• AL&YE içini Özgür Haber’e döktü!

    AL&YE içini Özgür Haber’e döktü!
    AL&YE içini Özgür Haber’e döktü!
    28.05.2018 Pazartesi

    Süleyman AYDIN – ÖZEL RÖPORTAJ

     

    DİYARBAKIR – Özgür Haber’in ‘Pazartesi Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu Diyarbakır yemekleri konusunda usta bir isim olan ve neredeyse çıkmadığı, Diyarbakır’i ve yemeklerini tanıtmadığı, anlatmadığı ulusal televizyon kanalı kalmayan Aliye Tümerdem Bulak namı diğer AL&YE oldu. Hiçbir maddi ve manevi destek görmeden kendisi ve eşi Diyarbakır’ın kültür ve yemeğini her platformda tanıtan Tümerdem, “Başka illerin vatandaşlarına mülki amirlerinin yaklaşımını örnek vermek isterim. Yaptıkları en küçük bir etkinlik ve tanıtımda, kendilerine sunulan imkan ve yardımın haddi hesabı yoktur, bizim ise kentin bazalt taşından tutun,  toprağına kadar her şeyi güzelken sahipsizlik ve desteksizlikten ötürü gölgede kalıyor” diyerek sitemini dile getiriyor.

     

     

    “VİCDANEN RAHAT OLMAK İSTİYORUM”

    Özgür Haber: Diyarbakır yemekleri konusunda usta bir isim; Aliye Tümerdem Bulak Hanımefendi,  son günlerde özellikle ulusal medyada Diyarbakır yemeklerini tanıtıyor, kendisi ile bir röportaj gerçekleştireceğiz.  Aliye Hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

    Aliye Tümerdem Bulak: Ben Aliye Bulak.  Evliyim, 3 çocuk annesiyim, İstanbul'da yaşıyorum.  İstanbul'a geleli 27 yıl oldu. Burada imkanın yettiği ölçüde Diyarbakır yemeklerini ve kültürünü tanıtmaya çalışıyorum.  Kentimizden uzak yaşıyoruz ama, Bir parçamız Diyarbakır'da. İstanbul'da, Diyarbakır'da yaşadıklarımız ve öğrendiklerimizi  harf harfine burada teşhir etmeye, yansıtmaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Kentimde olduğum dönemde yaşanılan örf, adet ve kültür bugün itibarıyla maalesef Diyarbakır'da da unutulmuş vaziyettedir. Anılarımızda kalmış,  kitap sayfaları arasındaki yerini koruyan o günler ve yapılanları günümüze getirmek bir nebze de olsa bizi mutlu etmektedir. Ben üzerime düşeni yerine getirip vicdanen rahat olmak istiyorum.

     

    “BİLİNEN TÜM GÜZELLİKLER BİR ANDA DEJENERASYONA UĞRADI”

    Özgür Haber: Aliye Hanım Diyarbakır konusu geçince siz ve eşinizin gözlerindeki parıltıyı ve hasreti görebiliyorum.  Memleketine bu kadar aşık bir insanın kendi kentinden uzaklaşması farklı anlam sergiliyor. Dolayısıyla merakımı mazur görün:  İstanbul'a geliş hadiseniz ne idi?

    Aliye Tümerdem Bulak: Allah rahmet eylesin; buraya gelişimize kayınbabam öncü oldu.  Diyarbakır bir dönem çok büyük sıkıntılara maruz kalmıştı. Özellikle köyden veya ilçelerden Diyarbakır'a yoğun bir göç başlayınca o bilinen tüm güzellikler bir anda dejenerasyona uğradı.  Dolayısıyla aynı sokakta yaşayan Ermeni, Süryani, Keldani, Türk, Kürt diyaloğu ve komşuluğu maalesef bozuldu. Hasta komşu için gidip evinde çorba pişiren komşuluk bitti. Veya işi olduğu zaman çocuklarını komşusuna teslim eden ilişkiler de bitti. Bir papatyanın yaprakları gibi olan bütünlük ve dayanışma bitince yerini işsizlik ve huzursuzluk aldı.  Kayınbabam bu durumları görünce artık durulamayacağına kanaat getirdi. Ve evimizi, eşyamızı toplayıp, bizleri İstanbul'a getirdi. Bu vesile ile biz de İstanbul'a gelmiş olduk.

     

    “YİNE İMKANIM ELVERDİĞİ ÖLÇÜDE DEVAM ETTİRECEĞİM”

    Özgür Haber:  İstanbul'a geldiniz.  Gurbet ele geldikten sonra nasıl bir süreç başladı?  İstanbul'a geldiniz yerleştiniz, sonra başladınız Diyarbakır yemeklerini tanıtmaya.  Muhtemeldir ki, misafirleriniz de geldi diyarbakır yemekleri ikram ettiniz. Derken çiğ köfte; erkeklerin muhabbetlerde tükettiği çiğ köfteyi siz  yoğuruyorsunuz. Diyarbakır'ın yemeklerini tanıtmak nasıl bir duygu, bu konuda neler yapmak istersiniz?

    Aliye Tümerdem Bulak: Öncelikle şunu söyleyeyim Süleyman Bey:  Ekran başında her ilin kendine göre yemeklerini yapıp, sunduklarını görüyordum. Mesela; Edirne'den Kars'a kadar yemek kültürü anlatılıp,  yapılınca ve ben bunları görünce neden Diyarbakır yemekleri de tanıtılmasın, dedim kendi kendime. Dedim ki; neden bizim yöreye ait lezzetli yemekleri yapmayayım?  Mesela bize özgü kibe bumbar, sac ekmeği, meftune, içli köftelerimiz neden hazırlanmıyor ve tanıtılmıyor sorusu kafama çok takılıyordu. Neden biz Diyarbakır’ımızın adını daha çok tanıtmayalım sorusu da oldukça beynimi kemiriyordu. Bunları düşüne düşüne vaktimin tamamında dalgınlığım oluşuyordu. Bir de ayrıca yemek yapmayı seven biri olduğum için, bu konulara daha çok ilgim oluyordu.  Komşuluk ve insanı çerçevede yaptığım yemekleri Diyarbakırlı olmayan komşularıma ve tanıdıklarımı da ikram edince, onlar da çok beğeniyordular. Çevremdeki herkes çok beğenip takdir edince ben de yemek yapmaya, yemek konusunda kendimi geliştirmeye ve yeni yemekler sunabilme imkanına sahip oldum. İlk etapta fuarlarda yapmaya başladım.  Fuarlarda Diyarbakır'ın yemeklerini teşhir edince çok beğeniliyordu. Diyarbakır ve güzel olan iki kelime yan yana gelince bundan gurur duyuyordum. Yani Diyarbakır'ın yemeklerinin çok güzel olduğunu söyleyenlere Diyarbakır'ın yemeklerinden daha güzel bir kent olduğunu belirtiyorduk. Bu vesile ile Diyarbakır'a ilgi alaka artıyordu. Bir nevi Diyarbakır'ın tanıtımı oluyor ve insanlar sırf yemekleri yerinde yiyebilmek için Diyarbakır'a gidiyorlardı. Sanırım bu da kentimizin turizmine katkı idi. Daha sonra yerel televizyon kanallarında yemekleri teşhir etmeye ve yapılış şeklini anlatmaya başladım.  Allah'a şükür o kadar çok güzel bir damak tadımız ve yemeğimiz var ki, şu an itibariyle artık ulusal kanallar davet ediyor ve gidip orada yemeğimizi kültürümüzü anlatıyorum. Peygamberler, Sahabeler, Evliyalar kentinin orijinal halini kültürünü ve yemeklerini elimden geldiği kadar anlatıyorum. Kendi imkanlarımla yaptığın bu çalışmayı yine imkanım elverdiği ölçüde devam ettireceğim.

     

    “DİYARBAKIR'IN İSMİNİ GURURLA ANLATIYOR TANITIYOR VE YANSITIYORUZ”

    Özgür Haber:  Diyarbakır yemeklerini tanıyorsunuz bunda başarılı oldunuz.  Zira biz ulusal kanallarda tanık oluyoruz, görüyoruz. Diyarbakır'ın tanıtımına katkı olan turizmine önaçan bu çalışmalarınıza herhangi bir yerden bir destek veya bir yardım alıyor musunuz? Ya da bu masraflar eşiniz değerli şairimiz Remzi Bulak’ın bütçesinden mi çıkıyor?

    Aliye Tümerdem Bulak:  Şimdi şöyle diyeyim Süleyman Bey!  Hiçbir yerden destek katkı yardım almıyorum. Maddi anlamda veya koşturma, efor sarf etme bağlamında yaptıklarımızın tamamı bizim bütçemizden ve enerjimizden gidiyor. Mesela talep eden sipariş veren kişilere istedikleri yemek ve ikramı kendi evimde hazırlıyorum ve belli bir ücret karşılığında kendilerine sunuyorum. Oradan gelen gelir ve eşimin alın teri, helal kazancı ile elde ettiği gelirden harcıyorum. Birinci soruda da dediğim gibi, hamdolsun yarın bu dünyada olmasak bile Diyarbakır için yaptıklarımız konuşulacak, ben ve ailem ile birlikte vicdanen rahatız. Eşimle birlikte davet geldiği veya bize bir görev tevdi edildiği zaman beraber gidiyor ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Diyarbakır'ın ismini gururla anlatıyor tanıtıyor ve yansıtıyoruz.  Ekran başında biri çıkıp veya stüdyoda ki herhangi bir yapımcı, çalışan, sunucu bize yemeklerimizin güzel olduğunu söyleyince bizde kültürümüzün de böyle güzel olduğunu, dolayısıyla bu güzellikler huzmesinde kentimizin de yer aldığını söyleyince, bizden daha mutlusu yoktur sanırım. Anlatıyoruz, tanıtıyoruz ve evimize gelip mutluluğu yaşıyoruz. Haliyle bize maddi manevi destek olmuyor ama yaşadığımız mutluluk ve vicdani rahatlık bir dahaki programa hazırlıyor ve enerji oluyor.

     

    “TAKDİR EDERSİNİZ Kİ ELİMİZDE MİKROFON YOK”

    Özgür Haber:  Ben daha önce de sizinle ilgili köşemde yazı yazdım.  Size şu gözle bakıyorum: İstanbul'daki vitrinimiz. Bizi İstanbul'da temsil ettiğimiz için bir yerden destek alıyor musunuz diye sormak istiyorum ama,  gördüğüm kadarı ile destek falan almıyorsunuz. Şöyle bir soru sormak istiyorum: Diyarbakır’ın vitrini olabilmek adına projeleriniz var mıdır?

    Aliye Tümerdem Bulak:  Olmaz mı? Diyarbakır'ın vitrini olarak bana teveccüh gösterdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İnşallah vitrin olmaya layık bir iş yapıyoruzdur. Batı bölgesinde Diyarbakır'ı tanıtmak başlı başına bir meseledir. Düşünün televizyonlarda Diyarbakır ile ilgili o kadar olumsuz haber yapılıyor ki... Hiç yapmazsak bile, sokağa çıktığımız zaman bu konunun savunmasını yapmak durumunda kalıyoruz.  Takdir edersiniz ki elimizde mikrofon yok. Dolayısıyla herkesle bire bir yüz yüze görüşüp anlatmak zorundayız. Diyarbakır'ın, kötü niyetli kişilerin anlattığı gibi olmadığını söylüyoruz. Biz gül, kültür ve medeniyet şehri olan yerin tabiatıyla yemeklerinin de güzel olduğunu belirtiyoruz. Bu işi hakkıyla layıkıyla yerine getirmeye gayret ediyoruz. İlk olarak televizyon programları ve fuarlarla başladık. Daha sonra formatınıza uygun her türlü programla devam ediyoruz/ etmekteyiz. Fuar olur festivaller olur, tanıtım günleri olur; üzerimize düşen hususta çaba gösteriyoruz. Keza başka illerin tanıtım programına gidip birebir kıyaslama ve tanıtım yapıyorum.

     

    “DİYARBAKIR'IN BU DİYARBAKIR OLMADIĞINI ANLADIM”

    Özgür Haber: Uzun zamandır Diyarbakır'da ayrılmışsınız. Bu formata uygun size şöyle bir sorum olacak: Hatırladığınız eski Diyarbakır ile bugünkü Diyarbakır'ı kıyaslar mısınız? O zaman mı mutlu idiniz yoksa şimdi mi?..

    Aliye Tümerdem Bulak:  Bunu çocuklarıma da söylüyorum Ben eski Diyarbakır'ı özlüyorum, eski Diyarbakır'ı çok daha çok seviyorum. O dönem çok daha güzeldi. Komşuluk daha samimi ve daha sıcaktı. Komşularımızın içerisinde hristiyanı da vardı ermenisi de vardı. Aynı şekilde okul arkadaşlarımız arasında değişik dinden insanlar vardı. Kesinlikle bizim dinden değilsiniz arkadaşlık kurmuyoruz gibi önyargılı samimi olmayan yaklaşımlar yoktu. Aynı sokakta oturduğumuz başka dinden komşularımıza yemek gönderip, onlardan da gelen yemekleri kabul ederdik. Annem yemek pişirirken değişik olduğu için ‘’Al bunu Ermeni komşumuza götür’’ derdi. Ama, şimdi insanlar birbiriyle gösteriş için yarışta. Yemek yapan yemeğini komşusuna göstermek için gönderiyor. Sohbet için bir eve gittiğinizde ya gözler televizyonda veya akıllı telefonlarıyla meşgul oluyorlar. O kadar ilgisiz kalıyorsunuz ki, kendinizi birazdan kovulacak gibi hissediyorsunuz. Bu ilgisizlik, bu samimiyetsizlik beni ve bizim gibileri çok fazlaca üzüyor. Bir de komşuluk ilişkileri çerçevesinde, Diyarbakır'da ayrı dine mensup oluşları gözetilmeksizin yardımlaşma ve diyaloga örnektir. Bu örneğe baktığınızda çok eski günlerde kaldığını göreceksiniz. Bırak Hıristiyan komşunun Müslüman’a bir tabak yemek götürmeyi, aynı yollardan bile geçmeyecek kadar birbirlerinden uzaklaşmaya çalışıyorlar.  Bu hallerini ayıplayacak, onlara doğruyu gösterecek büyüklerimiz de kalmadı maalesef. Keşke o günleri şimdiki jenerasyon yaşayabilseydi. Akşam babam eve geldiğinde avludaki havuzun içine Diyarbakır karpuzunu atar serinlemesine beklerdik.. Havuzun içinde buz gibi olan ve sonra komşularımızla beraber yediğimiz karpuzu anlatıyorum. Bazen çocuklar bugünün daha çok hareketli olmasına kanarak diyorlar ki;’’ Anne o günler çok geride kaldı, o zaman yaşasaydık çok sıkılırdık galiba.’’ Diyorum ki ‘’Kızım sıkılacak hiçbir şey yoktu. Günlerimiz o kadar çabuk geçiyordu ki akşam nasıl oluyordu anlamıyorduk.’’ Arkadaşlarımızla eğlendiğimizden söz ediyorum. Bahçemiz vardı,  avlumuz vardı, dallarına tırmandığımız ağaçlarımız vardı. Dut koparıp yerdik. Ağaçtan elma koparıp yemenin ne kadar güzel olduğunu anlatıyorum. Elimizde elma, arkadaşlarımızla oyun oynarken canımızın sıkıldığını hatırlamıyorum ama, şimdi hepimizin elindeki bu telefon var ya, bütün hayatımızı teslim almış. Gecemiz, gündüzümüz, muhabbetimiz, hasta ziyaretimiz, yaşlılarımızı bayramlarda ziyaret etmemiz bile telefonun içine girmiş. Uğraştıkça baş ağrıs,ı omuz ağrıs,ı kol ağrısı kendini hissettiriyor sonra sıkılmaya başlıyoruz. Gece yatarken boynum tutuldu, gözlerim karardı, bugün kendimi halsiz hissediyorum diye söylenmeye başlıyoruz. Bakın diyorum işte çocuklarıma; günümüzün getirisi bu diyorum. Eski Günlerde öyle bir derdimiz yoktu. Oynuyorduk, yoruluyorduk, sonra akşam eve gelince başımızı yastığa koyar koymaz yatıyorduk.  İp atlama, körebe gibi oyunları şimdi de o zevkle oynamak isterim. Tam 18 yıl Diyarbakır'a gitmedim. İki sene önce bir de bu sene gittim. Gördüğümde bıraktığım Diyarbakır'ın bu Diyarbakır olmadığını anladım. Fiziken çok değişmiş ama eski insanlar ve eski adetler yerinde değil maalesef. Diğer çevre il ve ilçelerden gelenlerle dolmuş. Her şeye rağmen memleketim çok güzeldir. Benim birinci asli vazifem iyi bir anne olarak iyi evlatlar yetiştirmek ve bu iyi evlatları Diyarbakır'ın eski günlerinin güzelliklerini anlatmak ve o güzellikleri şimdi yemek ve kültür temasıyla yeni nesle iletmektir.

     

    “EŞİM ŞİİR KİTAPLARIYLA VE KÜLTÜRÜMÜZDE İNSANLARI AYDINLATIRKEN BEN YEMEK KÜLTÜRÜNÜ ANLATIYORDUM”

    Özgür Haber: İstanbul'da bizi temsil eden bir aile olarak, Diyarbakır Valiliğimiz ve Büyükşehir Belediyemizden istekleriniz ve onlara önerilerinizi soracağım ama, bir aile annesi olarak, bir de ailenin babasını da yanınıza alarak televizyonlara koşuyorsunuz, programlarda yer alıyorsunuz. Çocuk Yetiştirmekle mükellefsiniz.  Zor gelmiyor mu?

    Aliye Tümerdem Bulak: İçimdeki heyecan Diyarbakır için, şeye bir faydaya çevrildiği zaman daha çok mutlu oluyorum, daha çok zevk alıyorum, daha çok dinçleşiyorum. Çocuklarım da artık büyüdükleri için, kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Evde kaldıkları sürece kendilerine yettikleri için bu konuda gözüm arkada kalmıyor. Valimiz ve Belediye Başkanımız ile ilgili sorduğunuz soruya, başka illerin vatandaşlarına mülki amirlerinin yaklaşımını örnek vermek isterim. Yaptıkları en küçük bir etkinlik ve tanıtımda, kendilerine sunulan imkan ve yardımın haddi hesabı yoktur. O kadar çok ilgi gösteriyor ve yardım ediyorlar ki, gidecek olan bütçenin iki misli meydana geliyor. Manevi olarak da o kadar çok destek oluyorlar ki, yapılan iş iki misli kalite ile ortaya çıkıyor ama kıyasladığımızda bizim yemeklerin lezzetinin yarı oranı kadar güzel olabiliyor ancak. Onu da belirteyim. Onlar kendi illerini öne çıkarıp tanıtmak için, olmayan bir ürünü bile çok iyi pazarlıyorlar. Pazarlama, tanıtım konusunda o kadar çok başarılı oluyorlar ki, gören duyan herkes onlardan söz ediyor. Halbuki bizim bir ciğer kebabımız oranında, mutfaklarının tamamı marifet sayılmadığı halde; başarabiliyorlar. Bizim kentin bazalt taşından tutun,  toprağına kadar her şeyi güzelken sahipsizlik ve desteksizlikten ötürü gölgede kalıyor. Biz maalesef yeterince tanıtamıyoruz, gösteremiyoruz. Biliyorsunuz kısa bir zaman önce Valiliğimiz, Belediyemiz ve birçok kurumun bizzat içinde olduğu bir tanıtım programı oldu. Fuarda maddi açıdan çok iyi bir stant açıldı. Açılan stantta Diyarbakır’dan bizi tanıtan hiç kimse yoktu. Ben ve eşim birebir insanlara kentimizi tanıttık. Görevimiz olmadığı halde bu işi üstlenmek zorunda kaldık Zira stantta gelip sorduklarında karşılarında muhatap yoktu. Eşim şiir kitaplarıyla ve kültürümüzde insanları aydınlatırken ben yemek kültürünü anlatıyordum. Anlatıyordum,dinleyen hayran kalıp Diyarbakır'a gitmek istediğini söylüyordu. Muazzam bir bütçe ile düzenlenen organizasyon maalesef çok sönük kaldı. Bizim yıl boyunca yaptığımız işlere, katıldığımız programlara katkı sunulsa idi, emin olun şimdi hiç olmadığı kadar tanıtım ve etki olacaktı. Artı bu sene Allah razı olsun Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye Kupası  maçını Diyarbakır'da oynattı. Bu da Diyarbakır için büyük bir tanıtım oldu.

     

    “O TADI ALMAK MÜMKÜN MÜ?”

    Özgür Haber: Şimdi biz baktığımızda Diyarbakır'ın yöresel yemeklerini pek göremiyoruz. Hatta daha yeni yeni birçok yemeğin olduğunu görüyoruz. Sizce bu konuda eksiklik nedir? Hemşehrilerimiz üzerine düşeni yerine getirmiyorlar mı? Bu iş için bir akademi bir okul mu gerekli?

    Aliye Tümerdem Bulak: Şimdi mesele nedir, size açıklayayım:  Eskiden babalarımız işe gittiği zaman evde annemiz yemek hazırlardı.  Ya da annem evde yokken biz genç kızlar annesinden öğrendiği yemekleri hazırlardık. Ama şimdi genellikle eşler dışarıda çalıştıkları için, yorgunluk ve uykusuzluğu mazeret bilerek dışarıda hazır yemek alıyorlar. Dışarıda hazır yemek almasalar bile çok basit yemeklere tevessül ediyorlar. Hal böyle olunca bizim eski dönemde yediğimiz güzel yemekleri yapma dirayetleri kalmıyor. Marketlerde dondurulmuş yiyecekleri alıp eve getiriyorlar ısıtıp yiyorlar. O tadı almak mümkün mü? Gelecek için sağlıksız olan bu kültür ve sistem maalesef eski güzel yemekleri unutturdu. Böyle giderse yeni nesil kendinden sonraki nesle donmuş ekmek, soğuk çay ve kurutulmuş meyveden başka bir şey bırakmayacak. Obeziteden şikayet eden ülkeler, güzel yemekleri pişirip sıcak sıcak sofraya gelmesi için mücadele etmiyor. İşte tam da bu noktada gönlümüz rahat olmadığı için diyoruz ki; bizim eskiden yediğimiz yemekler şimdiki nesle ve bir sonrakine aktarılırsa o güzel lezzetleri yiyebilmek için herkes birbiriyle yarışacak ve donmuş gıda kültüründen vaz geçeceklerdir. Gittiğim her kanalda bunu mutlaka dile getiriyorum. Akşam eve geldiğinizde vaktiniz olmadığı için, yapmama bahanesine sığınmak yerine, birilerinden yardım ve destek alın.  Yemek yapma vakti olmayanlar başka bir ev hanımına yaptırmak suretiyle tercihte bulunması hem ekonomik kazanç olacak, hem güzel ve sağlıklı yemekler ile çocuklarını büyütecekler, hem de eski kültürü unutmamış olacaklardır. Evde yemek yapılmak sureti ile oluşturulacak sektör, eminim çok iyi olacaktır.

     

    “SÖZ KONUSU DİYARBAKIR OLUNCA AKAN SULAR DURUYOR”

    Özgür Haber: Şiirleriyle herkese Diyarbakır aşkını aşılayan eşiniz Remzi Bulak, size destek oluyor mu?

    Aliye Tümerdem Bulak: 32 yıldır evliyiz. Başka bir şeye kolay kolay belki destek vermezdi ama söz konusu Diyarbakır olunca akan sular duruyor. Gecemizi gündüzümüze katarak koşturmak istiyoruz.  Programlara davet edilince ben Diyarbakır'ın yemeklerini eşim de Diyarbakır'ın şiirlerini okuyarak programı renklendiriyoruz Bana sürekli ve her konuda her zaman yardımları oluyor. Ayrıca Diyarbakır’ın yetiştirmiş olduğu çok değerli, beyefendi  ses sanatçısı Mehmet Surkentli Ağabey ile bir ekip halinde ömrümüz vefa ettiği sürece koşturacağımıza ahd etmişiz.”

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen