• Aktar: Pazarcı kadınlar bizim için rol modeldir

    Aktar: Pazarcı kadınlar bizim için rol modeldir
    Aktar: Pazarcı kadınlar  bizim için rol modeldir
    17.03.2019 Pazar

     

    Süleyman AYDIN- ÖZEL RÖPORTAJ

    DİYARBAKIR - Özgür Haber’in Pazartesi Sohbetlerinin bu haftaki konuğu Diyarbakır İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı (DİKAD) Ve TÜRKONFED Yönetim Kurulu üyesi Avukat Reyhan Aktar oldu. Diyarbakır’daki yatırım atmosferi ve bunlara ait kendi projelerinden söz eden başarılı iş kadını Aktar, son günlerde sıkça gündemde yer alan Kadın Semt Pazarı konusunda da kamuoyunu oldukça aydınlatacak bilgiler verdi. Pazar konusunda kadınlara hep destek verdiklerini ve emeklerine saygı duyduklarını belirten Aktar; “Diyarbakır İş Kadınları Derneği olarak, bizim için, bu kadınlar rol model kadınlardır” dedi.

    REYHAN AKTAR KİMDİR?

    Özgür Haber: Okuyucularımız sizi tanımak ister. Bize kendinizi tanıtır mısınız?

    Reyhan Aktar: Reyhan Aktar. Diyarbakır İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanıyım, 2015 yılından bu yana. Ve şu an hali hazırda, geçtiğimiz aylardan bu yana TÜRKONFED (Türkiye Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu)' de yönetim kurulu üyesiyim ve aynı zamanda TÜRKONFED Kadın Komisyonu Başkanıyım. Türkiye'de 42 iş kadını örgütlenmesinin bulunduğu; Türkiye'nin en geniş ağına sahip, kadın örgütü yapılanması... Gıda sektöründeyim.

    PROGRAMLARIMIZ YATIRIMCIYI CESARETLENDİRİYOR.

    Özgür Haber: Yaklaşık bir buçuk, iki yıl önce TÜRKONFED Diyarbakır'a bir çıkarma yaptı. Programı ben de takip etmiştim ama programın ana akımından olmanız hasebiyle size sormak istiyorum. O programda ne kararlar alındı, alınan kararlar uygulandı mı, kentimize getirisi oldu mu?

    Reyhan Aktar: Bizim TÜRKONFED olarak genelde bu bahsettiğiniz de olmak üzere, özellikle Doğu ve Güneydoğu'da yapılan çalışmalar oluyordu. Bunlar biraz daha, TÜRKONFED, TÜSİAD eliyle bu bölgelerden, dışarıdaki yatırımcıyı cesaretlendirici mesajların verildiği çalışmalardı aslında. Mesaj kaygısı olan toplantılardır. Çünkü malumdur ki, yerelin politikasını belirleyen esas yapı, yerel dinamikler ve yerel politikacılar oluyor; yine iktidarın aldığı kararlar oluyor. TÜRKONFED bunu, biraz daha yön veren, üçüncü bir göz olarak ortaya koyuyor ve teşvik edici unsur olarak ortaya çıkıyor. Tabii şöyle; bu bahsettiğiniz çalışma Tarkan Kadoğlu Bey'in zamanında çözüm sürecinin de yani, atmosferin, siyasal atmosferin çok farklı olduğu bir ortamdı. Ve hani ekonomik durumun da çok daha iyi olduğu bir dönemdi. Şu anki ekonomik durum ve sıkışma hali malum. Buradaki amaç özellikle TÜRKONFED yereldeki üyeleri ile ulusala olumlu mesaj verme, yatırım ortamını anlatma, dışarıdaki büyük yatırımcıları buraya çekerek, buradaki fırsatları anlatma çabasında olan çalışmalardır. Bunlar elbette sonuç veriyor, sonuç veren çalışmalar oluyor. Bunlar bizim batıdaki işverenlerimiz, batıdaki işverenler derken zaten çoğu Diyarbakır'dan, doğudan yetişmiş işverenlerimizin de çoğu aslında batıda. Onları tekrardan burada harekete geçirme amaçlı idi. Bu programların her biri olumlu algı yaratıyor. Bunlar çok önemli oluyor, cesaretlendiriyor, yatırımcıyı cesaretlendiriyor. Bununla beraber çıkarılmış olan raporlar var. Mesela orta gelir tuzağından çıkış raporları raporu; direk zaten bu bölgeleri esas alan raporlardır. Mesela Diyarbakır'la İstanbul arasındaki kişi başına düşen milli gelir farkını kapatmaya yönelik çalışmalar oluyor. Bunlara yönelik anketler, sorunlar ve çözüm önerilerini uzmanlarla masaya yatırarak, kamuoyuyla paylaşılıyor. Bu gün bir çok teşvik politikasının içinde, tamamı olmasa bile, bir çok konunun bu raporlar esas alınarak, baz alınarak yapıldığını görebiliyoruz. O yüzden somut ve iyi çıktıları olan çalışmalar oluyor.

    “YATIRIMCILAR OLUMSUZ MESAJ VERMEKTEN ÇEKİNMELİ”

    Özgür Haber: Şöyle yalın bir soru sormak istiyorum: Zaman zaman siyasetçilerimizle de röportaj yaptığımızda, ya da vatandaşlarla yaptığımızda şöyle bir algı ortaya çıkıyor; diyorlar ki, sermaye ürkektir, dolayısı ile güven ortamı oluşmadığı için, yatırım yapılmıyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

    Reyhan Aktar: Şimdi şöyle; biz bazen yereldeki insanlar olarak dışarıya devamlı, bölge ile ilgili konuşurken, burada güven ortamı diyerek, biz aslında batıya zaten olumsuz bir algı yansıtıyoruz. Bence şu an, Diyarbakır'ın İstanbul'dan, Ankara'dan, Sakarya'dan, Adana'dan gerçekten farkı yok. Güvenlik sorunu sadece bu bölgeye hatta bu ülkeye de mahsus değildir. Artık bizim yani, global terörizm denen şey bütün dünyayı etkiliyor. Bütün dünyada bunu görebiliyorsunuz. Paris'te, Amerika'da görebiliyorsunuz. O yüzden bizim bunu devamlı telaffuz etmemiz dışarıya, farkında olmadan olumsuz bir mesaj vermemize sebep oluyor. Ben özellikle burada yerel yatırımcının birazcık bu dilden uzaklaşmasının gerektiğini düşünüyorum. Bizim bu dili değiştirmemiz gerekiyor. Bizim dışarıya olumlu algı yaratacak mesajlar vermemiz gerekiyor. Ben, Diyarbakır'da yatırım ortamında, güvenlik sorunundan bahsetmeyi gerekli görmüyorum. Diyarbakır'dan bahsedilecekse işsizlik sorunundan behsedilmeli, öncelikli sorunlar içerisinde olabilmeli, kadınlarla ilgili eğitim sorunundan bahsedilmeli, tüm Türkiye'de bahsettiğimiz gibi, kreş sorunundan bahsedilmeli ama bence mesele güvenlik sorunu ise bu Diyarbakır'a mahsus bir sorun değildir.

    “YATIRIMLARDAKİ ESAS SORUN HANTAL BÜROKRASİDİR”

    Özgür Haber: Siyasetçiler konuştuğu zaman, kişinin desteklediği partinin adayı dahi olsa şüphe ile yaklaşıyor. Mesela Ak Parti'nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Cumali Atilla geçenlerde tekstil kentten, organize sanayiden, Silvan barajından, istihdama katkısından bahsetti. Bir iş insanının konuşmasını vatandaş daha inandırıcı buluyor. Siz ne dersiniz, burada yatırım olacak mı?

    Reyhan Aktar: Ben Türkiye'de bu yatırımlarla ilgili esas sorunun hantal bürokrasiden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü bu biz Türkiye'nin birçok ilini de geziyoruz. Her yerde benzer sorunlar yaşanıyor. Direk kafamızda Kürt meselesine çekiyoruz ama hayır! Bence bu esasen hantal bürokrasi sorunudur. Çünkü bazen bürokratlar evet, bir yatırımcı gibi, düşünemiyorlar. Bir iş insan gibi, düşünemiyorlar. Türkiye'nin ve bölgenin aşması gereken birinci unsurunun bu olduğunu düşünüyorum.

    Özgür Haber: Sizce buradaki bürokratları atayan, getiren, destek çıkan, referans olan siyasetçilerimiz bu hantal bürokrasiyi bir an önce çözmeli değiller mi?

    Reyhan Aktar: Evet, çözmeliler. Aslında buna yönelik çalışmalar yapılıyor.

    “SİVİL TOPLUM VE BÜROKRASİ İŞ BİRLİĞİ İÇERİSİNDE OLMALI”

    Özgür Haber: İş dünyası olarak bu konuda, siyasetçilere baskı kurmuyor musunuz?

    Reyhan Aktar: Elbette baskı kuruyoruz. Bazen siz ne anlatırsanız anlatın, önemli olan bürokrasideki kişilerin de sizinle aynı şeyleri düşünebilmesi ve görebilmesidir. Sahadaki insanla ofisinde sabah 8, akşam 5, çalışan insanın olaya bakış açısında çok fark vardır. Biz insanı ile ticaret yapan ile yapmayan arasında bile çok fark oluyor. Düşünce farkı oluyor, bakış açısı farkı oluyor, ufuk farkı oluyor. Yapılacak olan işin nasıl bir artı değer yaratacağı konusunda bürokratlar bazen bu kadar etkin ve yetkili olamıyor, bazen kendisinin ufku önemli olabiliyor, ya da elindeki yetkilerde önemli olabiliyor. Yani, sizinle aynı şeyleri düşünebiliyor ama bazen mevzuat onu sıkıştırabiliyor, bazen Ankara merkezli işlemler ağır aksak yürüyor. Yani, bunların her birinde önemli olan şey şu: Sivil toplum örgütleri, kamu kurum kuruluşları içerisinde daha etkin söz sahibi olmalılar. Buradaki esas mesele bu. Aslında Başkanlık sistemi de, bunu böyle gören bir sistem, bunu dayatan sistem ama henüz çok yenidir. Mesela Cumhurbaşkanlığı içerisinde oluşturulan komisyonlara bakın, aslında bu komisyonlar sivil toplum örgütleri tarafından şekil alan komisyonlardır. Dolayısı ile sivil toplum ve bürokrasinin burada biraz daha içli, dışlı olması gerekiyor ve biraz daha iş birliğinde pratik yöntemler kullanması gerekiyor.

    SEÇİM SONRASINI OLUMLU GÖRÜYORUM

    Özgür Haber: Emekçi, pazarcı hanımefendileri soracağım, ondan önce kentimiz açısından, seçimden sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Reyhan Aktar: Şu ana kadar atmosfer çok iyi. Bizim dileğimiz şu: Malumdur, seçim süreci yaklaştıkça siyasetçiler arasındaki rekabetin kızışması, vesairesi, bunu neredeyse her seçim döneminde görüyoruz; seçime yakın gerginleşebiliyor. Biz bu gerginliği ne kadar yumuşak geçişle sağlayabilirsek, seçim sonrasını da o kadar sağlıklı görebiliriz. Ben, seçim sonrasını da olumlu görüyorum. Bu seçim artık bizim ilerideki dört yılın son seçimidir. O açıdan; hem yerel, hem merkezi yönetimlerin artık tamamen belirlenmiş olması açısından ben çok olumlu görüyorum. Yani, artık önümüzdeki 4 yılda seçimi düşünmeden çünkü artık hepimiz çok yorulduk. Bir kaç yıldır devamlı bu seçim atmosferi içinde, bundan sonraki süreç içerisinde artık önümüz görülebilir ve 4 yıllık planımızı önümüze alarak hareket edebilecek bir durum olacağına inanıyorum.

    “KADIN PAZARCILARA DESTEK OLDUK”

    Özgür Haber: Bir dönem ege bölgesinde kaldığım zaman görmüştüm. Pazar yerlerinde ticaret yapan ve varsıllaşan vaziyetlerini ortaya koyan hanımefendiler gördüm. Yakın zamanda ise Diyarbakır'daki pazar yerlerinde olduklarını öğrendim. Sizin büyük sermayedarlarla görüşme ve yönlendirme durumunuz ortada iken, pazarı hanımlarla muhabbetiniz nasıl oldu, aklınıza nereden geldi?

    Reyhan Aktar: Açıkçası benim aklıma gelmedi, onların aklına geldi. Bir buçuk ay önce kadınlar bana ulaştı. Daha doğrusu öncelikle Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcısı beni aradı. Pazar yerinde ticaret yapan kadınlar var, size ulaşmak istiyorlar diye. Daha önce yanlarına gidiyorduk, ufak tefek alışverişimiz oluyordu ama, sorunlarını ve yaşadıkları durumu bilmiyorduk. Bu birinci erkek pazarının Bağcılar bölgesine girmesinden sonrasıydı; bana ulaştılar. Ve şu çok kıymetli, biz zaten kadın girişimciliğini bu kadar desteklerken ki, Diyarbakır kadın girişimciliği çok küçük, orta ölçekli; aslına bakarsanız iş insanlarının çoğunluğu Diyarbakır'da öyle. Biz burada 100 girişimci kadından bahsediyoruz.  Küçük ölçekli çalışan ama en önemlisi kendi hayat hikayelerinin ciddi anlamda kahramanı olan kadınlar. Bir buçuk yıl önce bana geldiklerinde benim için esas şey şuydu: 7 yıldır bu pazar vardı, erkek pazarlarının artık oturmuş bir sivil toplum kuruluşları vardı ama, kadın arkadaşların yoktu zaten o yapı böyle bir oluşum süreçleri idi. Öncelikle bu kadın arkadaşların daha organize, daha koordineli çalışabilmeleri için, bir sivil toplum kuruluşlarının olması gerektiğini düşündük. Dernek kuruluş aşamaları bizden önce başlamıştı. Derneklerinin kirası, döşemesi vesairesi falan karşılamış oldum. O çok sesliliği disipline edecek, tek sesle kamuoyuna, kamu kuruluşlarına kendini anlatacak bir yapının olması lazımdı.

    EŞİT HAKLARA SAHİP DEĞİLLER

    Çok fazla dertleri vardı. Evet! Bir kadın pazarı kurulmuş durumdaydı ama, kadın pazarı güçlendirilmemişti, olduğu yerde bırakılmıştı ve bu güçlendirilmeme ile beraber , onların pazar yerine girdikleri zaman, oralar inşaat alanıydı. Çamurdu, yolları yoktu. Ne zaman ki, o bölgede nüfus artmaya başladı, dediler ki, “Bir saniye siz kadınlar yetmiyorsunuz!'' Neye yetmiyordular çünkü, biz 100 kadından bahsediyoruz. Ama, karşılarında 600-700 kişiden müteşekkil 2 erkek pazarından bahsediyoruz. Kadınların sayısı neden artırılmıyordu o zaman? Ve erkek pazarının içeriye girmesine gerekçe olarak da kamu ihtiyacını giderme yönünde bir durumla olduğu dillendiriliyordu. Evet! Bu da haklı bir gerekçe. Bu gerekçenin çözümü, burada bir erkek pazarını oluşturmak değil, kadın pazarcılarını güçlendirmektir.Ve şöyle de bir sıkıntıları vardır: Kadın pazarcıların erkekler gibi, yasal hakları yok. Mesela; erkek pazarcıların bir numarası var ama, kadın pazarcıların yok. Eşit haklara sahip değillerdir. Sonuç olarak burada oluşturulmuş güzel bir proje, güzel bir çalışma , iyi bir bilinç ama, olduğu yerde bırakılmış. Bırakıldığı için de artan nüfus onların kamu alanının ihtiyacı açısından geriletmiş durumdaydı.

    ERKEKLERİN DAHA FAZLASINI İSTEME SAVAŞI

    Bizim amacımız kadınların güçlendirilmesi idi ama tabii şu var. Benim onların güçlendirilmesini istemem, ya da başka kurumların istemesi yetmiyor. Bu işin kamusal bir politikası var, bir prosedürü var. Onu yapması gereken kamu kuruluşları var. İşte belediyeler var. Önemli olan belediyenin o sayıyı artırması idi, vesaire olmasıydı. Şunu söyleyeyim; Bağlar Belediye Başkanı Birsen Hanım ile görüşürken, iyi niyetliydi. Seçim süreci falan ve ikinci pazarın kesinlikle girmeyeceğiydi. O kadar enteresan bir durum ki, burada şunu görüyorsunuz: Kadın pazarcıların var olanı koruma mücadelesi karşısında erkeklerin elindeki ile yetinmeyip, daha fazlasını isteme savaşı bu. Şimdi bizler Bağlar Kadın pazarcıları ile beraber bir belgesel hazırlıyoruz. İçerisinde hem Türkiye'nin hem de tüm dünyanın duyması gereken çok önemli hikayeler vardır. Ama bu hikayelerde bizim için, en önemli şey; Diyarbakır İş Kadınları Derneği olarak, bizim için, bu kadınlar rol model kadınlardır. Rol model kadınlardan kastımız illa birilerinin holding sahibi olması değil, gerçekten kendi mücadelesi içerisinde; sabah kemoterapi tedavisi alıp, kemoterapiden dönüp pazarda tezgahını açan kadın arkadaşlar vardır. Bir ayağı sakat olan, artık 60 küsur yaşında arkadaşlar var. O koca koca demir tezgâhları taşıyan arkadaşlar vardır. Ve şu çok güzel; o kadınları dinlerken biz onlardan çok şey öğrendik, biz onların azmine hayran kaldık. Ve istiyoruz ki, başka kadınlar arkadaşlar da bunu görsünler. O çalışmayı, o azmi görsünler. Mesela; bir kadınla konuşuyorsunuz, en büyük hayaliniz ne diye soruyorsunuz. Ben, diyor 6 yıldır çocuğumun saçını tarayıp okula gönderemedim. Her sabah Hal'e gidiyor, oradan satacaklarını alıp, tezgâhının başına geliyor ve satmaya başlıyor”

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen