• Ekmekçiler: Hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmek zorundayız

    Ekmekçiler: Hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmek zorundayız
    Ekmekçiler: Hayvanlarla beraber  yaşamayı öğrenmek zorundayız
    23.06.2019 Pazar

     

     

    Süleyman AYDIN- ÖZEL RÖPORTAJ

    DİYARBAKIR - Özgür Haber’in Pazartesi Sohbetlerinin bu haftaki konuğu Hayvan Hakları Federasyonu Diyarbakır Şube Başkanı Sevgi Ekmekçiler oldu. Kendisinin de bir zamanlar hayvanlardan korktuğundan ve hediye edilen bir köpek ile beraber bu durumun üstesinden geldiğinden bahseden Ekmekçiler; “Bana hediye edilen köpeğim herkese saldırırdı ama o geldikten sonra ben bütün hayvanların farkına vardım. Bu dünyada hayvanların da yaşadığının farkına vardım” dedi.

    Özgür Haber: Sevgi Hanım hayvan hakları ile meşgul olmak nasıl hasıl oldu sizde?

    Sevgi Ekmekçiler: Her zaman, her yerde anlatıyorum; aslında hayvanlardan korkan bir insandım. Kedi falan gördüğüm zaman ayaklarımı toplar otururdum. 1995 yılında arkadaşım bana bir köpek hediye etti. O zaman Diyarbakır'da kimsede hayvan yoktu. Çok da bir gürültücü, patırtıcı bir köpekti  bize gelen. Herkese saldırırdı ama o köpek geldikten sonra ben  bütün hayvanların farkına vardım. Bu dünyada hayvanların da yaşadığının farkına vardım. Bir de çocukluğumdan itibaren hiç et yemiyordum ama, neden yemediğimi de bilmiyordum. Neredeyse doğduğumdan beri vejetaryendim. Varmış demek ki içimde bir şey; Allah vergisi diyorum. O zamandan sonra bütün hayvanları görmeye başladım, uğradıkları saldırıları, çektikleri sıkıntıları reva görülen işkenceleri, her türlü zorluklarını görmeye başladım. Gönül gözüm açıldı, diyorum. Uğraşmaya başladım.

    HAYVANLAR İÇİN MÜCADELE

    Hayvanların olumsuz şartlar altında bakım görmesi ve  toplum tarafından dışlanan bir noktada olmaları sebebiyle bu konuda ilk mücadeleye başladığı yıllardan söz eden Ekmekçiler;

    “İlk işim, üniversitede deney merkezi vardı, orada kediler, köpekler denek olarak kullanılıyorlardı. Orası ile mücadeleye başladım. Sonra belediyenin gözeli mevkiinde kötü bir barınağı vardı; ora için çabaladım. Çok kötü bir barınağın olduğunu gittim, gördüm. O zaman bir kaç arkadaş dernek kurmaya karar verdik. Diyarbakır'da Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği'ni kurduk. Belediyenin ilgili ekibi beni sürekli alıyor ve barınağa gidiyordu. Barınağın temizliğini, bakımlarını yapıyor ve yemeklerini temin etmeye çalışıyordum. Kolordu Komutanlığı ile konuştuk, yemek getirmeye başladılar. Uğraşıyorduk yani. Kötü durumda olan hayvanların yaşamlarını düzeltmek için elimizden geleni yapıyorduk” dedi.

    DERNEKLEŞME VE FAALİYETLER

    Sorunların belirlenmesinin ardından barınak ve diğer ihtiyaçlar konusunda çözümler üretmek amacıyla dönemin yetkilileri ile görüşmeler yapıp, dernek olarak mücadelelerine devam ettiklerini aktaran Ekmekçiler; “Sağ olsun bu konuda basın da benim arkamda ve elinden geleni yapıyordu. Basın her zaman geliyor, kötü durumu görüyor ve haber yapıyordu. Daha sonra o dönem belediye başkanı olan Osman Baydemir, bizi çağırdı ve ne istediğimizi sordu. Gittik ve barınağın çok kötü olduğunu, yeni bir barınağın gerekli olduğunu, hayvanların sürekli kısırlaştırılmasını ve sokaklarda itlaf edilmemesini, insanlardan zarar görmemesini söyledik. Yeni barınak yapılsın diye bir kaç yıl uğraştık. 2007 yılında yeni barınak yapıldı. Biz, 2008 yılında da dernek olarak HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonunun kuruluşunda bulunduk. Biliyorsunuz ülke çapında bir federasyondur. Kurucu derneğiz ben, yıllarca başkan yardımcılığını da yaptım” dedi.

    “YENİ BİR PROJE HAYATA GEÇECEK”

    İlk yaptıkları barınağın genel olarak en iyi barınak olduğunu aktaran Ekmekçiler; “Barınak yapılınca Türkiye'deki en iyi barınaklardan biri idi. Beton değildi, topraktandı, hayvanlar toprakla temas ediyordular, kulübeler vardı, hayvanlar kapalı yerlerde kalmıyordular. Yemekleri geliyor, kısırlaştırma zar zor olsa da, ilaç ve imkanlar olduğu sürece yapılıyor. Şimdiye kadar geldik ama, barınağın artık düzeltilmesi gerekiyor, eskidi artık, 12 senelik bir barınaktır. Artık kulübeler yıkılmaya başladı, her tarafı kırılmaya başladı. Yeni bir proje hazırlandı, o proje hayata geçecek.Federasyon olarak, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile de görüştük, başkan da söz verdi. Barınağın yenilenmesine bir an önce başlanacak. Oradaki ekibinde hayvanseverlerden oluşmasını istiyoruz. İşçilerin, çalışanların gerçekten hayvanlara değer verenlerden oluşmasını istiyoruz” dedi.

    “BARINAK ÇALIŞANLARI GÖNÜLLÜLERDEN SEÇİLSİN”

    Özgür Haber: Önemli bir noktaya denk getirdiniz. Gözlemlediğiniz kadarıyla barınaklarda çalışanlar gerçekten hayvansever midirler?

    Sevgi Ekmekçiler: Hayır değiller. İş olduğu ve çalışmak zorunda oldukları için, çalışıyorlar. Hayvansever oldukları için değil. Kötü niyetliler mi? Değil. Bir kısmı hayvanlara elini sürmeyen, bir kısmı hayvandan çekinen insanlardır. Yani, işlerini yapmaya çalışıyorlar ama bizim gibi hayvansever değildirler. Bizim gibi olmalarını çok da beklemiyoruz ama birazcık daha gönüllülerden seçilsin diye düşünüyoruz.

    Özgür Haber: Sizce bu konuda yöneticiler, neden hassasiyet göstermiyorlar?

    Sevgi Ekmekçiler: Yani, ne diyeyim buna bir şey diyemiyorum çünkü her gelen yönetim en iyi yere kendi adamını alıyor ne yazık ki. Bu her yerde var biliyorsunuz. Bu benim adamımdır, barınakta çalışmasın diye... Bir de barınağın ismi bir kere kötü çıkmış diye kimse gitmek istemiyor ne yazık ki. Hayvansever bile olsan gidip barınakta çalışmak istemiyor çünkü insanlar oranın ağır iş alanı olduğunu biliyorlar. Bir canlı ile uğraşıyorsunuz, o canlının hayatı sizin elinizde. Orada kapalı kalınca. hayvanlar ne çekiyor tahmin edersiniz. Aslında barınak aslında rehabilitasyon merkezidir. Türkiye'de de kanunda bu var. Barınak adı geçmiyor, bakımevi olarak geçiyor. 2004 yılında çıkan hayvan hakları kanununa göre böyle. Hal mecliste bekleyen bir tasarı var, geçmesini bekliyoruz ama, kimse ilgilenmiyor maalesef. Eksik yanlarına rağmen, geçerli kanunda yazan şey; hayvanlar alınıp bakımevlerine götürülecek, kısırlaştırılıp, aşılanıp alındığı yerlere bırakılacak, diyor kanun.

    “ŞİKAYET EDİLEN SOKAK HAYVANLARI BİZİMLE YAŞAMASI GEREKEN HAYVANLARDIR”

    Özgür Haber: Riayet ediliyor mu peki?

    Sevgi Ekmekçiler: Yani, yapılmaya çalışılıyor, yeteri kadar olmasa da. Gelen hayvanın işaretlenmesi çok önemli. Nereden gelmiş mesela; onu yapmaya çalışıyorlar son zamanlarda arkadaşlar, sağ olsunlar. İlçeden gelenleri ayrı bölmelere bırakıyorlardı. Kısırlaştırılıp, o ilçeye gönderiliyorlar ama şehir içi için çok mümkün değil. Mesela, Ofis'ten aldığınız hayvanı tekrar Ofis'e bırakamıyorsunuz. Ya da çok sorunlu olan hayvanı aldığınız yere bırakmanız pek mümkün olmuyor. Ona uygun bir yer bulmak zorunda kalıyorsunuz. Diyarbakır'da çok fazla uygun yer de yok. Onun için sokaklarda çok fazla hayvan var diye şikayet ediyorlar ama bir kısmı kısırlaştırılmış, aşılanmış, oraya bırakılmıştır. Bizimle yaşaması gereken hayvanlardır.

    Özgür Haber: Aşılanmış, kısırlaştırılmış bir hayvan için, uygun yer kriterlerini nasıl tarif edersiniz?

    Sevgi Ekmekçiler: En iyi yer alındığı yerdir aslında çünkü oraya alışmış hayvan. O mekanı bellemiş, insanlar bir şekilde ona bakmışlar. Bir kısmı istemiyor hayvanı ama, bakanlar da var. Bu kültür de gelişiyor yavaş yavaş. Az da olsa kapısının önünde hayvanlara yemek veren insanlar da var. Hayvan oraya alışmışsa, hayatını bir şekilde idame ettirmişse, onu başka bir yere bırakırsanız zorlanıyor hayvan çünkü sonuçta o da bir candır. Yeni bir yere götürdüğünüzde gidip, yemek yiyebileceği yeri nereden tekrar bulacak? Bulana kadar çok zorluk çekiyorlar. Arabalar eziyor caddelerde. Sakat kalıyor, hayvanlar. Şu anda zaten barınak sakat hayvanlarla dolu. Onlar bir daha sokağa bırakılamıyorlar. Sakat sakat yaşamıyor hayvan, sağlamı bile zorluk çekiyor. Şimdi köpekler kısırlaştırılıyor ama, kediler de var. Kedileri yakalayıp kısırlaştırmak çok zor çünkü kedi küçük bir hayvandır her yere girebiliyor. Çok fazla kedi üremesi de var şu anda. Biz zaten aslında tamamen doğanın dengesini bozuyoruz. Bir şeyi kısırlaştırıyoruz, diğer çoğalıyor. Köpekler azaldığı zaman kediler çoğalacak. Kedileri kısırlaştırmak gerekecek. Bir kaç yıl sonra insanlar kedilerden şikayetçi olacak. Kediler kısırlaştırılıp azaldığı zaman bu sefer, fareler ve böceklerden şikayetçi olacaklar. Aslında çok müdahale etmek güzel bir şey değil ama, yapacak bir şey yok çünkü, insanlar hayvanlarla yaşamak istemiyorlar ne yazık ki. Aslında onlarda bizim halkımız gibi, bizimle yaşamak zorundadırlar ne yapabiliriz o hayvanlara?

    “ONLARLA BİRLİKTE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ”

    Özgür Haber: Acaba bize zor gelme yönü, hayvanlarla iç içe yaşama kültürümüzün olmayışından mıdır?

    Sevgi Ekmekçiler: Aynen, muhtemelen öyle. İnsanlar hep bencildir. Hep ‘ben’ diyor. Hep ben burada olacağım diyor, burası benim yerim diyor. Mesela Ofis semtinde birkaç tane diyebileceğimiz sayıda, 5 tane köpek var, köpeklere bakanlar var ama itiraz eden insanlar da var. Sürekli arıyorlar, belediyeyi arıyorlar, bizi arıyorlar; bu köpekleri istemiyoruz, gece havlıyorlar diye. Yan, köpek havlayacak, başka yolu yok. Kedi miyavlıyor, kuşlar ötüyor, neden miyavlıyor ve ötüyor diye şikayetçi olacaklar neredeyse. O hayvanlarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Kısırlaştırmak çok önemli, kısırlaştırma en azından insani, vicdani bir şekilde bu hayvanların popülasyonunu azaltıyor. Çünkü bir çift köpekten 6 yılda 60 bin köpek üreyebiliyor.

    Özgür Haber: Bu kadar çok mu?..

    Sevgi Ekmekçiler: Tabii. Yılda iki defa doğuruyorlar ve her seferinde 10-12 tane yavru dünyaya getiriyorlar ve bunların yarısının hayatta kaldığını düşünün, onlar da 6 ay sonra ergenliğe ulaşıyor yavru getirmeye başlıyorlar ve korkunç bir rakama ulaşıyorlar.

    “SUR OLAYLARI HAYVANLARI DA ÇOK ETKİLEDİ”

    Özgür Haber: Şu an tam olarak hangi aşamadayız ve örnek çalışmalarınız nelerdir?

    Sevgi Ekmekçiler: Sur olayları başladığında, biliyorsunuz tam bir savaş hali oldu. Çatışmalar yoğundu. Bizim aklımıza da oradaki hayvanlar geldi. Hayvanlar ne olacak dedik? Çünkü orada yüzlerce, binlerce hayvan vardı. Herkes evini taşırken, kediler köpekler, kuşlar orada kaldı. Biliyorsunuz Sur'da kuş kültürü çok fazla idi. Herkesin evinde güvercin vardı. Biz, çatışmalar başladıktan itibaren sürekli oradaydık. Sürekli gidiyorduk, içeri alıyorlardı bizi, besleme yapıyorduk. Gazi Caddesi baştan sona kedi, köpek doluydu. Hayvanlar çatışmanın olduğu yerden çıkıp, Gazi Caddesi'nde duruyorlardı. Genelde Polis Noktaları sıcak oluyordu, sobaların altında yatıyorlardı. Biz de mama götürüp aç bırakmıyorduk. Sokak hayvanlarının hayatta kalması için çaba gösterdik. Tabii çatışmanın arasında kalmış, yaralanmış çokça hayvan vardı. Biz onların 200'e yakınını kurtardık; HAYTAP olarak çıkardık oradan. Hepsini İstanbul, Ankara gibi, büyük şehirlere gönderdik, sahiplendirme yaptık. 3 defa genel merkezimizin bize yolladığı Pet nakil aracı geldi. Bunlarla bu hayvanların hayatını kurtarmaya çalıştık. Tabii orada yüzlercesi de öldü. O kuşlara ulaşamadık mesela. Bir kısmı öldü, kaçabilen kaçmıştır ama ne oranda? Zaten kıştı, soğuktu, kar vardı.

    “ŞU AN BİRÇOK HAYVANSEVER VARDIR SUR'DA”

    Biz hala Sur'a gidiyoruz. Önceleri Gazi Caddesi'ndeki esnaflar bize tepki gösteriyorlardı. Biz çok mağdur durumdayız, siz hayvanları düşünüyorsunuz, diyorlardı. Biz yılmadık, sürekli gidiyorduk, bir kaç bayandık. Gidip mama bırakıyorduk. Esnaflar bizi göre göre alıştılar. Şimdi dükkanlarının önlerine mama bıraktığımız esnaflar sürekli bizi arıyorlar, nerede kaldınız, neden mama getirmiyorsunuz, diye. Artık alıştılar. Herkesin kapısının önünde baktıkları kedileri vardır. Şu an birçok da hayvansever vardır Sur'da.

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen