• Endülüs ve İspanyol Kültürüne Yön Veren Kürd . ZİRYAB

    Endülüs ve İspanyol Kültürüne Yön Veren Kürd . ZİRYAB
    Endülüs ve İspanyol Kültürüne Yön Veren Kürd . ZİRYAB
    10.08.2018 Cuma

    Her Cuma Kültür – sanat sayfasında değeli sanatçıların hayatını anlatmaya devam ediyoruz. Bu hafta müzik,sanat,giyim,kültür ve birçok noktada Endülüs ve batı yaşantılarna damga vuran  kürt ilim adamı  Ziryab'ı anlatıyoruz.


    822 yılında, şimdiki İspanya sınırları içinde olan, zamanın Endülüs Devleti’nin önemli şehri Kurtuba’da (Cordoba) Ziryab lakablı bir Kürd, ülkenin ilk müzik konservatuarını açar.Aralarında cariyesi Mat’ah ve kendi kızı Hamdunah da olmakla beraber (bazı kaynaklarda iki kızı diye geçer), toplamda 30 kız öğrenciye müzik ve şan dersleri veren bu Kürd; Endülüs’ün Emevi hükümdarı Sultan II. Abdurrahman’ın beğeni ve desteğini de aldıkdan sonra ülkenin diğer şehirlerinde de konservatuarlar kurarak, Endülüs ve daha sonrasında İspanyol müziği başta olmak üzere, İspanya’nın yemek, yaşam tarzı, moda ve edebiyat tarihinde hatırı sayılır bir iz bırakır.

     

    Ziryab, takma adıdır. Bazı kaynaklara göre, melodik öten siyah bir kuş’un (Blackbird, Págaro Negro) adı olup, teninin renginden (esmer oluşu) ve sesinin güzelliğinden, diğerlerine göre ise, sesinin akıcılığına ve duruluğuna atfen altın su (zer ab) anlamında bu ada sahip olduğu belirtilmektedir.Asıl adı Abdul Hasan Ali Ibn Nafi’dir. 789 yılında Musul’un bir Kürd köyünde doğar. Ailesi ile Bağdat’a taşınan Ziryab, Abbasi Halifesi İbrahim El Mehdi’nin hizmetkarlığını yapmış ve sonrasında azad edilmiş köle geçmişi olan Kürd bir ailenin çocuğudur. Ziryab gittiği okulun en zeki öğrencilerinden biridir. Matematik, edebiyat, şiir, astronomi ve coğrafya derslerinde çok iyi olan Ziryab’ın en başarılı olduğu dal ise müziktir.Babasının Halife’nin sarayında çalışmışlığının olması, Ziryab’ı döneminin en ünlü şan hocası ve kendisi gibi Musul’lu bir Kürd olan sarayın baş müzisyeni İshak (İshaq Al-Mawsili) tarafından şan dersleri almaya götürür. (Orta Çağ’ın en gelişmiş yerleşim merkezlerinin başında gelen; kültür, sanat ve edebiyat konusunda altın çağını yaşayan Bağdat’ın o dönemki en ünlü müzik ve şan üstadı konumunda bulunan İshak’ın kendi babası Musullu İbrahim de eserlerini Arapça icra etmiş ve Arap müzik tarihinde tanınmış bir bestekar/müzisyendir).

     

    MÜZİKTEKİ BAŞARISI VE HALİFEYİ ŞAŞIRTMASI

     

    Ziryab’ın müziğe olan yatkınlığı, yeteneği ve kapasitesi hocası İshak’ın da taktiri ve beğenisini her zaman aldığından, öğrenciler arasında en iyisi olarak hep takdim edilmiştir. Öyleki bir gün Bağdat’taki Abbasi Halifesi olan Harun Reşid, baş müzisyen Ishak’a en iyi öğrencisini seçip kendisine bir sunum yapmasını ister. Bunun üzerine İshak en iyi öğrencisi olarak gördüğü Ziryab ile halifenin huzuruna çıkar. Ziryab’ın sunumu sonrası mest olan halife kendisini tanımak istediğini söyleyerek Ziryab ile konuştuktan sonra hocası İshak’ın ud’u ile başka şeyler de çalmasını ister. Bunun üzerine Ziryab eğer hocası İshak da dahil başkalarının enstrümanları ile bir sunum yaparsa kendisinin başkalarından bir farkının olmayacağını ve eğer halife hazretleri izin verirse, daha önce hiç kimse tarafından seslendirilmemiş sadece kendisinin bildiği ve halife hazretleri için icra edebileceği repertuarının olduğunu ve bunu da kendi yapımı olan ud’unu kullanarak seslendirebileceğini arz eder. Bu çıkış karşısında halife Reşid şaşırır ve onun ud’unun diğerlerinden farkını sorar. Ziryab’ın cevabı ise epeyi teferruatlı olur:’- benim ud’um görünüşte diğerlerinden farklı görünmeyebilir ilk etapta, ancak bu ud kendi yapımım olup diğer bilinen udların üçte biri ağırlığındadır. Perdeleri sıcak su değmemiş ipekten, bas ve üçüncü telleri ise aslan bağırsağından yapılmıştır. Ayrıca başkalarının kullandığı ahşap mızrap yerine ben kartal pencesinden yaptığım kendi mızrapımı kullanırım. Bunların dışında en önemli özelliği ise bu ud’un beşinci bir tele sahip olmasıdır. Ben bu beşinci tele ’ruh’ adını verdim, ki diğerleri de sırasıyla; asabiyet, iyimserlik, duygusuzluk ve melankoli hallerini yansıtırlar’ diye cevap verir. Ziryab’ın ud’unun beşinci teli ise her zaman kırmızıya boyalıdır. Çünkü ’ruhun rengi kırmızıdır’ diyormuş hep Ziryab.Halife için repertuarındaki daha önce hiç duyulmamış şarkıları seslendiren Ziryab, bu üstün başarısı ve olağanüstü performasından dolayı halifenin kendisine hayran kalmasına neden olur. Öyleki Ziryab’ın sahnesi sonrası sarayın baş müzisyeni İshak’ı yanına çağıran halife Reşid, bu yetenekli öğrencinin büyük özen ve itina ile elinden tutulması ve eğitiminin tamamlanması için özel muameleye tabi olması gerektiğini emreder. Üstüne de Ziryab için kendisinin özel planları olduğunu ekler. Bu sözler üzerine büyük bir kıskançlık ve tedirginlik yaşayan İshak, birden bire kendine rakip görmeye başladığı öğrencisini bir kenara çekerek onun biran önce Bağdat’ı terk etmesi gerektiğini ve bunu yapmaması dahilinde bu hatasını canı ile ödeyeceği tehditi ile korkutur. Hocasını iyi tanıyan Ziryab, başına bir şey gelmemesi için Bağdat’ı hemen terk eder. (Bazı kaynaklarda Ziryab’ın ailesi ile birlikte Bağdat’ı terk ettiği geçmektedir). Ziryab’ın Bagdat’ı terkedişinden bir süre sonra Harun Reşit onun durumunu sorar. Bunun üzerine Ishak, Ziryab’ın aklını kaçırdığını, hergün dünyada kendisinden daha büyük bir müzisyenin olmadığını tekrarlayarak, sizin ona sunduğunuz eşsiz olanakları bırakarak ortadan kaybolduğunu, bir daha da kendisinden haber alamadığını söyleyerek onu ikna etmeye çalışır. İkna olmuş gibi görünen Harun Reşit şunu ekler: “Nedeni ne olursa olsun, onun gidişiyle büyük bir neşe kaynağını kaybettik”derSeneler süren Suriye, Filistin ve Mısır ülkelerindeki yaşamı, Tunus’un Kayrevan (Kairouan) şehrine gelmesiyle değişir. Dönemin önemli bir din, felsefe, ilim ve ticaret merkezi olan Keyrevan’da oldukça ünlenen Ziryab, Endülüs’ün emevi sultanı II. Abdurrahman’ın elçilerinden Yahudi Al-Mansur’un dikkatini çeker. Ziryab’a teklif götüren Al-Mansur, sultanının dünyanın bir çok yerinden yetenekli ve alim insanları Endülüs Cordoba’ya davet ettiğini ve onlara çok önemli imkanlar sağladığını aktarır. Sultan’ının amacının Kurtuba’yı Bağdat ve Şam gibi büyük bir ilim, sanat ve medeniyet merkezi yapmak istediği olduğunu Ziryab ile paylaşır. Bunun üzerine ailesini de ikna eden Ziryab, hep bahsini duyduğu ve bir gün oraya gideceğine inandığı İber Yarımadası’na ve Endülüs’ün parlayan yıldızı Kurtuba/Cordoba şehrine 822 yılında gelir. Üç dinin ve çok kültürlülüğün şehri Kurtuba/Cordoba’ya.Ziryab hakkındaki bilgiye daha öncesinden sahip olan sultan II. Abdurrahman, hükümdarlığı ve davetini kabul eden Ziryab’a hemen maaş bağlar ve yapacağı çalışmaları için sarayının tüm imkanlarını emrine amade eder. Kendisi de 33 yaşında olan sultan, akranı Ziryab ile sık sık görüştüğünden, Ziryab artık Endülüs’ün saray ahalisi ve elit kesimleri arasında yer alır. Sesi ve hiçbir zaman yanından ayırmadığı kendi yapımı ud’u ile icra ettiği şarkıları, herkesi mest etmiş ve ünü kısa zamanda tüm İber Yarımadası’na yayılmıştır.Ziryab’ın ve sultan II. Abdurrahman’ın görüşmelerinde ele aldıkları konular sosyolojiden edebiyata, tarihten sanata, mimariden şiire ve bilime kadar geniş bir yelpazede cereyan ettiğinden, Ziryab artık sultanın bir danışmanı konumuna da gelmiştir. Çeşitli etkinlik, kurum ve oluşumlarda Ziryab’ın kararları dikkate alınarak onun imzasıyla hayata geçirilir. Değişik şehirlerde kurduğu müzik okullarında Müslüman, Hristiyan ve Yahudi öğrencilerden oluşan, kızlı erkekli sınıflarda ders verir, Musul ve Bağdat’taki okulları aratmayan, hatta daha zengin müfredatlarla öğrenci yetiştirir. İcra ettiği ve bestelediği şarkıları, Arapça, Farsça/ Kürdçe ve Hinduca ezgilerle harmanlayıp, Endülüs’ün ve sonrasındaki İspanya’nın kültür mirasına yüzyıllar boyunca kaybolmayacak eserler bırakır.

    Getirdiği yeni uygulamalarla, Kuzey Afrika ve İber Yarımadası’ndaki müzik, beste ve şarkı tarzlarına radikal etkide bulunur. Günün 24 saatini baz alarak 24 kesitten oluşan, İspanya’daki ’nauba’ ve özellikle Tunus, Cezayir ve Libya’da etkin olan ’maluf’ tarzlarının temelleri Ziryab’a aittirler. Ud’unun perde ve tel özellikleri, Endülüs müzik enstrümanları konusunda bir çığır açmış ve İspanyolların gitar enstümanının ortaya çıkmasının temelini olmuştur Ziryab’ın ahşap yerine kartal pençesinden yaptığı mızrabı da bir efsane yaratır. Ziryab’ın bu mızrabının tanıtımından sonra kendisine sanatçıyım diyenler artık ahşabı tamamıyla terk ederek, onlar da kartal ğencesi mızrabı kullanımına başlarlar.Bağdat’dan ayrılışından sonra ta İber Yarımadası’na gelinceye kadar geçirdiği zaman içerisinde, geleneksel bir Kürd dengbeji gibi müzik içra etmiş, kendini geliştirmiş ve yenilemiştir. Bu birikim ve potansiyelini Cordoba’daki çalışmalarında yeni dans ve müzik sunumuna aktarmıştır. Flamenko dansının yaratıcısı olarak da kabul edilen Ziryab, Kürdistan ve Mezopotamya’dan beraberinde getirdiği müzik ve dans birikimini, Arap ve Kuzey Afrika motifleriyle zenginleştirip, Endülüs – İspanyol kültür mirasına katmıştır. Ziryab’ın repertuarında 10 binin üzerinde şarkı ve bestenin olduğu belirtilir. Ibn Hayyan ve Al Maqqari; Ziryab’ı sadece müzik konusunda ele almanın vicdansızlık olacağını, çünkü müzikte olduğu kadar şiir, edebiyat, hitab, astronomi ve coğrafyada da olağanüstü bir birikime sahip olduğunu yazarlar.

     

    Emir II.Abdurrahman, kendisini en üst düzeyde karşılar. Modern zamanların en büyük müzisyenini görmekten onur ve mutluluk duyduğunu belirtir. Ona hayatına dair sorular sorar. Ziryab, bütün hikayesini sade ve etkili bir şekilde anlatır. Sohbet derinleşir. Tarihten, coğrafyadan, sanattan, edebiyattan, astrolojiden, felsefeden, astronomiden ve giyimden konuşurlar. Emir, Ziryab’in bir müzisyenden çok daha öte bir bilge olduğunu keşfeder. Ziryab Bagdat’tan beri yanından ayırmadığı Ud’unu alır, çalmaya başlar. Şarkılar birbirini izler. Emir, böyle bir sesin ve stilin o güne kadar o topraklarda görülmediğini düşünür. Ziryab’in mütevazi kişiliği, genel kültür bilgisi ve müzik sanatındaki olağanüstü yeteneği Emir’i derinden etkiler. Emir, Ziryab’ı orada sarayın baş müzisyeni yapar. Ikili arasındaki ilişki daha sonraları bununla sınırlı kalmaz, bir dostluk, arkadaşlık ilişkisine döner. Ziryab artık onun sırdasıdır ve bu ölene kadar devam eder.Çıkışta Mansur’la gözgöze gelir. Tedirginliği had safhadadır. Fakat Mansur’un gözleri güler. Onu dostça karşılar. Yeni görevinden dolayı kendisini kutlar. Ziryab, duyduklarına inanmaz. Kelimeler boğazında kalır. Ama bu kez, sevinçten. Mansur, bir yahudidir. Yahudi Mansur ile Kürd Ziryab arasındaki dostluk bir daha bitmez.Ziryab için hayat yeni başlar. Yeteneklerini göstermek için artık bütün koşullara sahiptir. O da bu konuda hiç cimrilik yapmaz. Kısa sürede ünü bütün ülkeye yayılır.

     

    KÜLTÜR DEVRİMİ

     

    Endülüs’ün yemek kültürü, giyim ve hayat tarzında dahi yeniliklere imzasını atar Ziryab. Kendisinden önce tek ana yemek kültürüne sahip olan Endülüs’e, çorba ile başlangıç, ana yemek ve sonrasında tatlı veya meyve tüketim geleneğini tanıtmıştır. Bıçak, çatal ve kaşık kullanımı ve ayrıca masalara örtü örtülmesini öğretmiştir. Masalarda altın ve gümüş kap kacak ve bardakları kaldırarak, cam ve kristal kullanılmasını öğretmiştir. Ziryab’ın Kuzey Afrika ve özellikle İspanyol yemek kültürüne kazandırdığı tatlı ve yemek çeşitleri ile daha önceden bilmedikleri yeni sebze türleri de vardır. Halen İspanya’nın bir çok yerinde geleneksel yemeklerden olan ve özellikle Zaragoza ve Kurtuba şehirlerinde Ziryab adı ile anılan yemek ve tatlılar vardır. ’Zalabia/jalebia, Taqliyat Ziryab’ ve ’Ziryabi’ gibi.İnsanların boş zamanlarında beyin jimnastiği yapması ve bir araya gelmeleri açısından, Hindistan’dan getirttiği alimler ve astrologların aracılığı ile satrancı Endülüs’e tanıtmıştır. Polo sporunu da Endülüs’e getiren Ziryab’dır. İnsanların bakım, zerafet, giyim, kuşam ve hijyenik alışkanlıklarına dahi yenilikler katmıştır. Saç kesimi, makyaj ve güzellik bakımından; mevsimine göre kıyafet kullanılmasına kadar yenilikler getirmiştir. Güzellik salonları dahi açtırmıştır. Kendisinin kısa saç/sakallı ve sürekli bakımlı olması, elit sınıf arasında taklit dahi edilmiş ve moda haline gelmiştir. Ziryab, giyim ve kuşamda olduğu gibi, kadın-erkek bakım ve makyajında da önemli yenilikler yapar. Güzellik salonu açar. O güne kadar uzun olan saç modeli yerine kısa kesim saç modelini tanıtır. Ziryab, her mevsim için, mevsime uygun renklerden oluşan elbise modelleri çizer ve üretilmelerini sağlar. Böylece, Ziryab’ın yarattığı bu giyim takvimi yeni bir modanın öncüsü olur.Çamaşır yıkamalarında tuz kullanımı ile kadınları tanıştırmış ve bu şekilde kötü kokuları gidermek için gereksiz yere gülsuyu kullanmamalarını öğretmiştir. Tuz ve kullandığı bir tür sıvı karışımı ile diş kremi ve dişbakımı kültürünü İber Yarımadası’nda yaymıştır.Kıyafet konusunda Kürdistan ve Mezopotamya’da yaygın olan pamuklu dokuma kumaş üzerine siyah veya lacivert dikey çizgili kıyafetleri, Endülüslülere tanıtmış ve bu giyim tarzı çok beğeni görmüştür. Özellikle Fas ve diğer kuzey Afrika ülkelerinde bu giyim tarzı halen mevcuttur. İpek, yün ve renkli kumaş kullanımını da uygulayarak, mevsimine göre kıyafete alternatif çokluğunu kazandırmıştır.İçmimari ve mobilya tasarımı konusunda dahi, Doğu kültürüne has ahşap tarzı ve deri mobilya kullanımını yaygınlaştırmıştır.Sultan II. Abdurrahman’ın baş danışmanı konumunda olan Ziryab, Emevi Devleti’nin selameti ve zenginleşmesi için sultanın desteği ile Kuzey Afrika’dan, Mezopoptamya, Hindistan ve diğer ilim merkezlerinden Yahudi doktorları, alimleri, zanaatkarları, astrologları ve sanatçıları Kurduba’ya toplama konusunda büyük başarı sağlamıştır.Ziryab’ın Endülüs ve İspanya için yaptıkları sadece İber Yarımadası ile sınırlı kalmayarak, komşu devletler ve kültürlerini de etkilemiştir.68 yaşında 857 yılında Kurtuba’da hayata veda eden Ziryab, arkasında 8 erkek 2 kız olmak üzre 10 çocuk bırakmış, ki bunlar da babalarının başlattıklarını kısmen de olsa devam ettirmişlerdir. Her ne kadar sultan II. Abdurahman’dan sonra gelen sultan III. Abdurahman, Ziryab’ın çocuklarına destek vermişsede, çocuklarının başarıları ve etkileri babalarının yaptıklarının yanında pek de önemsenecek düzeyde olmamıştır.Kürd Ziryab’ın İber Yarımadası’ndaki 35 senelik yaşamı boyunca hem Kurtuba ve Endülüs, hemde sonrasındaki İspanya kültürüne kattıkları ve kazandırdıkları Avrupalı sanat tarihçileri ve yazarlar tarafından övülerek ve gıpta ile yazılır. Araştırılması, derlenmesi ve özellikle de Kürdler tarafından bilinmesi açısından paylaşılması gereken ise; Musul’dan çıkıp Endülüs’ün bir ilim, sanat, medeniyet ve kültür merkezi haline gelmesine katkısı bu düzeyde olan Ziryab’ın neden hakettiği düzeyde ve yeterince bilinmediğidir.

     

    10 BİN EZBERE ŞARKI VE UD’A EKLENEN 5. TEL

     

    Ziryab’ın on bin şarkıyı ezbere bildiği söylenir. Aynı zamanda şair ve şarkı yazarı olan Ziryab için müzik bir terapidir. Bu terapiyi topluma yayar. Bir müzik okulu açar. Bu avrupanın ilk müzik konservatuarıdır. Açtığı bu okul, ilk başlarda hocası Kürd Ishak ve onun babası İbrahim’in önce Musul’da daha sonra Bagdat’ta açmış oldukları doğunun en ünlü müzik okuluna benzese de, kısa süre de orijinal bir özelliğe bürünür. Ülkenin her tarafindan öğrenciler akın eder bu okula. Bunların arasında Ziryab’ın çocukları da var. Kız erkek karışımı verilen eğitimde yahudi, hristiyan ve müslüman öğrenciler biraradadır. Ziryab burada muzikteki yeniliklerini gerçekleştirir.Yetkililerce, Yunan Citara’sının oğlu ve bugünkü Gitar’ın babası olarak isimlendirilen Ud, Ziryab zamanına kadar sadece dört çift tellidir. Ziryab buna beşinciyi ekler. Otoritelere göre, o dönemde bu tellerden her biri insan vücudunun özelliklerinden birini sembolize etmekte olup, Ziryab’in eklemiş olduğu beşinci perde kırmızı renktedir ve “ruh”u sembolize etmektedir. Böylece ruhun insan vücudunda gördüğü fonksiyona denk gelen bir işlevi yüklenen bu perde, çalgıya daha bir yumuşaklık ve zerafet vermektedir. Ziryab’ın bu enstrumental üzerindeki diğer bir yeniligi de (Bagdat’ta yaptığı yeniliklere ek olarak), o güne kadar tahtadan yapılan mizrap yerine, kartal tüyünden yapılma mizrabı buluşudurAvrupa kıtasının güneybatısında bulunan İber yarımadasında, Ziryab’ın yaptığı yenilikler yalnızca müzikle sınırlı değil. Andaluci’da Ziryab’ın adı müzikle birlikte zerafetin, şıklığın ve estetiğin yaratıcısı ve devrimcisi ile eş anlama gelir.

    857 yılında Kurtuba’da hayata gözlerini yuman Ziryab, kendisinden sonra İbn Bacce, Abbas b. Firnas, İbn Rüşd gibi müzikle ilgilenmiş bilim adamlarına öncülük etmiş, bir yol oluşturmuştur. Bu manada Ziryab, İslam sanatı içerisinde çok önemli ve dikkatle incelenmesi gereken bir isimdir.

     


    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen