediler ve atmosfere kaptırdılar kendilerini. Diyarbakır'ın güzelliklerini anlatmak lazım, geçmişimizi, iyi yönlerimizi ortaya koymalıyız. Şimdiki gençlerimiz için çok üzülüyorum Ancak şunu da göz ardı edemem.  Hatta Aslında bizim büyüklerimiz de. Yozlaşan kültüre, Akıma kapılan gençleri karşılarına alıp,  Kapıldıkları yolun doğru olmadığını ve bizim geçmişimizdeki doğru kültürü göstererek onları hastamıza uygun hale evirmeleri lazım.

    “O GÜNLERDE SERGİLENEN HÜRMET VE ANLAYIŞA HAYRANIM”

    Özgür Haber: Mesela zaman zaman bazı hareketlere Tanık oluyoruz ki aklının almayacağı şeylerdir. Rock akımına kapılan gençler babalarına veya büyüklerine moruk diye hitap ediyorlar. Arabeski takılanlar ise bakıyorsunuz son dönemlerde arkadaşlarına kral diye hitap ediyorlar. Bunlar sosyal medya da görüyorsunuz. Bizim adetler ile büyüyen, halk müziğini sever özümseyen çevrelerin Bu hareketlerine tanık oldunuz mu?

    Mehmet Surkentli: Öyle bir şey yok Halk Müziği kültüründe ve sevenlerinde. Bizim Diyarbakır'da asla böyle bir şey yoktur.  Diyarbakır'ın terbiyesi örf ve adeti bambaşkadır. ben çocukluğumdan bugüne getirdiğim bir kültürü çocuklarıma öğrettiğim gibi,  yaşaması için, Elimden geleni yapıyorum. Ne idi O kültür diye soracak olursanız; söyle: Biz çocukken evimize gelen bayan erkek fark etmez;  hepsinin önünde ayağa kalkar en güzel yerde oturmasını sağlardık. O günlerde sergilenen hürmet ve anlayışa hayranım. Maalesef gördüğünüz yozluk, hale uygulanır hale gelmiş.  Bu hali gördükçe çok üzülüyorum. kanka, moruk, Kral, bizim Diyarbakır etiğinde yoz şeylerdir. Bunlar son dönemlerde kullanılan klişe laflar yansıtmak istersek; bizi bozar.

    “OYNAMA ŞIKIDIM ŞIKIDIM” DİYEN BİR REZİLLİK VAR VE MAALESEF ONLAR TERCİH EDİLİYOR”

    Özgür haber: Güzel kültürümüzü çocuklarımıza öğretmek ve yaşamalarını sağlamak,  Ayrıca halk müziği müziğimizi resmi kurum ve dayanakları ile sürdürülebilir vaziyete getirme babında valiliğimiz veya belediyemize ne gibi önerileriniz olabilir?

    Mehmet Surkentli:  benim kendi bireysel isteğim değil;  kadim kent Diyarbakır için ricamdır bu: Diyarbakır için bir kenetleme bir birliktelik ve geçmişteki güzel günleri ayakta tutabilmek adına bir diyalog geliştirelim. Özellikle genç kesimleri hem yanlış yolda hem de aile terbiyesini en iyi şekilde yaşamalarını sağlayalım. Bakıyorsunuz Diyarbakır’daki kurumlar veya büyük şirketler bir etkinlik düzenleyecek ama dejenerasyonu sindirecek her türlü program ve konuklar davet ediliyor. Öyle ki, o Organizasyon fahiş ücretlere mal olmaktadır. Hâlbuki o para ile çok daha verimli ve geleneklerimizi yansıtan etkinlikler olabilir. Diyarbakır'daki kardeşlerimize müziğimizi kesinlikle anlatmamız sevdirmemiz gerekmektedir. Size şunu söyleyeyim: o eyvanlarda Dinlediğiniz türkülerin her mısrasında ayrı bir ahenk ayrı bir terbiye vardı.  Şimdi baktığınızda ‘’oynama şıkıdım şıkıdım’’ diyen bir rezillik var ve maalesef onlar tercih ediliyor. Peki size sormak isterim.’’ oynama şıkıdım şıkıdım’’ rezilliği ile büyüyen bir jenerasyon büyüğünü bilir mi? Biz büyükler, kurumlar gelecek kuşaklara köprü olmak için bir araya gelmemiz lazım. Az önce de ifade ettiğim gibi, bir program olunca belirli isimleri çağırıyorlar onlar da gelip türkülerini okuyup gidiyorlar.  Yani mesele para… Halbuki Biz davet edilmiş olsak Sadece güzel türkülerimizi Okumakla kalmayacak orada gelecek kuşaklara aktarılmak üzere tüm gerçekleri anlatacağız ve dayanışmaya önayak olacağız. Diyarbakır geceleri yapılıyor, pohpohlanan birkaç isim var, sürekli onlar çağrılıyorlar. Çağırdıkları zaman ilk konuştukları cümle bu kadar ücret isterim maalesef istedikleri bedeli ödeme de itiraz yok. Dolayısı ile orada türkü söyleyip eğlenmeden başka bir vaziyet vücuda gelmiyor. Rahmetli Kemal Sunal hem güldürüp, hem mesaj vermiyor muydu? Bizleri davet etmeyenler sadece eğlenceye fırsat veriyor ama gelecek kuşaklara yansıtabilecek güzelliklerimizi orada aktaramıyorlar. Süleyman Bey siz biliyorsunuz ben Mehmet Surkentli olarak şimdiye kadar kendim için çabalasaydım çok daha farklı yerlerde idim ama yaptığım çabaladığım her şey Diyarbakır içindir. veya birçok albüm çıkarabildim. Diyarbakır için albüm çıkardım ve bütün amacım Diyarbakır'ı tanıtmak, geçmiş Diyarbakır'ın güzelliklerini günümüze getirip canlı tutmak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.  Diyarbakır için gücüm yettiği kadar her şeyi yapacağım. Benim biliyorsunuz yaptığım program karşılığında aldığım bir ücret vardır. Makul ücretle hem geçimini sağlıyor hem de diyarbakır'ın tanıtımı için harcamalar yapıyorum ama maalesef üzülerek belirtmeliyim ki, Diyarbakır'ı yansıtan kişiler ve kurumlar ise bizim gibi duygular içerisinde olanları tercih etmiyorlar. Parasını alıp keyfine bakanlar, insanları eğlendirmek ile kalıyorlar. Tanıtma vesair yok. Süleyman Bey sana ne kadar teşekkür etsem azdır. bu konuda Elinden geldiğini çok daha fazlasını yapıyorsun. Sağ olsun Kenan Aksu Taha Bey Feshane'de Diyarbakır tanıtım günlerini yaptı.  Çok yararlı oldu orada Herkes şahit elimizden geldiğini çok daha fazlasını yaptık. Diyarbakırlı Şair Remzi Bulak için bir şey demeye gerek yok zaten. O’da bizim gibi bütçesinin büyük kısmını Diyarbakır'ın tanıtımı için harcıyor. Aliye Bacım yemekleri ile bize diyarbakır günlerini yaşattığın gibi, tek başına yemek tanıtım görevini üstlenerek ve yine kendi bütçesi ile kanaldan kanala koşuyor. Ben senin aracılığıyla burada Sayın Valimize Sayın belediye başkanımız Sayın milletvekillerimize Ve kültür müdürümüze seslenmek istiyorum: Biz Diyarbakır'ı tanımak ve anlamak için elimizden geleni yapıyoruz; hiçbir deste almadan. Sizden istirhamım Diyarbakır'ı tanıtıcı programlara gerçek ehilleri davet edin. Bize öyle bir ortam sunum ki gelip geçmişi günümüze aktaralım. Biz burada ben Remzi Bulak değerli eşi Aliye Tümerdem Bulak Hanımefendi ile üç kişi birlikte hareket ederek elimizden geleni yapıyoruz. Allah razı olsun senden taa Diyarbakır'da gelip burada Bizimle röportaj yapın yayınlıyor ve elinden geldiğince bu hususta herkese destek oluyorsun. Emit Doğu Akdeniz Fuarı’nda yapılan yanlış tanıtım ve sergi konusunda bizim haklı olarak müdahale ve katkımız senin gibi, gazeteciler Sayesinde engellendi. Sizler olmasaydınız aynen devam edecek ve Diyarbakır'a zarar verilen gelecekti. Diyarbakır için yapabileceklerimiz konusunda bize yardımcı oluyorsun. Ne mutlu bize ki senin gibi bir dosta sahibiz. Allah senden razı olsun, sen bizim canımız ciğerimizsin. Ben burada Diyarbakırlılara sesleniyorum: Her zaman sizler için hazırız. Herkesi canu gönülden kucaklıyor, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum.”

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen