• “Batı medeniyetinin görünür yönü insanların nefsine hoş geliyor…!

    “Batı medeniyetinin görünür yönü insanların nefsine hoş geliyor…!
    “Batı medeniyetinin görünür yönü  insanların nefsine hoş geliyor…!
    21.10.2019 Pazartesi

     

    DİYARBAKIR - İttihadul Ulema üyesi Müfit Yaray, “Batı medeniyetinin görünür yönü insanların nefsine hoş geliyor. Demokrasi, adalet, özgürlük, insan hakları, kadın ve çocuk hakları hatta hayvan hakları derler. Teknoloji ve bilim derler. Yeni icat ve aletlerden bahsederler. Bunların birçoğu gerçekten de hepimizin hoşuna giden, nefsimizi okşayan şeyler. Peki, Batı medeniyeti gerçekten bu mudur? Yoksa Batı medeniyetinin vahşi ve çetin yüzünü saklamaya çalışan bir maskesi mi bu güzel sözler? Ayet-i kerime bu sözlerin maske olduğunu söylüyor” dedi.

    İttihadul Ulema tarafından Diyarbakır’da düzenlenen ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den alimlerin katıldığı 4'üncü Âlimler Buluşmasının ortak bildirinin okunmasıyla tamamlandı.

    Doç. Dr. Ahmet Tekin’in moderatörlüğünde yapılan oturumda Dar-ul Beyan Müessesesi Müdürü Yasin Ahmed, “Sosyal Medya ve İletişim Araçlarından İstifade Yolları ve Onların Yozlaştırıcı Etkilerine Karşı Alınması Gereken Tedbirler” konulu konuşmasını yaptı.

    Sosyal medya ağlarının sosyal hayatta önemli bir yerinin olduğunu belirten Ahmed, banka, tıp, ve ekonomi alanlarında da bunların görüldüğünü söyledi.

    “SOSYAL MEDYA ÖNEMLİ BİR ARAÇ”

    İnternetin olumlu olduğu gibi olumsuz yanlarının da olduğuna değinen Ahmed, “Bu noktada sosyal medya araçları bizleri iyilik adına değerlerimizi, İslami birikim kültür ve medeniyetimizi yaymada önemli bir araçtır. Bununla birlikte hem ahlakî hem bedenî yönde olumsuz bir faktör halinde de kendini gösterebilir. Bugün sosyal iletişim araçları kız ve erkek gençlerimizi fesada uğratmaktadır. Bununla ilgili sempozyumlar düzenlenmektedir. Sosyal iletişim araçlarını doğru kullanmakla ilgili sempozyumlar yapılmaktadır. Bu araçların bir çok faydasını da göz ardı etmememiz gerekir. Sosyal iletişim araçlarını sürekli kullanıyoruz. Haber alma, ilim öğrenmede, ilim talim ve terbiye konularında da kullanmaktayız. Geniş bir alana hitap etmekte ve ilim açısından da uzaktan eğitim gibi husularda da kullanılmaktadır. Devlet yönetimi ile ilgili de kullanılmaktadır. Hükümetin beyanları, kararları, algı ve birliktelik oluşturma, gündem belirleme gibi yanları da vardır” dedi.

    Ahmed, “Sosyal medyanın hayatımızda da ciddi bir faktör olarak kullanıldığını itiraf etmemiz gerekir. Bu noktada ifade etmek gerekir ki Allah bizleri her türlü iletişimde bizlere bir üslup gerektiğini, hikmet, doğru söz ve merhametli bir iletişim sağlamamız gerektiğini hatırlatıyor. Sosyal iletişim araçlarının doğru kullanılması Allah'ın davetinde de kullanılabilir” diye belirtti.

    “HÜKÜMETLERİN VE STK'LARIN SOSYAL İLETİŞİM ARAÇLARIYLA İLGİLİ PROJELER ÜRETMESİ LAZIMDIR”

    Ahmed, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hükümetlerin ve STK'ların sosyal iletişim araçlarıyla ilgili projeler üretmesi lazımdır. Hükümetlerin, kanun ve yönetmeliklerle kötü kullananlara cezai müeyyideler vermesi gerekir.  STK'lar da bunları terbiye için kullanmaları gerekir. Etraftaki çocukların siber saldırılara karşı önlemler alınmalı. Çocuklarımıza takva üzerine ve İslami donatılarla donatmamız lazım ki bu saldırıları bertaraf edecek güce sahip olsunlar. Çocuklar ve gençler kendilerini muhafaza edecek şuura sahip olmalı ki insanların olmadığı yerde dahi kendilerini korusunlar”

    “CAMİNİN FONKSİYONU İBADETLE BİTMEMEKTEDİR”

    Akademisyen Prof. Dr. İmad Muhammed Kerim ise, “Toplumsal Davette İslam Toplumu’nun Islahı ve Farklı Toplumların Davet Edilmesinde Siret- i Nebi Örnekliğinde Davet Metodolojisinin Oluşturulması” konulu konuşmasını yaptı. Müslümanların geri kalmasının büyük sebeplerinden birinin camilerin gerçek fonksiyonunun kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Kerim, İslam tarihinin ilk döneminde caminin en önemli toplumsal kurum olduğunu hatırlattı. Kerim, “O dönem toplumun en önemli kurum ve toplumun da en önem verdiği yer cami ve mescitti. Müslümanlar o dönem kendisiyle iftihar ettiğimiz bir durumdaydılar. Bu ümmetin problemlerinden birisi de gençlerin camilerden, mescitlerden uzak olmasıdır. Bu büyük bir problemdir. Bu gençleri nasıl tekrar caminin kucağına, caminin o merhametli kollarına getireceğiz? Mescid-i Nebevi örneğinde baktığımızda mescidin yaşamla ilgili bütün görevleri üstlendiğini görüyoruz. Bu konuda onlarca çalışmaya denk geldim. Hepsinde şunu gördüm ki bir Müslümanın hayatında mescidin etkisini gördüm. Birincisi ibadete taalluk eden boyutu vardır. Birinci görevi ibadetin gerçekleştirilmesidir. Caminin fonksiyonu ibadetle bitmemektedir. Mescit sadece namaz kılınan bir yer değildir. Her ne kadar onda namazları, teravihi kılsak da cami sadece ibadet yeri değildir. Günümüzdeki camilerin çoğunda sadece namaz kılınmaktadır. Bu da caminin rolüne karşı bir saldırı ve ihanettir. Bu son zamandaki yaptığı çalışmaların sonucu aslında. Oysa camilerin ibadet dışında fonksiyonları vardır. Bu alanda önemli bir konuma sahiptirler. Tabi ki günümüzdeki camiler de bu görevi gerçekleştirmektir. Psikolojik, eğitim, zihinsel ve fiziksel gelişimde caminin önemi vardı eskiden. Bilimsel rolü ise caminin en büyük görevlerindendir. Bu görev günümüzde musibete uğramış ve aşırı derecede geri kalmışlık haline gelmiştir. Bazı mescidlerde namaz ile birlikte izmihlal halleri gerçekleşmekte” dedi.

    “MÜSLÜMANLARIN NÜFUSUNDAN KORKAN BATI, PROJELER GELİŞTİRDİ”

    İttihadul Ulema üyesi Müfit Yaray da “Doğudan Batıya Yönelen Gençliğin Özbenliğine Kavuşabilmesi için Neler Yapılmalıdır?” konulu konuşmasını yaptı. Günümüzde Doğu'dan Batı'ya yönelen bir gençliğin olduğunu belirten Yaray, bu durumun İslam âlimleri ve İslam toplumlarını rahatsız ettiğini söyledi. Batı medeniyetine bakıldığında süslü güzel sözlerin kullanıldığını ifade eden Yaray, “Batı medeniyetinin görünür yönü insanların nefsine hoş geliyor. Demokrasi, adalet, özgürlük, insan hakları, kadın ve çocuk hakları hatta hayvan hakları derler. Teknoloji ve bilim derler. Yeni icat ve aletlerden bahsederler. Bunların birçoğu gerçekten de hepimizin hoşuna giden, nefsimizi okşayan şeyler. Peki, Batı medeniyeti gerçekten bu mudur? Yoksa Batı medeniyetinin vahşi ve çetin yüzünü saklamaya çalışan bir maskesi mi bu güzel sözler? Ayet-i kerime bu sözlerin maske olduğunu söylüyor” dedi.

    “DOĞUDAN BATI'YA YÖNELEN GENÇLERDEN VE BATILI DEĞERLERE YÖNELMESİNDEN ŞİKÂYETÇİYSEK BUNUN SEBEBİNİ TESPİT ETMELİYİZ”

    Yaray, “Bugün dünyanın herhangi bir merkezinde meydana gelen fitne ve kargaşaların sebebi kimdir diye sorduğumuzda hemen Batı ve medeniyetini oluşturan ülkeler diyeceğiz. Bugün dünyada insanların gıdalarıyla oynayan, ayetin deyimiyle ekini ifsat eden kimdir diye sorsak hepimiz Batı ve Batı medeniyetini oluşturan ülkelerdir diyeceğiz? Bugün dünyada insanoğlunun neslini, gençliği bozan, gençliği şehvet ve oyun peşinde koşturan, sosyal medyada yönetilen, duygusuz, cansız, ruhsuz, amaçsız adeta bir robot haline getiren kim diye sorsak hiç tereddüt etmeden Batı ve Batı medeniyeti diyeceğiz? Bunları sorunun kaynağını tespit etmek için soruyoruz. Sorunun kaynağı bilinmeden sorunlar çözülemez. Doğudan Batı'ya yönelen gençlerden ve batılı değerlere yönelmesinden şikâyetçiysek bunun sebebini tespit etmeliyiz. Sebep bilinmeden çözüm üretilemez. Öyleyse birinci tespitimiz şudur; fitne ve kargaşanın kaynağı Batı, insanın nesliyle oynayan, İslam ülkelerindeki gençleri bozmaya çalışan bir Batı medeniyeti vardır." ifadelerini kullandı.

    “BATI MÜSLÜMAN NÜFUSUNUN ARTMASINDAN RAHATSIZ”

    Şu anda Avrupa ve Amerika'da hızlı bir şekilde nüfusun azaldığını hatırlatan Yaray, “Gelişen yaşam koşullarına bağlı olarak yaşlı nüfus sürekli artıyor. Başta Almanya ve İspanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde ölüm oranları doğan insanların sayısından daha fazla. Nüfus hem yaşlanıyor hem azalıyor. Bütün Avrupa ve Amerika'da doğum teşvik edilir. Ailelerin çocuk sahibi olması için devlet ailelere para verir, maddi destekte bulunur. Ta ki nüfus çoğalsın. Batı medeniyetinin çok belirgin bir özelliği daha var. Batı hesapçı ve planlı bir medeniyettir. İşlerini önceden planlar ve düzenlerler. Onları yıllar önce nüfuslarının bu şekilde yaşlandığını ve azaldığını öngördüler. Ama buna mukabil bir hesap daha yaptılar. İslam ülkelerindeyse nüfus hızla çoğalıyor, Müslümanların sayısı artıyor. ABD'de bir araştırma merkezi 2011 yılında bir araştırma yapıyor. Şu 3 tespitte bulunuyorlar; Birincisi dünyada Müslümanların nüfusu hızla artıyor. İkincisi şu anda yeryüzündeki en genç dini grup Müslümanlardır. Üçüncüsü de Yahudi ve Hristiyanların nüfusu azalıyor. Bu tespitleri yan yana getirdiğimizde Batı Müslüman nüfusunun artmasından rahatsız. Endonezya, Türkiye, Mısır gibi ülkelerde milyonlarca Müslüman genç var. Savaşlarla öldürmeye çalıştıkları Irak'ta bile 10 milyonu aşkın genç var. 2050'ye varmadan Avrupa'da Müslümanların nüfusu Hristiyanları geçecek. Onun için 2 karar aldılar. Birincisi İslam ülkelerinde nüfus artış hızını frenleme. İkincisi ise mevcut olan gençliği Batı gençliği haline getirmek. Bunlar Müslümanların evladı olsalar bile batılı olsunlar…” diye konuştu.

    “İSLAM ÜLKELERİNDEKİ BAZI YERLİ İŞBİRLİKÇİ İDARECİLERİ KULLANARAK AİLE PLANLAMASI KULLANIYORLAR”

    Yaray, şöyle devam etti: "İslam ülkelerindeki bazı yerli işbirlikçi idarecileri kullanarak aile planlaması kullanıyorlar. Bir Müslüman ülke batı ile anlaşma yapsa veya silah alsa ülkesindeki nüfusu azaltmaya çalışıyor. Ne alaka? Biz anlaşma yapıyoruz. Aileyle işiniz ne? Hatta kredi veriyorlarsa o kredinin bir kısmının bu konuda kullanılmasını şart koşuyorlar. Kendi ülkelerinde nüfusun artması için çaba sarf ederken İslam ülkelerinde tam tersi nüfusu azaltmaya çalışıyorlar. 15-20 sene boyunca okul okuyan bütün gençler Batı'nın eğitim sistemine bağlı okullardan geçerler. Karma eğitimden geçerler ve öyle bir ahlakla büyürler ki diplomasını aldığında onun Müslümanlarla bir alakası yoktur. Tam tersine Batılılar gibi dünyaya bakar, onlar gibi giyinir, onlarınsevdiğini sever. Öyleyse bu bir plan ve projedir. Gençliğin bu hale gelmesi tesadüfen meydana gelen bir olay değildir. Planlı ve projeli bir çalışmadır”

    “DEVLET DE BÜYÜK BİR AİLE HÜKMÜNDEDİR”

    Batılıların, aynı zamanda İslam ülkelerindeki medya gücünü yoğun olarak kullandığını vurgulayan Yaray, “Basın ve yayında Batı ve medeniyetini teşvik ederler. Peki, biz buna karşı ne yapmalıyız? Ayet-i kerimenin tabiriyle kendimizi ve ailemizi ateşten korumalıyız. Aile ve devlet kurumunu korumalıyız. Devlet de büyük bir aile hükmündedir. Devletin reisi büyük ailenin reisi hükmündedir. Ailemiz çocuklarımıza sahip olmalı, aile büyük bir liman haline gelmelidir. Çocuk, girdaplarda ailesine dönüp dertlenebilmelidir. Evlerimiz birer otel odası olmaktan çıkmalı. Otellerde birbirini tanımayan kişiler odasına çekilip yatarlar. Evlerimiz maalesef bugün bu halde. Kimse kimseyle konuşmaz, dertleşmez” dedi.

    BİLDİRGENİN OKUNMASIYLA BULUŞMU SONA ERDİ

    Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki âlimlerin katılımıyla gerçekleşen 4’üncü Âlimler Buluşmasının sonuç bildirgesi okundu. Bildirgede İslam ülkelerinin yönetici ve alimlerine önemli çağrılarda bulunuldu.

    Âlimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) tarafından Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki âlimlerin katılımıyla Diyarbakır'da gerçekleşen 4'üncü Âlimler Buluşması sona erdi. 2 gün 3 oturum şeklinde gerçekleşen buluşmanın ardından sonuç bildirgesi okundu.

    Sonuç bildirgesinin tamamı şöyle:

    “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Hazreti Muhammed Mustafa’ya, ehli beytine, ashabına ve onların yolunu sürdüren tüm müminlere salat ve selam olsun.

    19-20 Ekim 2019 (20-21 Safer 1441) tarihinde gerçekleştirdiğimiz 4. Alimler Toplantımız Allah Azze ve Celle’nin inayetiyle başarıyla tamamlanmıştır. Değerli alimler, önemli şahsiyetler katılım sağladılar. Tebliğlerin sunulmasından ve bunlarla ilgili mülahazalardan sonra aşağıdaki maddeler üzerinde mutabık kalınmıştır:

    Adalet temelinde çözülmeyen sorunlar emperyalistlerin ümmet coğrafyasına yerleşmelerine zemin hazırlıyor

    1- İslam ülkelerinde yaşayan halkların mevcut sorunlarının adalet temelinde çözülememesi nedeniyle sorunlar büyümekte, emperyalistlerin ümmet coğrafyasına yerleşmelerine, aramızdaki ihtilaflardan yararlanarak Müslümanların kanlarını akıtmalarına ve zenginliklerimizi talan etmelerine zemin hazırlamaktadır.

    İSLAM ÜLKELERİNİN YÖNETİCİLERİ HALKIN MASLAHATINI GÖZETSİN

    2-İslam ülkelerinin yöneticilerine Allah’ın emir ve nehiylerine riayet edip halklarının maslahatını gözeterek kararlarında dış güçlerin etkisinde kalmadan bağımsız davranmaları çağrısında bulunuyoruz.

    ALİMLER TOPLUMA REHBERLİK ETMELİ

    3-Alimlerin görevi Asr-ı Saadet’te olduğu gibi Allah Teala’nın emirlerine ve Resul-i Ekrem’in sünnetine tutunarak hayatın muhtelif alanlarında topluma rehberlik etmek ve sorunların çözümünde etkin bir katkı sunmaktır.

    ALİMLER VE MEDRESELER SORUMLULUK ÜSTLENMELİ

    4-İslam medeniyetinin yeniden eski ihtişamlı günlerine dönmesi için alimler ve medreseler sorumluluk üstlenmeli ve bu konuda projeler üretmelidirler.

    VASAT BİR TOPLUM İÇİN ALİMLER GAYRET GÖSTERMELİ

    5-Toplumun uçlara savrulmaması ve hem inanç olarak hem amel olarak vasat çizgide kalması için alimler gayret göstermeli; fer’i meselelerdeki tartışmalarla toplumu ayrıştırmamalı bilakis toplumsal barışın tesisinde öncü olmalıdırlar.

    KADIN VE AİLE İFSADINA KARŞI DURULMALI

    6-Müslüman halkların en önemli ayırıcı vasfı aile dayanışmasıdır. Bundan dolayı ümmetin alimlerine kararlı ve azimli çalışmalarla İslam toplumunun ifsadına özellikle de kadın ve gençlerin ifsadına karşı durmaları çağrısında bulunuyoruz. Alimler, medreselerle beraber gençlerle buluşmalı, beklentilerini karşılamalı ve güçleri nispetinde sorunlarını çözmelidirler.

    MEDRESELERDE YENİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ OLUŞTURULMALIDIR

    7-Medreselerimizin geleneksel yapısı ihmal edilmeden ama günümüz insanının ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak topluma önderlik edecek bir nesil yetiştirmeye elverişli yeni bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Bunun için bir komisyon kurulmalıdır.

    KADINLARIN EĞİTİMİ ERTELENMEMELİ

    8-Kadınlar, ümmetin önemli parçasını oluşturmaktadırlar. Onların eğitimi, yetiştirilmesi, değerlerinin takdir edilmesi ve Allah Teala’nın onlara verdiği konuma yerleştirilmeleri ertelenemeyecek zorunlu bir vecibedir.

    ÇOCUKLAR KÜÇÜK YAŞTA OKUMAYA VE MEDRESEYE YÖNLENDİRİLMELİ

    9-Çocuklar küçük yaşta okumaya ve medreseye yönlendirilmeli ve onlar için yaşlarına uygun bir eğitim modeli oluşturulmalıdır. İslami ilimlerin bitirilmesinden sonra öğrenciler ilgilerine ve kabiliyetlerine uygun ihtisas alanlarına yönlendirilmeli ve bu alanlarda uzmanlaşmaları sağlanmalıdır. Bu hedefe ulaşmaları için de onlara lazım olan araç ve imkanlar hazırlanmalıdır.

    YENİ İLETİŞİM ARAÇLARINDAN İSTİFADE EDİLMELİ

    10-Yeni iletişim araçları, yaşadığımız çağın zaruri ihtiyaçları haline gelmiştir. Bu sebeple alimler ve medreseler ilgili araçlardan gerektiği şekilde istifade etmelidirler. Bu istifade sağlanırken zararlarından da korunulmalıdır.

    İSLAMİ DAVETE ÖZEL BİR ÖNEM GÖSTERİLMELİ

    11-İslam’a davet görevi zorunlu dini bir vecibedir. Bu sebeple alimlerin ve medreselerin bu göreve özel bir önem göstermelidirler. Bununla beraber bu davet görevi basiret, hikmet ve güzel öğütlerle yapılmalı ve Allah Teala’nın emir buyurduğu gibi bu alandaki mücadele en güzel şekilde yapılmalıdır.

    GENÇLERİN BATIYA GÖÇ ETMESİNİ ÖNÜNE GEÇİLMELİ

    12-İslam dünyasında yaşanan savaşların yanı sıra adaletsizlik, ekonomik yetersizlik ve mahrum edici bir haksızlık sebebiyle gençlerimiz batıya göç etmektedirler. Ülkelerimizde toplumsal barışı tesis ederek, zulmü ortadan kaldırarak ve gençlere iş imkanları oluşturarak herkesi bu göçün önüne geçmek için mücadeleye çağırıyoruz. Bu mücadele verilmeli ki gençlerimizin batı düşüncesine kaymaları engellenip fikren sapmaları önlenmiş olsun.

    Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

    Program teşekkür konuşması ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen