• DEDEMİN AYAKKABILARI

    DEDEMİN AYAKKABILARI
    DEDEMİN AYAKKABILARI
    18.08.2019 Pazar

    Feyza ÇIKINTAŞ

    “İnsanın anayurdu çocukluğudur” diyor yazar Rıfat Mertoğlu. Fırat vadisi onun çocukluğu, romanlarının ilham kaynağı. İçinde biriken ,yüreğinin kuytusundaki tortulaşan hayatları gün ışığına çıkarmak vadide bitmek tükenmek bilmeyen hikayeleri araştıran, Mitolojik çağlardan bu yana nice destanlar biriktiren Fırat vadisinin hayranı Sayın Mertoğlu..

    - Rıfat bey “Dedemin Ayakkabıları” okuyucu ile buluştu. Neden “Dedemin Ayakkabıları”?

    Rıfat Mertoğlu - Fırat Vadisi doğduğum topraklar. Bu vadi yakın zamana kadar gözlerden ıraktı. Yolu yoktu. Yabacıların kolaylıkla gidip görebileceği bir yer değildi. Kendi içinde acılarıyla, hayalleri, umutları ve coşkularıyla devinen, kan davaları, ölümler, talanlar yaşayan bir vadiydi. Siverek şehrine yaklaşık 30 km uzaklıkta olup bu vadide yaşayan köylüler ihtiyaçlarını karşılamak için bu 30 km mesafeyi şehire ulaşmak için yürüyerek geçirirler, bu geliş gidişlerde ayakkabıları yıpranmasın, yırtılmasın diye bağcıklarını birbirine bağlar omuzlarına atar, şehrin girişinde giyerlerdi. Köye geri dönüşte aynı şekilde döndükten sonra taşların dikenlerin batması ile kanayan ayaklarını içi tuz konulmuş su dolu leğene koyarak acılarını dindirmeye çalışırlardı. Deri ayakkabı çok bulunmadığı için ayakkabıların değeri çok bilinirdi. “ Dedemin Ayakkabıları “ ismi buradan geliyor. Bu romanda vadide yaşanan kan davalarına, efsane aşklara, eşkıyalara, çerçilere, sofilere dokunuyorum. Çaresiz insanların umutlarını, acılarını, sevinçlerini vermeye çalışıyorum.

    - Yaşanmış bir hikâye mi “ DEDEMİN AYAKKABILARI “ ?

    Rıfat Mertoğlu - Yakın tarihimizde yurtlarından koparılan Ermenilerin yaşadıkları trajediye de tanık oldu Fırat Vadisi. Yıllar sonra karşılaşan insanların hikâyeleri anlatılır oralarda. Tesadüf sonucu hayatta kalan USİK, altmış yıl sonra içinde büyüttüğü özlemle köyüne döner. Çok sevdiği zorunlu ayrılmak zorunda kaldığı nişanlısı SATE, en yakın arkadaşı ile evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştır. Bu trajik olay bile başlı başına bir romandır aslında. Zaman bulanık bir nehirdir ve nereye akacağı belli değildir. Ve işte zaman bu iki sevgiliyi yıllar sonra buluşturmuştur.

    Biyografinizi okuduğumda İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimini bitirdikten sonra kısa bir süre gazetecilik yapmışsınız. Daha sonra MEB bağlı okullarda yöneticilik ve BM ‘ in KADINLARIN VE KIZ ÇOCUKLARIN İNSAN HAKLARININ KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ PROJESİ ‘NDE çalışmalarınız, Namus cinayetleri ve kadın intiharları üzerinde ki araştırmalarınız var. Dedemin Ayakkabılarının dışında romanlarınız var mı? . Şiir, Öykü, deneme varken neden Roman. Ne zaman başladınız Roman Yazmaya?

    Rıfat Mertoğlu - Diğer romanlarım TAŞIN VE AŞKIN EZGİSİ, AĞITSIZ KADINLAR, TİLLE ‘NİN GELİNİ, KAYIP AŞKLAR MEVSİMİ. Şiirde, öyküde nefessiz kaldığımı, duygularımı özgürce ifade edemediğimi fark ettim. Küçük bir göl düşünün birkaç kulaçtan sonra karşı yakaya varıyorsunuz. Oysa yüzmek istiyorsunuz, daha fazla kulaç atmak istiyorsunuz. Benimde durum onun gibi bir şey. Roman bir denizdir. İstediğim gibi yüzüyorum. Özgürüm yani. Bir de şu var okuyucu ne yazmanıza karar veriyor. İlk romanıma gösterilen yoğun ilgi, yönümü belirlememe çok katkı sundu. Yeni romanım için adeta teşvikti. Romanda daha başarılı olduğum kanısına vardım. İlk romanım olan Taşın ve Aşkın Ezgisini 2000 yılında yazımına başladım.2004 yılında yayınlandı.

     - Roman yazmasaydınız, yazım alanında tercihiniz ne olurdu?

    Rıfat Mertoğlu - Romantik denemeler yazmak isterdim. Aşk ve Sevgi üzerine kısa şiirsel denemeler. İnsana özgü en güzel duygudur aşk. Onu anlatırken kutsal sözcükler kullanmalı, İmgesel cümlelerle onu destanlaştırılmalı.

    Romanlarınızda toplumsal derinlik olmasına rağmen hemen hepsinde “ AŞK” temasına da değiniyorsunuz. İlle de aşk olmalı mı?

    Rıfat Mertoğlu - İnsanı ve Toplumu anlatıyorum. Aşk insana özgü güzel bir duygudur. Her insanın geçmişinde mutlaka bir aşk yarası vardır. Roman kahramanlarının da toplumun bir kesiminde ki insanlardan seçiyorum. Öyle ise aşk kadar doğal ne olabilir? Aslında metinde neyin anlatıldığı çok önemli değil. Önemli olan nasıl anlattığındır. Okuyucunun ruhuna dokunmak, onu sarmak, ürpermesine neden olmak benim için çok önemlidir. Okuyanlar metinde kendilerini buluyorsa, taratılan dünyaya yolculuk yapabiliyorsa başarılıdır yazılanlar. Son romanımda farklı kahramanlar var. Çocukluğumda vadi ve nehir benim için gizemlidir. Özellikle 1970 li yıllarda eşkıyalar, kaçakçılar ve çerçiler vadide cirit atıyorlardı. Eşkıyalık bir yaşam tarzı olmuştu. Kan davaları, ölümler, acılar yazgısı oluşmuştu buradaki insanların. Dedem ve babam da ömürlerini vadiye yakın bir köyde geçirmişlerdi. Ben biraz da onları yazdım. Acılarını, sevinçlerini, coşkularını, hayallerini, umutlarını. Çok yalnızdı insanlar bu vadide. Herkes acılarını tek başına çekiyordu. Bende o acıların küçük tanığıydım. Eşkıyaları, çerçileri, kaçakçıları, sofileri, şeyhleri, dengejleri, Ermenileri, Zazaları yani bu coğrafyanın renklerini yazdım.

     - Romanda “gerçeklik ve kurgu” ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

    Rıfat Mertoğlu –Günümüzde yazma sanatı; gerçekliğinden çok estetik boyutuyla değerlendirilmektedir. Bu bağlamda yazı dış boyutuyla değerlendirilmektedir. Bu bağlamda yazı dış dünyayı, onun gerçeklerini birebir yansıtan bir olgu değildir. Kurgu gerçeklerin dışında çeşitli imgelerin ve dilin ürünü sayılmaktadır. Bugün artık birçok yazar, neyin anlatıldığıyla pek ilgilenmemekte, onun nasıl anlatıldığı üzerinde durmaktadır. Ama kanımca, neyin anlatıldığı da en az dilin ve imgelerin estetiği kadar önemlidir. Ben “ beni “ anlatan bir metni okumak isterim., ya da şöyle söyleyeyim okuduğum metinde kendimi görmek isterim. Geleneksel edebiyatta yazı dış gerçeği yansıtmakta iken, çağdaş yazıda estetik boyut ön plana çıkmakta, dolayısıyla gerçeklik ve kurgu ilişkisi yerini kurgunun egemenliğine bırakmaktadır. Artık yazılan romanlarda da “gerçeklik” kurmaca bir gerçekliktir. Burada önemli olan yazarın kendi gerçeklerini ne derece süsleyerek özünden uzaklaştırdığıdır. Ancak şu var ki, okuyucu da bu anlatılanları kendi “ gerçeği” olarak duyumsuyorsa romana sahip çıkıyor demektir.

    Şiirde kendinizi başarılı bulmadığınızı ifade ettiniz. Kaç şiiriniz var? Şiir kitabınız var mı?

    Rıfat Mertoğlu “ Sabahın eşiğidir gözlerin “ isimli bir şiir kitabım mevcut. İnanın şiirlerimin sayısını bilmiyorum.

    - Alsancak / İZMİR’de 7 Eylül 2019 saat 15/ 18 arası CAFE IONIA da imza günü ve söyleşinizde okurlarınızla bol keyifli imza günü diliyorum. Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen