• “Öyle bir mutlu oldum ki, güvercin gibi uçasım geldi”

    “Öyle bir mutlu oldum ki, güvercin gibi uçasım geldi”
    “Öyle bir mutlu oldum ki, güvercin gibi uçasım geldi”
    26.03.2018 Pazartesi

    Süleyman AYDIN – ÖZEL RÖPORTAJ

     

    DİYARBAKIR - Özgür Haber’in ‘Pazartesi Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu Dicle Üniversitesi Öğretim görevlisi, şair ve aynı zamanda gazetemiz yazarlarından İbrahim Halil Demir oldu. Ailesi o kundakta bebekken Urfa’dan Diyarbakır’a göç eden Demir, yazdığı şiirleriyle dikkat çekiyor. Şiirlerinde anlattığı Diyarbakır sevdası da bir başka Demir’in öyle ki, bu sevdasını şiir okumayı çok sevmesiyle bilinen Cumhurbaşkanı Erdoğan bile fark etti. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Demir’in ‘Medeniyetler Abidesi Ey Diyarbekir’ şiirini okudu. “Çok mutlu oldum” dedi Demir ve ekledi: “Sayın Cumhurbaşkanımızdan Allah bin kere razı olsun, hiç tasavvur edemiyordum ama bir his vardı içimde. İçimden şöyle geçiyordu; gün gelecek Sayın Cumhurbaşkanımız mitinglerde şiirimi okuyacak. Ve sohbet esnasında da söylüyordum her zaman. Çok şükür! O gün telefonla aradılar. Haberiniz var mı, dediler? Neden, diye sordum. Sayın Cumhurbaşkanımız senin şiirini okumuş, dediler. Diyarbakır’la ilgili yazdığım şiiri geçenlerde kongre için geldiği şehrimizde okudu. Öyle bir mutlu oldum ki, güvercin gibi uçasım geldi. Hiçbir zenginlik beni bu kadar mutlu etmezdi”

     

    “KUNDAKTA BEBEK İKEN, DİYARBAKIR'A GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALMIŞIZ”

    Özgür Haber: İbrahim Halil Demir Hocam, sizi tanımak istiyoruz?

    İbrahim Halil Demir: Adım İbrahim Halil Demir, 1960 Şanlı Urfa doğumluyum ama, hiç Urfa'da yaşamadım. Kundakta bebek iken, Diyarbakır'a göç etmek zorunda kalmışız. 1961' den beri Diyarbakır'da ikamet etmekteyim. 35 yıl Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde,( o zamanlar semt idi) oturduk. Çocukluğum, gençliğim orada geçti. 1996 yılında artık ilçe olan Bağlar bozulunca Toplu Konut dediğimiz yere mecburiyetten taşınmak zorunda kaldım. 18 yıl Toplu Konutlar'da ikamet ettik fakat çok sevdiğim halde, taşınmak istememe rağmen, çocuklar büyüdüğünden ev dar geldiği için Dicle Kent'e taşınmak zorunda kaldık. Dört yıldır Dicle Kent'te oturuyorum. Almanca hocasıyım.1985 yılında göreve başladım. Hukuk Fakültesi'nde ilk göreve başladım sonra Eğitim Meslek Yüksek Okulu'nda, Tıp Fakültesi'nde, Fen Fakültes'nde görev yaptım. Sadece Diş Hekimliği Fakültesi'nde görev yapmadım. Evliyim, beş çocuğum var. En büyük çocuğum kızdır. Hem hemşiredir, hem de Almanca bölümünü bitirdi. O'nun bir yaş küçüğü; oğlumdur. Matematik öğretmenidir. O'nun bir yaş küçüğü kızımdır. Fen Bilgisi öğretmenliğini bitirdi beş ay önce evlendi. O'nun bir küçüğü İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nde Hukuk bölümünde okuyor. Bu sene bitirecekti ama, bir kaç dersten dolayı gelecek seneye kaldı. Bir de 15 yaşında Simya Koleji, Fen Lisesi'ne giden kızım vardır.

     

    “68'DE,69'DA,70'TEN 1975'E KADAR BAĞLAR DİYARBAKIR'IN MESİRE ALANI İDİ”

    Özgür Haber: Allah bağışlasın hepsini Hocam. Bize Bağlar'ı anlatabilir misiniz? Çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği Bağlar'ı?...

    İbrahim Halil Demir: Size nasıl anlatmam! Çocukluğum, gençliğim hep orada geçti. Bağlar ismi oraların her tarafında bağ olmasından gelmiş. Bağlar'ın tamamında hemen hemen hiç ev yoktu.% 90'ında hep bağ vardı. Bağların ortasında iki katlı kara taşlardan yapılma köşkler vardı. Bağların arasında patika yollar vardı. Biz o patika yollarda çok çember döndürdük. Çok uçurtma uçururduk o patika yollarda. Ha, Diyarbakır'da gördüğünüz bülbüller hiçbir yerde yoktu. 68'de,69'da,70'ten 1975'e kadar Bağlar Diyarbakır'ın mesire alanı idi. En güzel, en serin rüzgar orada eserdi. Diyarbakır'da canı sıkılan insanların bir çoğu kıra gelirdi. Biz de 1961'den taa 1996'ya kadar Bağlar'da oturduk fakat daha sonra Bağlar bozuldu. Ne zamanki evler çoğaldı, ne zamanki insanlar değer yargılarından uzaklaştı, Bağlar sıkıntı vermeye başladı.

     

    “BEN, HALA TEK KATLI EVLERİN ÖZLEMİNİ ÇEKİYORUM”

    Özgür Haber: Hocam Bağlar'daki tek katlı evler ve şimdi oturduğunuz Dicle Kent'teki çok katlı apartmanlar; atmosfer olarak nasıl kıyaslanabilir?

    İbrahim Halil Demir: Hayır! Ben, hala tek katlı evlerin özlemini çekiyorum. Benim, ''Özledim Annem'' diye bir şiirim var; 17 kıta...Ben, bunu ağlaya ağlaya yazmıştım. 17 kıtanın tamamı da yaşanmış olaylardır.  İnsan projektörler varken, rengarenk lambalar varken hiç gaz lambasının ışığını özler mi? Ama ben, özlüyorum çünkü, o gaz lambasının ışığında yapılan sohbetlerin doluluğunu özlüyorum. İnsanların samimiyetini özlüyorum, insanların muhabbetini özlüyorum, insanların ahde vefalılığını özlüyorum, bir çok şeyi özlüyorum. Terbiye vardı, haya vardı, en deli çocuk da mahallesine girdiği zaman önüne bakarak yürürdü. Herkesin namusu O'nun namusu idi. O yüzden biz çocukluğumuzu çok mükemmel yaşadık Süleyman Bey!

     

     

    “HALA O GÜNLER AKLIMDAN ÇIKMIYOR”

    Özgür Haber: Her hanımefendinin evinin önünü süpürdüğü Diyarbakır günlerini hatırlıyor musunuz?

    İbrahim Halil Demir: Sabah namazından önce annesi olan annesi, ablası olan ablası; kesinlikle herkes kapısının önüne herkes su serperdi, sonra kapısının önünü süpürürlerdi. O ince, uzun sokak pırıl pırıl tertemiz olurdu. Sanki o sokakta hiç kimse yaşamıyor gibi tertemizdi. İşte ben, o halleri, o günleri özlemişim. Çünkü o zamanın insanları, yapılması gerekenleri işin kolayına kaçmadan yapıyorlardı. Dolayısı ile hala o günler aklımdan çıkmıyor. Şimdi 250 metrekare evde oturuyorum, banyomda jakuzi var, çok güzel şatafatlı bir evde oturuyorum, evim 400 bin değerinde ama ben, toprak damlı evimdeki mutlu günlerimi arıyorum. Evimiz iki oda bir salondan ibaretti, bahçemiz vardı; rahmetli annem rengarenk çiçek yetiştirirdi. Tanıdıklarımızın birçoğu bahçemizde kahvaltı yapmaya gelirlerdi.

     

     “OĞLUMUN GÖZÜ KÖR OLSAYDI YİNE SENDEN ŞİKAYETÇİ OLMAZDIM!''

    Özgür Haber: Hocam bize ilkokul günlerinizi anlatır mısınız? En azından bir akademisyen, bir eğitmenin hayatını öğrencileri merak ediyordur.

    İbrahim Halil Demir: İlkokulu, Bağlar'da bulunan Faik Ali İlkokulu'nda okudum. İlkokul birinci sınıfta, Ayhan Bilgin adında bir hocam vardı. Tesadüfen her sene bir hocam oldu. İlkokul ikinci sınıfta Yeter Altın adında bir hocamız oldu. Üçüncü sınıfta Birsen Hanım vardı; kocası subay idi. Dördüncü sınıfta Fikret Saraçoğlu, beşinci sınıfta ise Mukaddes Köseoğlu idi. Her sene bir hocamız geldi ve bunlar çok dolun insanlardı. Branşlarında çok başarılı idiler ve bizi mükemmel yetiştirdiler. Hiç unutamıyorum; Yeter Hanım Hocam ilk öğretmenlik yılında bize geldi, bizim öğretmenliğimizi yaptı. Metin Balaban adında bir çocuk vardı; çok yaramazdı, çok haylazdı, çok tembeldi. Öğretmen ödevleri kontrol ederken, bu çocuk hem ödevini yapmamıştı, hem de yaramazlık yapıyordu. Öğretmenin elinde sopa vardı. Sopayı fırlatınca çocuğun gözünün altına isabet etti ve biraz kan akmaya başladı. Çocuğun yüzünden kan akıyor. O zaman yüz metre ileride bir ev var, ondan öte yüz metre ileride bir ev daha var; orada toplam 50-60 hane ya var ya yok. Hemen koşa koşa gittiler çocuğun annesine haber vermeye. Bende seyrediyorum. Öğretmenimiz sırtını okulun duvarına dayamış hüngür hüngür ağlıyor. Gözlerinden boncuk, boncuk yaşlar dökülüyor. Gri bir önlük var üzerinde. Sağ tarafta bir cep, sol tarafta bir cep. Öğretmenliğinin ilk yılı daha. Onsekiz yaş civarında; daha toy. Çocuğun annesinin bir gelişi var ki; rahvan at süratinde, ama nasıl?.. Seyrederken kendi kendime diyorum ki; şimdi öğretmenimizin saçından tutup kafasını duvara vuracak. Öğretmen perişan bir vaziyette.Ama, nasıl gözlerinden yaşlar akıyor; bir görseniz?...Gelir gelmez öğretmene sarıldı. ''Kızım sen niye ağlıyorsun'' dedi. ''Benim oğlum yaramazdır, benim oğlum tembeldir, haylazdı; Vallahi oğlumun gözü kör olsaydı yine senden şikayetçi olmazdım!'' Bunu her yerde anlatıyorum. Eskiden öğretmenler de çok kaliteli idi, veliler de öyle... Bu sebepledir ki, biz çok mükemmel yetiştik. Fakirdik, yoksulduk, zeytin bulduğumuzda peynirimiz yoktu, peynir bulduğumuzda zeytinimiz yoktu ama Vallahi çok mutlu idik.

     

    “TEK SUÇU NAMAZ KILMAKTI”

    Özgür Haber: Neredeyse her adımı aklınızda kalmış ilkokul yıllarınızın. Şimdi Ortaokul yıllarınıza geçelim ve bize Lise yıllarınızdan da bahseder misiniz?

    İbrahim Halil Demir: Ortaokul'da Ömer Atılgan adında bir müdürümüz vardı. Dicleli idi. Bir edebiyat hocamız vardı. Müdür Bey hiç sevmiyordu. Tek suçu namaz kılmaktı. O zaman namaz kılana faşist diyorlardı. Faşist dedikleri mütedeyyin insanlara yaşam hakkı tanımayacak kadar kötü idiler. Sene 1974,75, 76... Bu müdür çok despot bir insandı. Çok katı bir müdürdü ve herkes ondan çok korkuyordu. Çok disiplinli idi aynı zamanda. Evinden çıkarken tek kurşunla O'nu öldürdüler; ben, o zaman Almanya'da idim. Sonra Diyarbakır Lisesi'nde öğrenimime devam ettim. Eğitimde, kaosta, Türkiye'nin en kötü dönemi dediğimiz yıllarda biz Diyarbakır Lisesi'nde okuyup mezun olduk. Öyle bir sıkıntı görülmemiş ve kıyamete kadar sanırım görülmeyecek. Ondan sonra öğrencilerin tamamı ders yapmıyordu. Hep sol el havada, hep boykot. Otur, otur; kalk, kalk! Resmen kukla gibiydik, kullanılıyorduk. üç- dört elebaşı vardı o zamanlar. Şimdi o elebaşlar Avrupa ülkelerinde ve keyif çatıyorlar. Ama gariban insanların çoğu cezaevinde, çoğunun ömürleri çürüdü boşu boşuna. İşte o olayları karıştıranların tamamı Avrupa'da lüks yaşıyorlar.

     

    “BİR YIL BOYUNCA AĞABEYİMDEN PARA ALMADAN ÇALIŞTIM”

    Özgür Haber: Almanca bölümüne nasıl karar verdiniz?

    İbrahim Halil Demir: 1978 yılında liseyi bitirdim. Ondan sonra üniversite sınavlarına girdim, kazanamadım. Almanya'da iki ağabeyim vardı, hala da var. 55 yıldan beri Almanya'dalar. O'nun iki katlı inşaatı vardı. Dedi ki, inşaatımda çalışırsan seni Almanya'ya götürürüm. Ben de 18 yaşındayım, inşaatlarda da çok çalışmışım, amelelik de yapmışım, gücüm kuvvetim yerinde yani elimden her şey geliyor. Tamam, dedim. Ben de Almanya'ya gidebilme sevdasından; aşk ile şevk ile bir yıl boyunca ağabeyimden para almadan çalıştım. Daha sonra beni Almanya'ya götürdüler. Keşke gitmez olsaydım! Gittim ama ağabeylerim, ağabeylik görevini yapamadılar. Yengelerim bana tahammül etmiyorlardı. O yüzden üç defa mide kanaması geçirdim. Yaşım da o sekiz. Endoskopi yaptılar. Çok sıkıntılar yaşadım. Köln Üniversitesi'nde idim. Kürt sanatçı Şivan Perwer ile aynı Üniversite'de idik. Yıl 1978, 79, 80. Şivan Perwer müzik bölümünde okuyordu ben de Almanca kurslarına gidiyordum. Daha sonra Ekonomi bölümüne kayıt yaptırdım. Sağlığım bozulunca doktor ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ameliyat olamayacağımı söyleyince doktor sebebini sordu. İnşaatlarda amelelik yaptığımı belirttim, ameliyat için atacağınız onsekiz dikişten dolayı ağır olan çimento torbasını kaldıramam, dedim ve ameliyat olmadım. Daha sonra bana dedi ki; ''Çok üzülüyorsun memleketine gitmen lazım. Üzüntü de mide rahatsızlığını feci şekilde tetikliyor” Ve Almanya'dan geldim, pişman da değilim. Haa Diyarbakır sevdası ağır bastığından geldim. Diyarbakır gözümde tütüyordu. En kısa zamanda Diyarbakır'a gelebilmek için yapmadığım plan kalmadı. Şimdi mesela; bana Antalya'da bir otelde müdürlük teklif ediyorlar; ayda 15 bin lira aylık ile... Diyarbakır sevdası daha ağır bastığından gitmiyorum. Diyarbakır hakkında 110 kıta şiir yazmışım.

     

    “DİYARBAKIR'IN KIYMETİNİ BİLMEYENLER AHİRETTE DE ÇOK ÇEKER”

    Özgür Haber: Diyarbakır sevdalılığını göz önünde bulundurduğunuz zaman, bu sevdayı gelecek kuşaklara acaba nasıl aktarabiliriz?

    İbrahim Halil Demir: Bu memleketin kıymetini bilmek lazım ve bilsinler! Vallahi, Billahi, Tallahi bu üçü Allah'ın adıdır; Diyarbakır'ın kıymetini bilmeyenler ahrette de çok çeker. Çünkü hiçbir memlekette bu kadar güzellik yok! Misafirperverliğin kralı bu memlekette, babayiğitliğin kralı bu memlekette, yemeyip yediren bu memlekette, bereketli topraklar bu memlekette. Ve eski Diyarbakır'da kolay kolay insanı yolda bırakmazlardı. O yüzden ben çok mutluyum, Diyarbakır'da yaşamaktan, Diyarbakır'da olmaktan, Diyarbakır'ın havasını solumaktan ama şimdi o güzellikler bertaraf olmuş gibi. Sanki insanlar soğumuşlar, birbirlerine buzdolabı gibi olmuşlar, birbirlerine selam vermekten aciz olmuşlar; eski Diyarbakır yok yani. Ben de o eski Diyarbakır canlansın diye çaba sarf ediyorum. Ha bire üzülüyorum, her yerde konuşuyorum, şiir yazıyorum.

     

    “ÖYLE BİR MUTLU OLDUM Kİ, GÜVERCİN GİBİ UÇASIM GELDİ”

    İbrahim Halil Demir: Sayın Cumhurbaşkanımızdan Allah bin kere razı olsun, hiç tasavvur edemiyordum ama bir his vardı içimde. İçimden şöyle geçiyordu; gün gelecek Sayın Cumhurbaşkanımız mitinglerde şiirimi okuyacak. Ve sohbet esnasında da söylüyordum her zaman. Çok şükür! O gün telefonla aradılar. Haberiniz var mı, dediler? Neden, diye sordum. Sayın Cumhurbaşkanımız senin şiirini okumuş, dediler.  Diyarbakır'la ilgili yazdığım şiiri geçenlerde kongre için geldiği şehrimizde okudu. Öyle bir mutlu oldum ki, güvercin gibi uçasım geldi. Hiçbir zenginlik beni bu kadar mutlu etmezdi.

     

    “ESKİ DİYARBAKIR'DAKİ İNSANLARI ARAŞTIRSINLAR”

    Özgür Haber: Hocam Diyarbakır aşığı bir eğitmen olarak öğrencilere nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?

    İbrahim Halil Demir: Benim öğrencilerime tavsiyem şudur: Bu memleketin bir öz geçmişini, tarihini araştırsınlar. Eski Diyarbakır'daki insanları araştırsınlar. Efendim, güzel insanların hayatlarını okusunlar. Eski komşuluklar nasıldı; onu yakın takibe alsınlar, eski komşuluklar gibi, komşularına bir tabak yemek göndersinler, asansörde karşılaştıklarına; merhaba komşum, nasılsın, desinler. Daha çok sevecen, daha çok sıcakkanlı, daha çok samimi olmalarını istiyorum yoksa Diyarbakır'da yaşamak biraz sıkıntılı olmaya başladı. Eğer eski günlerdeki gibi yaşanmazsa önünü alınamaz. Mesela eskiden fakirlik vardı, yoksulluk vardı ama insanlar değer yargılarının en güzelleri yüzde yüz yaşanıyordu. Mesela; komşu komşuya bir tabak yemek muhakkak gönderirdi. Annem bir çeşit yemek yapıyordu ama, akşam sofrada üç- dört çeşit yemek yapılıyordu. Her komşu bir tabak gönderiyordu.

     

    “HARİKULADE BİR ORTAM VAR”

    Özgür Haber: Sizce Diyarbakır'ın demografik yapısı nasıl tasavvur edilebilir?

    İbrahim Halil Demir: Ben, 58 yaşındayım ama ilk olarak böyle bir demografik yapı görüyorum. O kadar çok göç almış ve herkese kucak açmış ki, dışarıdan gelenlerin rahatlığına baktığınızda altın harflerle yazılacak dönemdeyiz. Harikulade bir ortam var.

     

    “BURADAKİ MİSAFİRPERVERLİK TÜRKİYE'NİN HİÇBİR YERİNDE YOK!”

    Özgür Haber: Bir okutman olarak öngörünüz yüksektir. Diyarbakır'ın alt yapısı bakımından örnek şehir olmuş hale gelmişken; gelecek vaat ediyor mu, sizce?

    İbrahim Halil Demir: Tabii ki vaat ediyor. Para babaları korkmadan buraya gelsinler. Ve geldiklerine de pişman olmayacaklar zira şöyle söylüyorlar: Buraya gelirken üzüntüden ağlıyor ama, burada kaldıktan sonra giderken gittiği için hüngür hüngür ağlayarak gidiyor. Gerçekten buradaki misafirperverlik Türkiye'nin hiçbir yerinde yok! Ondan sonra, buradaki güzel değerler hiçbir memlekette yok! Arkadaşı için gerekirse ölüme gitme sadakati bir tek burada var. Arkadaşı için gözünü kırpmadan ölüme gidiyor. Bu nerede var? İstanbul' da bulamazsın, İzmir'de bulamazsın, Ankara'da hiç bulamazsın. Bu değerler varken, bu memlekete gelmek doğru olmaz mı, yatırım yapmak doğru olmaz mı?

     

     

    “1970 YILINA KADAR BAĞLAR'IN HER TARAFINDA TÜRKÇE KONUŞULURDU”

    Özgür Haber: Bir şair olarak Diyarbakır'ın kültürel yapısını analiz eder misiniz?

    İbrahim Halil Demir: Diyarbakır 72 milletten göç aldığı için dejenerasyona uğradı. Bizim zamanımızda Türkçe çok güzel kullanılırdı. Daha sonra çevre illerden, kasabalardan gelenler hem aksanı bozdular hem de Kürtçe konuşulmaya başlandı. 1970 yılına kadar Bağlar'ın her tarafında Türkçe konuşulurdu. Mesela paşa kelimesi çok kullanılırdı. İnsanlar bir birlerine paşa diye hitap ederlerdi. Paşa gelsene, paşa gitsene, paşa nasılsın? Paşa kelimesi anahtar kelime idi. Haa bir de, anam bacım olasın, babam kardeşim olasın vardı. Erkekler kadına hem hitapta, hem de yaklaşımda en makbul olanı konuşurlardı. Anam bacım olasın derken, kadınlar da erkeklere babam kardeşim olasın derlerdi. Bu bir dua idi adeta aynı zamanda ve herkesin ağzındaydı sakız gibi.

     

    “ŞANLIURFA'DA DOĞDUM AMA KENDİMİ DİYARBAKIRLI GÖRÜYORUM”

    Özgür Haber: Diyarbakırlı bir şair olmak nasıl bir duygudur?

    İbrahim Halil Demir: Ben zaten kendimi Diyarbakırlı görüyorum. Urfa'da doğdum ama hiç yaşamadım. Rahmetli annem ve babam Urfa şivesi ile konuştukları için o şiveyi mükemmel bilirim.

     

    “ZENGİNİM AMA MUTLU DEĞİLİM”

    Özgür Haber: Şiirlerinizde nasıl bir tema vardır?

    İbrahim Halil Demir: Şiirlerimin ana teması şudur: Sevginin tekrar canlanması,muhabbetin tekrar doğması, ahde vefanın tekrar artması ... Eskiden insanlar bu hal ile mutlu oluyorlar; şimdiki insanların da bu şekilde mutlu olmalarını isteyerek şiir yazıyorum. Sevgisiz olmaz, muhabbetsiz olmaz. Seni muhabbetle kucaklamam ayrıdır, yapay bir şekilde merhabalaşmak, tokalaşmak ayrıdır. İçi dolu değerler istiyorum.  Sevginin de, muhabbetin de içi dolu olsun istiyorum. Bunların içi dolu olursa güzellik namına çok şey ortaya çıkar. Kardeşlik artar, muhabbet artar ve insanlar ister istemez mutlu olurlar. Bundan sebeptir ki, şiirlerimin konusu sevgidir. Ben zenginim ama mutlu değilim. Rahmetli babamdan bana büyük bir servet kaldı ama mutlu değilim. O fakirlik günlerimin sofrasını özlüyorum. Süleyman Bey, zeytini üç lokmada yerdik. Şimdi kahvaltıda peynir var, zeytin var, reçel var, bal var, tereyağı var, yumurta var, var, var, var ama hiç kimse mutlu değil. Sosyologların bunu araştırması lazım.

     

    “MANEVİ DEĞER”

    Özgür Haber: Sizce neden öyle? Bir sosyolog değil de bir şair olarak?...

    İbrahim Halil Demir: Bence nedeni insanların manevi değerlerinden uzaklaşmasıdır.

     

    “ADI BELLİ OLMAYAN 400 SAHABEDEN BAHSEDİLİYOR”

    Özgür Haber: Peygamberler, Sahabeler şehrinde yaşamak nasıl bir şeydir.

    İbrahim Halil Demir: Peygamberlerin, Sahabelerin, azizlerin şehridir. 27 sahabenin adı belli ama adı belli olmayan 400 sahabeden bahsediliyor. 8 Peygamber var ve onlarca aziz var.

     

    “CEMAATLER VAR AMA ÖZÜ GİBİ YAŞANMIYOR”

    Özgür Haber: Sizce inanç yönümüze hizmet eden yok mu?

    İbrahim Halil Demir: Süleyman Bey, cemaatler var ama özü gibi yaşanmıyor. Adı cemaat ama içine girdiğinizde menfaat ön plana çıkıyor. Gerçek manada Allah ve Resulallah amacını göremiyorum. Eğer Süleyman Bey zenginse bir şey koparabilme umutları varsa üst köşeye oturtabilirler ama fakir ise boş verirler: Ama bir gariban rüyasında Peygamber Efendimizi de görmüşse bile ehemmiyet vermezler. Allah indinde üstünlük takvadadır. Arabın aceme, acemin de araba üstünlüğü yoktur. Kim Allah'ın ipine sıkı sıkı sarılmışsa, aşk ile şevk ile Allah'ın yolunda ise o üstündür.

     

    “DAVET BEKLİYORUM”

    Özgür Haber: Şairlerin ve yazarların başkenti Diyarbakır'da resmi kurumların üzerine düşeni yaptıklarına inanıyor musunuz?

    İbrahim Halil Demir: Kesinlikle düşünmüyorum. Mesela şiir kitaplarım vardır. Valilik ve üniversitenin şiir programı düzenleyip beni davet etmesi şiir okutması lazımdı ama kimsenin umuru değil. Sayın Cumhurbaşkanımız okudu bu da beni çok mutlu etti.

     

    “BEKLİYORUM”

    Özgür Haber: Nasıl bir çalışma olmalı sizce?

    İbrahim Halil Demir: Amaç eğer Diyarbakır'ın güzelliğini ve şiirlerini şimdiki nesile anlatma ise, ben böyle bir günü bekliyorum zaten.

     

    “KİMSE KİMSENİN TAVUĞUNA ''KIŞ'' DEMEZDİ”

    Özgür Haber: Hocam her Diyarbakırlının hem fikir olduğu bir gerçek vardır. Aynı ve daracık sokakta, Ermeni, Süryani, Keldani, Türk ve Kürtlerin kardeşçe yaşaması vardır. Neden günümüze yansıtılmıyor?

    İbrahim Halil Demir: Mesela bizim Arapşeyh'te bir Ermeni komşumuz vardı öyle saygılı idiler ki, çocukları Ramazan Ayı'nda sokakta yemek ekmem bile yemezdi. Bu saygı çerçevesinde yıllarca kardeşçesine yetiştik. Kimse kimsenin tavuğuna ''kış'' demezdi. Onlarda bize, biz de onlara yemek gönderiyorduk. Bayramları, bayramlarıymış gibi, kutluyordu. İyi günümüzde, kötü günümüzde beraberdik. Bir aile gibiydik. Hiç farklılık yoktu aramızda.

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen