• “Hazreti Hüseyin'in bize bıraktığı en büyük miras zalimlere biat etmemekti”

    “Hazreti Hüseyin'in bize bıraktığı en büyük miras zalimlere biat etmemekti”
    “Hazreti Hüseyin'in bize bıraktığı en  büyük miras zalimlere biat etmemekti”
    21.09.2018 Cuma

     

     

    DİYARBAKIR - Diyarbakır'da düzenlenen Hazreti Hüseyin ve Kıyamının Sebepleri Etkinliği'nde, Hazreti Hüseyin'in bıraktığı en büyük mirasın, zalimlere biat etmemek olduğu belirtildi.

    Mustazaflar Cemiyeti Diyarbakır Şubesi tarafından muharrem ayının 10'uncu günü dolayısıyla Hazreti Hüseyin ve Kıyamının Sebepleri Etkinliği gerçekleştirildi.

    Merkez Kayapınar ilçesindeki Cegerxwin Kültür Merkezi'nde düzenlenen etkinlik, Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

    Hazreti Hüseyin ve Kerbela faciasıyla ilgili ezgilerin seslendirildiği etkinliğe vatandaşların ilgi gösterdikleri gözlendi. Salona sığmayanlar için başka bir bölümde sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Burada katılımcılara hitap eden Araştırmacı-Yazar Vedat Turgut, tarihsel süreçte Kerbela faciasının gelişimini anlattı. Turgut, "Bugün, Kerbela günüdür. Kerbela'nın ardından 10 muharrem; matem oldu, yas oldu. Muaviye vefat ettikten sonra Yezid hilafetini ilan etti. Üzerinden zaman geçmesine müsaade etmeden Medine'deki valisine ferman göndererek, 'Ali'nin oğlu Hüseyin'den biat isteyin. Eğer biat etmezse onu öldürün, başını kesin, başını bana gönderin. İbret-i âlem olması için ehli beytine de onun gibi yapın.' diyor. Medine valisi, Hazreti Hüseyin'den biat istedi ama Hüseyinler zalimlere biat eder mi? Ailesiyle birlikte hazırlığını yaptı. Haccetmeye niyeti var. Hac için ihramını giyiyor, Mekke'ye gidiyor. Tavafını yaptıktan sonra Kufe ehlinden yüzlerce mektup alır. Mektuplarda, 'Ey Hüseyin! Yezid başımıza hükümdar olmuş, biz ona biat etmiyoruz. Biz birçok askerle hazırız, seni bekliyoruz. Sen başımıza geçersen biz de senin arkandan geliriz.' yazıyor. Hazreti Hüseyin, bu durumu araştırması için Müslim bin Akil'i Kufe'ye gönderir. Müslim bin Akil gittiğinde birçok Kufeli, Hazreti Hüseyin'e biat ediyor. O da bu manzarayı gördüğünde durumu Hazreti Hüseyin'e bildiriyor. Hazreti Hüseyin, bu durumda haccını iptal edip, Kufe'ye gidiyor. O, zalimlerin zulmünün sona ermesi için Kufe'ye gitmek istediğini söylüyor." dedi.

    "KERBELA'NIN TOPRAĞI EHLİ BEYTİN KANIYLA KIRMIZI OLDU"

    Hazreti Hüseyin'in, babasını şehit eden Kufelilerin sözlerinden döndüğü bilgisini aldığını kaydeden Turgut, şunları söyledi:

    "Onlar, Yezid'le anlaşma yaparak, barışmışlar. Müslim bin Akil'i Kufe'de şehit etmişler. Yezid, Hazreti Hüseyin'in Kufe'ye doğru geldiğini duyduğunda Basra Valisi İbni Ziyad'ı Kufe'ye gönderir. 'Git, orada Hüseyin'i bekle. Geldiğinde ya bana biat edecek ya da başını keserek bana, Şam'a gönder.' der. Hazreti Hüseyin'e biat mektupları gönderen Kufeliler, ahitlerinden dönüyorlar. Hazreti Hüseyin'in bundan haberi yoktu. Yoldayken ona haber geldi. İbni Ziyad, Ömer İbni Sa'd'ın oğlunu çağırıp, 'Ey Ömer! Sen vali olacaksın ama ondan önce Hüseyin'in önünü kesip, Yezid için biat alacaksın.' diyor. Ömer, 'Ben bunu nasıl kabul ederim? Ben, Sad bin Ebi Vakkas'ın oğluyum.' der. Bir gün müsaade isteyip cennet ve cehennem, adalet ve zulüm arasında kalır. Dünyanın süsü onun da gözünü kararttı. İbni Ziyad'ın yanına gidip, teklifi kabul ettiğini söyler. Askerleriyle Hazreti Hüseyin'in önünü keser. Hazreti Hüseyin, Kerbela'da mahsur kalır. Kerbela'nın toprağı, ehli beytin kanıyla kırmızı oldu. O nazenin canlar susuz kalıyor, susuzluktan kavruluyorlar. Yahudi ve Hıristiyanların, hayvanların suyundan içtiği Fırat Nehri, İmam Hüseyin ve ailesi için yasaklanıyor. Muharremin 10'unda feryat ve figan arşı inletiyor."

    "İMAM HÜSEYİN'İN DAVASINI ANLAMAMIZ İÇİN ONU SEVMEMİZ LAZIM"

    Kerbela faciasından ders çıkarılması gerektiğini sözlerine ekleyen Turgut, "Zalimler, tek bir kabileyle İmam Hüseyin'i şehit edemiyorlardı. Onun için 10 kabileden gençler, ok ve mızraklarla onu şehit ettiler. İmam Hüseyin'in bedenine 33 mızrak ve 34 kılıç isabet ediyor. Onun başını kesip, Şam topraklarına gönderiyorlar. Kerbela'nın Aşura Günü'ndeki anlamı budur. Biraz da günümüzden bahsedelim. Bugün Suriye topraklarında yüz binlerce insanın evi yıkılıyor, çocukları ve eşleri öldürülüyor, şehit ediliyor. Susuzluktan ölen o çocuk gibi binlerce insan Akdeniz'de boğulmadı mı? Akdeniz kırmızı deniz olmadı mı? Filistin'de İmam Hüseyin ve çocukları gibi yüzlerce insan Müslüman oldukları için öldürülmüyor mu? Myanmar'da Ashab-ı Uhdut gibi yüzlerce çocuk, kadın ve adam yandırılmıyor mu? Orada peygamberin torununu şehit ettiler, buna tahammül ettiler ve seyirci kaldılar. Bugün Diyarbakır'da da Yasin ve arkadaşları İmam Hüseyin gibi katledilmedi mi? Üçüncü kattan atılmadılar mı? İmam Hüseyin'in naaşından atlar geçti, onların da üzerinden arabalarla geçmediler mi? Onlar yandırılmadılar mı? Peki, Diyarbakır'da Müslümanlar yok muydu? Şanlıurfa'da, Muş'ta, Batman'da, Kürdistan'da, Türkistan'da yüz binlerce, milyonlarca Müslüman bu meseleyi duymadılar mı? Yasin, İmam Hüseyin gibi masumdu, Kur'an'ın aşığı ve peygamberin takipçisiydi, İmam Hüseyin'in davasını sürdürüyordu. İmam Hüseyin'in davasını anlamamız için onu sevmemiz lazım. İmam Hüseyin'i sevmek, sadece onun ismini sevmek değildir. İmam Hüseyin'in sevgisi, onun yolundan gitmekle olur." ifadelerini kullandı.

    "BU BİR SALTANAT VE NÜBÜVVET MÜCADELESİYDİ"

    Daha sonra söz alan Araştırmacı-Yazar İbrahim Yaz ise "Bin 350 yıldır ümmetin bağrına bir hançer gibi saplandı Kerbela faciası. Öyle bir facia ve fitne ateşidir ki ümmet bir türlü bu acıyı unutmadı ve atlatmadı. Eğer Hazreti Hüseyin'in hakkıyla mücadelesi anlaşılmış olsaydı bugün İslam coğrafyasının her yerinde Yezidler başımızda olmazdı. Eğer Hazreti Hüseyin'i andığımız gibi anlasaydık ümmet olarak onun mücadelesini, kıyamını, zulme ve zalimlere olan başkaldırısını hakkıyla kavrasaydık bugün ümmet olarak Kerbelaları yaşamazdık. Hüseyin; direniş, mücadele, zulme karşı başkaldırmak demektir. Yalnız olsa bile sırtını Allah'a dayamak demektir. Hüseyin; Yezidlerden korkmamak, Allah'ın rızasını hâkim kılmak, yerinde durmamak, kendini feda etmek, nübüvvet demektir. Yezit demek saltanat demektir. Bu bir saltanat ve nübüvvet mücadelesiydi” şeklinde konuştu.

    “YEZİD, MÜSLÜMANLARA KENDİ SALTANATI İÇİN ZULMEDİYORDU"

    Yezid'in, kendi saltanatı için Müslümanlara zulmettiğini anlatan Yaz, şu ifadeleri kullandı:

    "Ümmet olarak asırlardır Hazreti Hüseyin'i anıyoruz. Bizim anmalarımız, artık onun matemini tutmaktan ziyade onun mücadelesini aktarmaya yönelik olmalıdır. Biz sürekli olarak ağlıyoruz, Yezidler sürekli olarak yeni Kerbelalar yapıyor. İşin tuhaf tarafı, bugün Yezidler de Hazreti Hüseyin için ağlıyor fakat yine aynı katliamı yapmaya devam ediyorlar. Ümmetin başına bela olan Yezid ve onun aveneleri, İslam coğrafyasının her tarafını kan revan haline getirdiler. Suriye'de, Yemen'de, Mısır'da, Filistin'de ve İslam coğrafyasının her tarafında Yezidlerin birbirleriyle olan çarpışmasında Hüseyinler ve Hüseyinlerin evlatları gitmektedir. Her gün katliamlarla Hüseyinlerin çocukları büyük acılara maruz kalmaktadır. Hazreti Hüseyin isteseydi çok güzel bir hayat sürebilirdi. O, peygamberin torunuydu. İslam ümmeti, peygamberinin torununu çok seviyordu. O Mekke'de kalabilirdi. Mekke'de kaldığı süre zarfında insanlara İslam'ı anlatırdı fakat saltanata dokunmazdı. Bunu yapmadı. Peygamberin torununun omuzlarında dedesinin getirmiş olduğu vahyin ağırlığı duruyordu. Çünkü ortada bir Yezid vardı ve bu Yezid, Müslümanlara kendi saltanatı için zulmediyordu."

    "HAZRETİ HÜSEYİN'İN BİZE BIRAKTIĞI EN BÜYÜK MİRAS, ZALİMLERE BİAT ETMEME MİRASIDIR"

    Mazlumların, mustazafların ve ezilmişlerin feryadına, bedeli ne olursa olsun koşmak gerektiğini aktaran Yaz, "Hazreti Hüseyin'in bize bıraktığı en büyük miras, zalimlere biat etmeme mirasıdır. Eğer Hazreti Hüseyin diğer herkes gibi biat etseydi neler olurdu? Yeryüzündeki zalimlerin, zorbaların, Yezidlerin sesi çok daha gür çıkacaktı. Mazlumların, mustazafların, ezilmişlerin, tevhit ehlinin sesi kısılmış olacaktı. Hüseyin dururken, susarken biz nasıl ayağa kalkalım? Hüseyin bu ağır yükü omuzlarına almazken biz nasıl da Yezidlere karşı kıyamı düşünebilelim. Onun için Hüseyin'in ayağa kalkması gerekiyordu. Hüseyin'in, Yezid'e, zulme karşı bir başkaldırı yapması gerekiyordu. Bu, onun bir sorumluğuydu. Zillet elbisesini giymemek ve izzetli bir İslam mücadelesi vermek için Hüseyin gibi ailesini peşine takmak gerek. İslam tarihinde Hüseyin ve Hüseyinlerin bize göstermiş olduğu bir mesaj var. Yeryüzünde zalimler, zorbalar, tağutlar, bel'amlar, Karunlar, hahamlar İslam'a, İslam'ın şiarlarına savaş açtıkları vakit Hüseyinlerin oturması yakışı kalmaz. Onun için Hüseyin, Hüseyin olanlara şu mesajı veriyor: Mazlumların, mustazafların, ezilmişlerin feryadına bedeli ne olursa olsun koşmak gerek." dedi.

    Etkinliğe; HÜDA PAR Diyarbakır İl Başkanı Metin Kaya, İttihad'ul Ulema Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şenlik, bölgenin kanaat önderlerinden Molla M. Beşir Varol ve birçok vatandaş katıldı. Etkinlik, yapılan duanın ardından sona erdi. (İLKHA)

     

     

     

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen